Haber Detayı

Öldürüldü, yakıldı! Bagajda ceset varken hasta numarası yaptılar! | Son dakika haberleri
Gündem haberturk.com
22/02/2026 09:16 (1 saat önce)

Öldürüldü, yakıldı! Bagajda ceset varken hasta numarası yaptılar! | Son dakika haberleri

İstanbul’daki evinden çıkan Abdullah Bey’den bir daha haber alınamadı. Ailesinin yaptığı kayıp başvurusu ilk etapta sıradan bir dosya gibi görünüyordu. Ancak Gaziosmanpaşa’da ormanlık alanda bulunan yanmış erkek cesedi, soruşturmanın yönünü tamamen değiştirdi. Maktulün kimliği yakılarak yok edilmek istenirken, vahşet cesedin kolunda kalan bir saat sayesinde çözüldü. Kan donduran bir cinayete kurban giden Abdullah Bey’in kayıp olayının arkasından, kaçan akrabalar ve soğukkanlı bir plan çıktı. 2004 yılının kanlı olaylarından biri olan bu cinayetin ayrıntılarını emekli polis memuru Arzu Hepsevigen Habertürk’e anlattı. Mustafa Şekeroğlu’nun özel...

Yıl 2004...

Nisan ayının son günleri...

İstanbul, güneşli bir bahar sabahına uyanmıştı. Öğle saatlerine doğru, Gayrettepe’de bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’nün giriş kapısından içeri iki kadın girdi.

Biri genç, diğeri ise yaşlıydı.

Genç kadın, endişeli bakışlarla nöbetçi polis memuruna yaklaştı ve bir kayıp başvurusunda bulunacaklarını söyledi.

Görevli polis memurunun yönlendirmesiyle iki kadın, o dönem binanın ikinci katında bulunan Kayıp Şahıslar Büro Amirliği’ne çıkarıldı.

Ancak bu sıradan bir kayıp başvurusu değildi...

O gün yapılan ihbar, kısa süre sonra İstanbul’un en karanlık dosyalarından birine dönüşecekti. “EŞİM KAYIP, ULAŞAMIYORUZ” Kayıplar Masası, o dönem yeni yapılanmayla birlikte adı Kayıp Şahıslar Büro Amirliği olarak yenilenmiş ve genişletilmişti.

İstanbul’daki tüm kayıp başvuruları burada toplanıyor, her dosya titizlikle inceleniyordu.

İçeri giren iki kadını, büronun ilk kadın polis memurlarından Arzu Hepsevigen karşıladı ve ifadelerini almak üzere odaya aldı.

Genç kadın konuşmakta zorlanıyordu. “Eşim kayıp...

İki gündür eve gelmedi.

Telefonuna da ulaşamıyoruz” dedi.

Yanındaki yaşlı kadının ise oğlundan haber alamamanın verdiği endişeyle sessizce beklediği görülüyordu.

Bilgisayarının başına geçen Arzu Hepsevigen, anlatılanları resmi tutanağa geçirmeye başladı.

Ardından her kayıp dosyasında sorulan o kritik sorular yöneltildi.

En son ne zaman görüldü?

Kiminle görüştü?

Herhangi bir tartışma, husumet ya da borç meselesi var mıydı? ÜZERİNDE NE VARDI?

Ve en kritik sorulardan biri “Üzerinde ne vardı” sorusuydu.

Emekli polis memuru Arzu Hepsevigen, yıllar sonra o günü şöyle anlattı: “Kayıp başvurularında biz mutlaka kayıp kişinin üzerinde ne tür kıyafetler olduğunu sorarız.

Kadın ya da erkek fark etmez; üzerindeki tüm eşyalar, takılar, hatta küçük ayrıntılar bile bizim için önemlidir.

Bunun yanında vücudunda herhangi bir iz, ameliyat izi, dövme ya da benzeri bir belirti olup olmadığını da öğreniriz.

Bunun nedeni şudur; zaman zaman kimliksiz, hatta yüzü tanınmayacak halde bulunan cesetlerle karşılaşabiliyoruz.

Böyle durumlarda kıyafetler, takılar ya da vücuttaki ayırt edici izler, teşhis açısından ilk ve en önemli ipuçlarını verir.

Bu olay da bir kayıp başvurusuyla başladı.

Evli bir adam kayıptı.

Eşi ve annesi başvurdu.

Biz kayıp başvurusunu aldık ve derhal soruşturma başlattık.” O gün tutulan o ifade, kısa süre içinde sıradan bir kayıp dosyasından çıkacak...

İstanbul’un karanlık arşivine girecek bir cinayet soruşturmasının ilk adımı olacaktı.

Yapılan kayıp başvurusuna göre Abdullah Bey, 22 Nisan günü Maltepe’deki evinden çıktıktan sonra bir daha geri dönmemişti.

O andan itibaren ne telefonu açıldı ne de kendisinden haber alınabildi.

Elbette emniyete gelen tek kayıp başvurusu bu değildi.

O dönem İstanbul’da günde 10-15 kayıp başvurusu yapılması sıradan bir durumdu.

Birçoğu kısa süre sonra kendiliğinden evine dönüyor, bazıları da polis uygulamalarında kimlik kontrolü sırasında bulunuyordu. ÇALIŞMA BAŞLATILDI Ancak Abdullah Bey dosyasında bir şeyler farklıydı.

Kayıp Şahıslar Büro Amirliği hemen çalışma başlattı.

Dosya açıldı, rutin sorular birer birer soruldu ve cevaplar tek tek kayda geçirildi: Abdullah Bey en son kiminle görüşmüştü?

Husumetli olduğu biri var mıydı?

Borç meselesi, tehdit, takip...

Ya da kimsenin bilmediği “yasak” bir ilişki ihtimali?

Abdullah Bey neden bir anda kayıplara karışmıştı?

DİKKAT ÇEKEN YANMIŞ ERKEK CESEDİ Kayıp uzmanı Arzu Hepsevigen, bu başvurunun sıradan bir kayıp olmadığını ilk günlerden itibaren hissettiklerini söylüyor, o günleri şöyle anlatıyor: “O dönem çok sayıda kayıp başvurusu alıyorduk.

Deneyimle şunu öğreniyorsunuz: Bazı kayıplar ‘gecikmiştir’, bazıları ise gerçekten hayati tehlike taşır.

Bu dosya, ilk andan itibaren o türden bir dosyaydı.” “Bu yüzden İstanbul genelinde, jandarma bölgesi dahil, bulunan kimliksiz cesetlerin evraklarını incelemeye başladım.

Kayıp bir erkek olduğu için özellikle erkek cesetlerine baktım.

İnceleme sırasında, kayıp tarihine çok yakın bir dönemde Gaziosmanpaşa’da yanmış, kimliği belirsiz bir erkek cesedi bulunduğunu gördüm.

Hemen ekip arkadaşlarımızla birlikte bu kimliği belirsiz cesetle ilgili inceleme yaptık.” Bu cümlelerle birlikte soruşturmanın seyri değişmeye başlamıştı. Çünkü artık mesele sadece “kayıp” değildi...

Dosya, bir anda cinayet şüphesi ihtimaline doğru ilerliyordu.

KOL SAATİ GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARDI Yanmış cesedin tanınmayacak halde olduğunu anlatan Arzu Hepsevigen, soruşturmanın seyrini değiştiren o kritik detayı şöyle aktardı: “Ceset tamamen yanmıştı. Üzerindeki kıyafetler de büyük ölçüde tahrip olmuştu.

İlk bakışta teşhis edilebilecek hiçbir şey yok gibiydi.

Ancak detaylı incelemede yanmayan tek önemli bulgunun kolundaki saat olduğunu fark ettik.

Dosyada olay yeri fotoğrafları ve video görüntüleri vardı.

Görüntüleri tekrar tekrar inceledik.

Ardından aileyle irtibata geçtik.

Cesedin kolundaki saatin fotoğrafını gösterdik.

Aile, ‘Saat benziyor, markası da aynı’ dedi.

Bunun üzerine aileyi DNA örneği alınması için Adli Tıp Kurumu’na yönlendirdik.” DNA UYUŞTU Yapılan DNA karşılaştırması sonucu, Gaziosmanpaşa’da yanmış halde bulunan kimliği belirsiz erkek cesedinin kayıp Abdullah Bey’e ait olduğu kesinleşti.

Bir kol saatinden yola çıkan Kayıp Şahıslar Büro Amirliği dedektifleri, artık dosyanın adını koymuştu.

Bu bir kayıp vakası değildi.

Abdullah Bey öldürülmüş...

Ardından da kimliği gizlenmek istenircesine vahşice yakılmıştı.

Soru artık şuydu: Abdullah Bey’i kim, neden öldürmüştü?

Ve cesedi neden yakma gereği duymuştu?

KAYIP AKRABALAR Cinayet ihtimalinin netleşmesiyle birlikte dedektifler, Abdullah Bey’in çevresini mercek altına aldı.

İlk etapta yapılan araştırmalarda maktulün bilinen bir husumetinin olmadığı tespit edildi.

Ne ciddi bir borç meselesi vardı ne de açık bir tehdit kaydı.

Ancak soruşturma derinleştirildikçe dikkat çeken bir ayrıntı ortaya çıktı.

Abdullah Bey’in bazı akrabaları, kaybolduğu tarihten hemen sonra ortadan kaybolmuştu.

Bu durum dedektiflerin şüphesini artırdı.

Kimlik bilgileri tek tek çıkarıldı, adres kontrolleri yapıldı, telefon sinyalleri incelendi.

Neden ortadan kaybolmuşlardı?

Tesadüf müydü, yoksa cinayetle bağlantılı bir kaçış mı?

Yapılan teknik ve fiziki çalışmalarda, kayıp akrabalar arasında yer alan Hüseyin isimli kişinin maktulle son dönemde temas halinde olduğu belirlendi.

Soruşturma giderek bu isim üzerinde yoğunlaşmaya başladı.

KASTAMONU’DA YAKALANDILAR Telefon kayıtları detaylı şekilde incelendi.

Elde edilen HTS verilerinde Abdullah Bey’in kaybolmadan önce Hüseyin ile görüştüğü tespit edildi.

İstanbul’da yaşayan Hüseyin ve beraberindeki bazı akrabalar kaybın hemen ardından izlerini kaybettirmişti. Çalışmalar ilerledikçe telefon sinyalleri ve saha araştırmaları dedektifleri İstanbul dışına yönlendirdi.

İzler Kastamonu’ya uzanıyordu.

Şüpheli olarak değerlendirilen Hüseyin ve beraberindeki bazı kişilerin Kastamonu’ya gittikleri belirlendi.

Durum savcılığa bildirildi.

Yapılan değerlendirme sonrası şüpheliler hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

Kastamonu’ya giden Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, biri kadın olmak üzere toplam 4 kişiyi gözaltına aldı.

Artık soruşturma yeni bir aşamaya geçmişti.

Cinayetin perdesi aralanmak üzereydi.

SORGULARINDA CİNAYETİ İTİRAF ETTİLER Kastamonu’da gözaltına alınan şüpheliler Gayrettepe’ye getirildi.

Kayıp Şahıslar Büro Amirliği’nde başlayan sorgular, kısa sürede kapsamlı bir ifadeye dönüştü.

Yapılan çapraz sorguda çelişkiler peş peşe ortaya çıktı.

Saatler süren sorgunun ardından kan donduran itiraf geldi.

Cinayeti, dedektiflerin üzerinde yoğunlaştığı Hüseyin isimli akraba işlemişti.

Yanındaki akrabaları ise suça yardım etmişti.

Abdullah Bey öldürülmüş, ardından cesedi ortadan kaldırılmak istenmişti.

POLİS ÇEVİRMESİNE TAKILMAMAK İÇİN HASTA NUMARASI YAPTILAR Elde edilen bilgilere göre cinayet Maltepe’de işlendi.

Abdullah Bey’i öldüren şüpheliler, cesedi yok etmek için plan yaptı.

Plan soğukkanlıydı.

Ceset aracın bagajına konuldu.

Şüphelilerden biri arka koltukta bir kadınla birlikte oturdu.

Kadın yol boyunca “hasta” rolü yaptı.

Amaç, olası bir polis çevirmesinde aracın durdurulmaması ya da detaylı kontrol edilmemesiydi.

Şüpheliler, Gaziosmanpaşa’ya kadar bu şekilde ilerledi.

Ormanlık alana geldiklerinde cesedi araçtan indirip attılar.

Kimliğinin tespit edilmemesi için de cesedi ateşe verdiler.

Ancak hesap edemedikleri bir detay vardı...

Bir kol saati cinayetin çözülmesine neden oldu. 20 YIL HAPSE MAHKUM OLDU Soruşturmanın tamamlanmasının ardından şüpheliler tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Yapılan yargılama sonucunda Hüseyin isimli sanık 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kartal Cezaevi’ne konulan hükümlü, olaydan 7 yıl sonra, 2011 yılında cezaevinden firar etti.

Firarı uzun sürmedi.

Kısa süre sonra Gebze’de yakalanan zanlı yeniden cezaevine gönderildi.

Yanmış bir cesetle başlayan soruşturma, bir kol saatinden çözülen bir cinayet dosyasına dönüşmüştü.

Dosyanın çözülmesinde yer alan Kayıp Şahıslar Büro Amirliği’nin ilk kadın polis memuru Arzu Hepsevigen, birçok cinayet dosyasında yer aldı.

Görev yaptığı tüm birimlerde başarılı operasyonlarda yer alan Hepsevigen emekli olduktan sonra yakın koruma olarak çalışmaya başladı.

İlgili Sitenin Haberleri