Haber Detayı

Entelektüel merkez, zararsız radikalizm ve Chomsky meselesi
Cemil gözel aydinlik.com.tr
22/02/2026 13:37 (3 saat önce)

Entelektüel merkez, zararsız radikalizm ve Chomsky meselesi

Entelektüel merkez, zararsız radikalizm ve Chomsky meselesi

Noam Chomsky’nin Jeffrey Epstein’la olan bağlantısının neden olduğu tartışmalar, kimi çevrelerce ahlaki bir skandal olarak algılandı.

Oysa sorun çok daha derin.

Çünkü Chomsky’in emperyalizm, medya ve devlet şiddeti üzerine eleştirileriyle şekillenen entelektüel kimliği düşünüldüğünde, meseleyi liberal bir ahlak skandalına indirgemek, daha baştan sorunun özünü bireysel ahlak alanına hapsetmek ve politik zemini boşaltmak anlamına geliyor.

Noam Chomsky, emperyalizm eleştirilerine rağmen akademik dünyanın en rahat öznelerinden biri.

Üniversitelerde kabul görüyor, prestijli yayınlarda yer buluyor, uluslararası konferansların değişmez davetlisi.

Bu durum çoğu zaman entelektüel cesaret üzerinden açıklanıyor.

Oysa bu açıklama ikna edici değil.

Sorulması gereken soru başka: Sisteme yönelmiş bir eleştirinin bu denli serbest dolaşıma girebilmesi, onun radikalliğinin mi yoksa yapısal olarak sınırlandırılmışlığının mı göstergesidir?

ASKIYA ALINMIŞ TEORİ Emperyalizm her eleştiriyi bastırmaz.

İktidar talep etmeyen, örgütlü bir tarihsel özne tarif etmeyen, sınıf mücadelesini ahlaki bir öfkeye tercüme eden eleştiriler çoğu zaman emperyalizm tarafından tolere edilir.

Hatta dolaşıma sokulur.

Çünkü bu tür eleştiriler düzeni teşhir etse de onu aşacak bir siyasal yönelim üretmez.

Böylece sistem, kendi eleştirisini bir tür vicdan mekanizması ve güvenlik sibobu olarak kullanır.

Ben, Chomsky’nin düşüncesindeki temel kırılmayı burada görüyorum.

Çünkü Chomsky kapitalizmi yanlış kararlar alan elitlerin yönettiği bir sapma olarak ele alıyor.

Devleti başlı başına bir baskı aygıtı olarak kavrıyor.

Örgüt, parti, iktidar sorununu ise otoriter bir tuzak olarak görüyor.

Sonuçta ortaya, siyasal olarak askıya alınmış bir teori çıkıyor.

Bu, Chomsky’nin erken dönem anarşist sendikalizm vurgusuyla çelişen bir gelişim gibi görünebilir ilkin ama onun düşüncesindeki gerilim, sistemle ilişkisindeki çelişkiyi de yansıtıyor.

Şunu söylemek zorundayım: Chomsky’nin siyasal olarak askıya alınmış teorisi onu egemenlerin bilinçli ideoloğu yapmaz.

Ancak onu, egemen düzenin rahatlıkla tolere edebildiği, hatta ihtiyaç duyduğu bir eleştiri biçiminin temsilcisi haline getirir.

Ama bu her bakımdan daha tehlikelidir.

Çünkü düzeni meşrulaştırmasa da onu aşacak kapıları sistematik olarak kapalı tutar.

Bu yüzden Chomsky’nin eleştirisi radikal görünse de yapısal olarak zararsızdır.

Bu “zarar”ı, iktidar blokunun bekası açısından tanımlıyorum.

ENTELEKTÜEL MERKEZİLEŞMENİN YAPISAL SORUNU Epstein meselesini de buradan okumak gerektiğini düşünüyorum.Çünkü Epstein yalnızca bir finans figürünün ötesinde entelektüel prestiji de bir meşruiyet aracına dönüştüren bir ağın kurucusudur.

Bilim insanlarıyla, filozoflarla, akademik “starlar”la kurulan ilişkiler, paranın kaba gücünü saygınlıkla cilalar.

Öyleyse Chomsky gibi figürlerin bu ağa kenarından köşesinden temas etmesi kişisel bir ahlaksızlıktan öte entelektüel merkezileşmenin yapısal bir sonucudur.

Çünkü bu merkezler, iktidarın para ve zorun yanı sıra bilgi ve prestijle de dolaştığı alanlardır.

Dolayısıyla sorun bireysel olanın ötesinde, entelektüel merkezileşmenin kendisidir.

Üniversiteler, prestijli dergiler, uluslararası konferanslar yansız alanlar değildir.

Hangi eleştirinin makul, hangisinin aşırı olduğu bu merkezlerde belirlenir.

Radikal düşünce, bu süzgeçten geçebildiği ölçüde dolaşıma girer.

Elbette bunun bir bedeli var: İktidar sorununu soyutlayacaksın, sınıf mücadelesini pedagojik bir anlatıya dönüştüreceksin, teoriyi siyasetin yerine geçireceksin.

Entelektüel merkez kavramı ilk bakışta fazlasıyla soyut görünebilir.

Dahası, merkezîleşen her yapının başlı başına olumsuz olduğu gibi kaba bir anlam da çağrıştırabilir.

Oysa burada kastedilen şey bilginin meşruiyet kazandığı eşiktir.

Bugün bir fikrin “geçerli teori” statüsü kazanması büyük ölçüde belirli kurumsal ağlardan geçmesini gerektirir.

Bu yapıları merkez haline getiren, hangi bilginin dolaşıma gireceğini, hangisinin marjinal kalacağını süzen bir filtre işlevi görmeleridir.

Dolayısıyla sorun merkezîleşmenin kendisi değildir.

Kaldı ki bilimsel üretim, kaçınılmaz olarak belirli düzeylerde merkezî örgütlenme gerektirir.

Problem, bu merkezîleşmenin ideolojik bir süzgece dönüşmesidir.

Bu anlamda entelektüel merkez, düşüncenin geçerlilik damgası aldığı yerdir.

Benim tartışmayı buraya sürüklemem de bu nedenledir.

BİLGİNİN HESAP VERME İLİŞKİSİ Bu merkezileşme kırılmadan gerçekten devrimci bir bilgi üretimi mümkün müdür?

Zor ama imkânsız değil.

Ancak bunun yolu romantik bir anti-akademizmden geçmez.

Asıl mesele mekân değil hesap verme ilişkisidir.

Akademik bilgi fonlara, hakemlere, prestij ekonomisine hesap verir.

Devrimci bilgi ise örgütlü özneye, mücadeleye, tarihsel pratiğe hesap verir.

Bu ilişki değişmeden, bilgi ne kadar sert görünürse görünsün, devrimci olamaz.

Buradaki kritik ayrım,tehlikeli addedilen eleştirinin soyut bir radikalliğin ötesine geçebilmesi ve bu alternatif hesap verme ilişkisini kurabilmesidir.

Bu yüzden Chomsky örneği üzerinden tek bir düşünürün tutarlılığını tartışmıyorum; tartıştığım şey emperyalizmin eleştiriyi nasıl metabolize ettiğidir.

Emperyalizm, kendisini ahlaken mahkûm eden ama tarihsel olarak aşmayı hedeflemeyen eleştiriyle yaşayabilir.

Hatta ona ihtiyaç duyar.

Tehlikeli olan, bu eleştirinin sınırlarının radikal düşüncenin kendisi sanılmasıdır.

Dolayısıyla Chomsky’yi yerli yerine koymak, onun devrimci teorinin taşıyıcısı olmadığını saptamakla mümkün.

Chomsky olsa olsa emperyalizmin “vicdanlı” tanığıdır.

Chomsky-Epstein temasının bireysel ahlak tartışmalarında boğulması meselenin özünü ıskalıyor.

Çünkü bu temas, zararsız radikalizmin en somut ve rahatsız edici metaforlarından biri olarak karşımızdadır.

Epstein’ın kurduğu ağ, paranın prestijle, entelektüel yapının ise iktidarla nasıl birbirini besleyen bir ilişki geliştirdiğinin somut bir örneğidir.

Bu ilişkiye temas eden her özne, ister istemez onun mantığına dair bir sorgulamanın nesnesi haline geliyor.

Chomsky’nin buradaki konumu, eleştirel söylemin bile nasıl emperyalizmin meşruiyet yapısının içine hapsolabildiğini gösteriyor.

En “sert” emperyalizm eleştirisi bile, eğer iktidarı hedef alan örgütlü bir siyasetle buluşmuyorsa, Epstein benzeri ağların dünyasında saygın bir yer edinebilir.

Bu, kişilerden çok eleştirinin kendisinin sisteme eklemlenmesinin ve entelektüel merkezileşmenin doğasının sarsıcı bir ifadesidir.

İlgili Sitenin Haberleri