Haber Detayı
Proteini azaltmak uzun yaşamın anahtarı mı
Süpermarket rafları protein ürünleriyle dolup taşarken, laboratuvarlarda bambaşka bir hikaye yazılıyor. Daha az protein, daha uzun yaşam. İnsan ömrüne proteinin etkisi araştırmaları büyüyecek gibi.
2026 yılı başında açıklanan yeni beslenme rehberleriyle birlikte protein önerileri kilogram başına 0,8 gramdan 1,2–1,6 grama yükseltildi.
Küresel beslenme söylemi neredeyse tek bir eksen etrafında dönüyor; daha fazla protein, daha iyi sağlık.Ancak laboratuvar ortamında yürütülen deneyler bu anlatıyı sarsıyor.
Maya hücrelerinden böceklere, kemirgenlerden primatlara kadar birçok model organizmada protein alımı azaltıldığında yaşam süresinin uzadığı gözlemleniyor.
Üstelik bu yalnızca ömrün uzaması değil; aynı zamanda metabolik sağlığın iyileşmesi anlamına geliyor.Bu durum, yaşlanma biyolojisi açısından son derece kışkırtıcı bir soruyu gündeme getiriyor; bedenimiz bollukta mı, yoklukta mı daha uzun yaşıyor?Uzun yaşam araştırmalarında en eski ve en güçlü yöntemlerden biri kalori kısıtlamasıdır. 20. yüzyılın başından bu yana toplam kalori alımını yüzde 20–50 oranında azaltmanın deney hayvanlarında yaşam süresini uzattığı biliniyor.
Protein kısıtlaması ise bunun daha hedefli bir versiyonu gibi görünüyor.Yapılan deneylerde düşük proteinle beslenen farelerde kan şekeri ve insülin düzeyleri daha dengeli seyrediyor; vücut yağ oranı azalıyor; yaşlanmaya bağlı metabolik bozulmalar daha geç ortaya çıkıyor.Bu tablo, yaşlanmanın yalnızca “zamanın geçmesi” değil, aynı zamanda “metabolik tempo” meselesi olduğunu düşündürüyor.
Bilim insanları bu durumu iki temel biyolojik strateji üzerinden yorumluyor.“Güneş varken depola” stratejisi Protein ve kalori bol olduğunda organizma büyümeye ve üremeye yatırım yapıyor.
Hücresel büyüme yolları aktifleşiyor, metabolizma hızlanıyor.
Ancak bu yüksek tempo, oksidatif stres ve hücresel hasarın birikimini de artırıyor.“Kabuğuna çekil” stratejisi Protein azaldığında organizma büyümeyi yavaşlatıyor, onarım ve koruyucu mekanizmaları devreye sokuyor.
Hücreler adeta tasarruf moduna geçiyor.Düşük protein yalnızca “eksiklik” anlamına gelmiyor; beden bunu aktif bir sinyal olarak algılıyor.ÜREMEYE Mİ, UZUN ÖMRE Mİ YATIRIM?Avustralya’daki araştırmalar, yüksek proteinli diyetlerin üreme göstergelerini artırdığını; düşük proteinli diyetlerin ise sperm sayısı ve yumurtalık foliküllerini azalttığını gösteriyor.Evrimsel açıdan bu mantıklı aslında.
Bollukta organizma üremeye yatırım yapar; kıtlıkta hayatta kalmaya ve onarıma yönelir.İNSANLAR İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?50–65 yaş aralığında düşük protein alımı, kanser ve genel ölüm riskinde azalmayla ilişkili. 65 yaş sonrası ise tablo tersine dönüyor; düşük protein, kas kaybı ve kırılganlık nedeniyle daha yüksek ölüm riskiyle bağlantılı.Gıda kültürü tarih boyunca kıtlık ve bolluk arasında salındı.
Bugün ise protein, modernitenin güç ve performans sembolü haline gelmiş durumda.
Fakat yaşlanma biyolojisi bize başka bir hikaye anlatıyor;bedenimiz en uzun ömrünü, en yüksek büyüme hızında mı yoksa en akıllı tasarruf modunda mı yaşıyor?Araştırmalara göre görünen o ki, yaşlanmanın mutfağında, malzeme miktarından çok metabolik strateji belirleyici.Odatv.com