Haber Detayı

Oruçla kurulan empati köprüsü
Ramazan yeniasir.com.tr
24/02/2026 06:50 (4 saat önce)

Oruçla kurulan empati köprüsü

Ramazan, modern dünyanın ben merkezli yalnızlığına karşı kalbimizde bir empati kapısı aralar. Oruç, gönüllü mahrumiyetle bizi ihtiyaç sahipleriyle aynı hizaya getirir; anlamayı fikirden çıkarıp kalbin derinliğine indirir. Böylece oruç ile benden bize bir empati köprüsü kurulur.

Tahsin Koçyiğit yazdı...

Prof.

Dr.

Tahsin Koçyiğit oruçla empati arasındaki önemli köprüyü ve bağlantıyı ele aldı.

Koçyiğit şöyle söyledi: 'Modern dünyanın gürültülü hengâmesinde, her birimiz kendi yankı odalarımıza hapsolmuş durumdayız.

Algoritmalar bize sadece sevdiğimiz şeyleri gösteriyor, sosyal medya sadece bizim gibi düşünenleri önümüze çıkarıyor ve şehir hayatı bizi cam binaların ,metal yığınlarının ardında 'öteki'nden yalıtıyor. 2026 yılının hızı içinde insan, en çok 'başkası olma' yeteneğini kaybetti.

İşte tam bu noktada Ramazan, sadece dini bir vecibe olarak değil ,aynı zamanda toplumsal bir 'rehabilite süreci' olarak hayatımıza giriyor.

Ramazan yazılarımızın altıncı durağında, bu ayın en büyük mucizelerinden birini, yani orucun kalbimizde nasıl bir empati laboratuvarı kurduğunu konuşacağız.

Çünkü oruç, sadece mideyi boş bırakmak değil, 'ben' merkezli dünyamızda 'biz'e yer açma sanatıdır.

GÖNÜLLÜ MAHRUMİYETİN BİLGELİĞİ Empati, çoğu zaman bir başkasının yerine kendini koymak olarak tanımlanır.

Ancak konforlu koltuğumuzda otururken, karnımız tokken ve tüm musluklarımızdan su akarken başkasının mahrumiyetini 'anlamak' sadece entelektüel bir çabadır.

Gerçek bir empati, zihinde değil, bedende başlar.

Oruç, bize 'gönüllü bir mahrumiyet' alanı açar.

Hiç kimse bizi zorlamazken, sırf bir inanç ve irade eğitimi uğruna acıkmayı ve susamayı seçeriz.

Bu seçilmiş mahrumiyet, bize dünyanın en büyük gerçeğini hatırlatır: İhtiyaç duyma hali.

İnsan, en temel ihtiyacı olan ekmekten ve sudan uzak kaldığında, üzerindeki tüm yapay kimlikler (makam, mevki, servet) dökülür.

Geriye sadece 'insan' kalır.

Açlığın bu sadeleştirici gücü, bizi yoksulun, mahrumun ve mazlumun frekansına ayarlar.

Artık onlara 'yukarıdan' bakmaz, onlarla aynı 'hizada' nefes alırız.

TEORİK BİLGİDEN KALBİ HİSSEDİŞE Bir haber bülteninde açlık çeken insanları izlemek ile iftar vaktine iki saat kala midede hissedilen o derin sızı arasında dağlar kadar fark vardır.

Haber bülteni size 'bilgi' verir, oruç ise size 'deneyim' sunar.

Oruç tutan kişi için 'açlık' artık sözlükteki bir kelime değildir; o, kurumuş bir boğaz, hafifleyen bir baş ve sabırla sınanan bir iradedir.

Bu bedensel deneyim, kalpteki o paslı kapıları aralar.

Gün boyu aç kalan bir zengin, iftar sofrasına oturduğunda sadece yemeğin lezzetini değil, o yemeğe her gün ulaşamayanın hüznünü de tadar.

Bu, empatinin 'teoriden pratiğe' geçişidir Oruç, bizi başkasının acısına karşı 'sağır' olmaktan kurtaran muazzam bir hissiyattır.

EMPATİNİN EYLEME DÖNÜŞMESİ Empati sadece hissetmekle kalırsa, duygusal bir tatminden öteye geçemez.

Ramazan'ın bizden istediği, bu hissedişi diğerkâmlığa (altruizm) dönüştürmektir.

Diğerkâmlık, başkasının dertlerini dert edinmek ve o derdi çözmek için elini taşın altına koymaktır.

Ramazan ayında artan sadakalar, fitreler ve zekâtlar, aslında bu empati inşasının meyveleridir.

Kişi, gün boyu yaşadığı açlıkla 'yokluğun ne demek olduğunu' hücrelerine kadar hissettiği için, paylaşmanın bir lütuf değil, bir borç olduğunu anlar. -Zimem Defteri: Eskilerin bakkal borçlarını gizlice kapatma geleneği, -Sadaka Taşları: Alanın vereni görmediği o asil paylaşım kültürü, -İftar Çadırları: Herkesin aynı kaşığa ortak olduğu o geniş sofralar... -Askıda Ekmek: Şimdilerde sağ elin verdiğini sol el görmeden ihtiyaç sahiplerine ulaştıran, daha da çeşitlenirse, geleneğe dönüşmeye aday çok güzel bir davranış.

Hepsi, orucun ve paylaşmanın (infâk) inşa ettiği o 'başkasını düşünme' ahlâkının birer yansımasıdır.

Empati burada bir duygu olmaktan çıkar, bir toplumsal sözleşme haline gelir.

İFTAR SOFRASI: SINIFSIZ BULUŞMA Modern dünya bizi statülerimize göre ayırır; özel kulüpler, VIP salonlar, siteler...

Oysa iftar sofrası, bu sahte hiyerarşiyi yerle bir eder.

Ezan okunduğunda genel müdür ile kapıcı, profesör ile öğrenci aynı hurmayla orucunu açar.

Hepsi aynı saniyeyi beklemiştir, hepsi aynı susuzluğu çekmiştir.

Bu 'eşzamanlılık', muazzam bir aidiyet duygusu yaratır.

Birbirini hiç tanımayan insanların aynı sofrada tuzunu paylaşması, dünyadaki tüm yabancılaşmayı tedavi eden bir ilaçtır.

Oruç sayesinde inşa edilen bu empati, sosyal barışın en güçlü garantörüdür.

Birbirinin açlığını hisseden insanlar, birbirine zulmedemezler.

Birbirinin ekmeğine hürmet edenler, birbirinin hakkına el uzatamazlar.

Günümüzde insanlığın en büyük salgını, 'her şey benim için olsun' diyen narsisizmdir.

Oruç, bu virüse karşı en etkili aşıdır.

Çünkü oruç, sonu gelmez arzulara 'hayır' demeyi öğretir.

Nefsin bitmek bilmeyen isteklerine (tûl-i emel) çekilen bu set, aslında ruhu özgürleşen kanaat duygusudur.

Kanaat ise bitmek tükenmek bilmeyen en büyük hazinedir.

Kendi nefsinin arzularını dizginleyebilen insan, başkasının alanına saygı duymayı öğrenir.

Empati inşası, tam olarak bu noktada bir 'karakter inşasına' dönüşür.

Sabırla iftarı beklemek, sadece yemek beklemek değildir; hayatta istediğimiz her şeyin anında gerçekleşmeyeceğini, başkalarının da hakları ve zamanları olduğunu kabullenmektir.

SONUÇ: BAYRAMDAN SONRAKİ İNSAN 'Oruç ile Empati İnşâsı' başlığı, geçici bir hevesi değil, kalıcı bir dönüşümü ifade etmelidir.

Eğer otuz günün sonunda kalbimizdeki o empati kası güçlenmemişse, sadece mide idmanı yapmışız demektir.

Asıl başarı, bayram sabahı bittiğinde bile; 1.

Yanımızdan geçen birinin yüzündeki hüznü okuyabilmek, 2. 'Bana ne?' demek yerine 'Ben ne yapabilirim?' diye sorabilmek, 3.

Elimizdeki nimeti paylaşırken, o nimete sahip olmayanların başını dik tutabilir miyiz?

Ramazan, bize 'başkasının kalbinde yaşamayı' öğretir.

Bu okuldan 'açlığın diplomasını' alarak mezun olanlar, hayatın geri kalanında kimseyi yalnız ve kimsesiz bırakmazlar.

Gelin, bu Ramazan'da inşa ettiğimiz o empati köprülerini bayramdan sonra da yıkmayalım.

Çünkü dünya, sadece kendini düşünenlerin değil, başkası için de dertlenenlerin omuzlarında güzelleşecektir.'

İlgili Sitenin Haberleri