Haber Detayı

Rusya-Ukrayna Savaşı 5'inci yılına girerken: Geleceği olmayan bir barışı inşa etme çabası
Güncel haberler.com
24/02/2026 11:59 (3 saat önce)

Rusya-Ukrayna Savaşı 5'inci yılına girerken: Geleceği olmayan bir barışı inşa etme çabası

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Rusya-Ukrayna Savaşı 5'inci yılına girerken sahadaki ve masadaki son durumu AA Analiz için kaleme aldı.

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç.

Dr.

Merve Suna Özel Özcan, Rusya-Ukrayna Savaşı 5'inci yılına girerken sahadaki ve masadaki son durumu AA Analiz için kaleme aldı.***Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş ani ortaya çıkan bir kriz değil, uzun yıllara yayılan tarihsel, jeopolitik ve sistemsel gerilimlerin birikimli sonucu.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Ukrayna'nın bağımsız bir devlet olarak Batı ile bütünleşme yönünde attığı adımlar, özellikle NATO'nun genişlemesi bağlamında Rusya tarafından doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak algılanmakta.

Bu durum klasik güvenlik ikilemini derinleştirirken, esasında çok fazla tarafın angaje olduğu bir vekalet savaşı reelpolitiği üretmeye başladı.

Bu yönüyle savaş, Doğu Batı arasında 21. yüzyılın koşulları içinde yeniden şekillenen bir Soğuk Savaş prototipine dönüştü.

Dünya tarihi bize hiçbir savaşın gerçek bir kazananı olmadığını defalarca göstermiştir.

Her savaşın asıl kaybedeni insandır; aynı zamanda o coğrafyanın geleceğidir.

Rusya-Ukrayna Savaşı 5'inci yılına girerken bu gerçeği hem sahada, hem müzakere masasında, hem de insanların hayatlarında açık biçimde görüyoruz.

Yıkım yalnız toprakları değil, toplumları, nesilleri ve yarını da içine alarak derinleşmektedir.

Bu nedenle bu savaşın bilançosu askeri değil, insani ve tarihsel bir kayıp olarak okunmalıdır. 2026 itibarıyla Rusya-Ukrayna Savaşı'nda da devam eden süreç için net bir "zafer-yenilgi" denkleminden söz etmek son derece zordur.

Çünkü bu savaş artık yalnızca iki aktör arasında yürütülen bir çatışma olmaktan çıkmış hem taraf devletler hem de küresel sistem açısından uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşmüş durumdadır.Sayılarla savaşRusya-Ukrayna Savaşı'nda sayıların dili son derece dikkat çekicidir.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik başlattığı savaşın 5'inci yılına girilirken, 1450 günden fazla bir sürenin geride kaldığı görülmektedir.

Bu süre, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan büyük çaplı çatışma döneminden bile daha uzundur.

İkinci dikkat çekici husus, sahadaki ilerlemenin yarattığı sonuçlardır.

Bu noktada yine İkinci Dünya Savaşı ile karşılaştırmalı bir perspektif kurmak mümkündür.

Şubat 2022'den bu yana Rus askerleri kayıplarının sayısının yaklaşık 1,2 milyona ulaştığı yönünde değerlendirmelerde bulunmaktadır.

Bu rakam, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana herhangi bir büyük gücün bir savaşta verdiği en yüksek kayıplardan biri olarak değerlendirilmektedir.Savaşın insani boyutu da benzer şekilde ağırlaşmaktadır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Misyonu 2025 yılında Ukrayna'daki çatışmalarla bağlantılı şiddet olaylarında 2 bin 514 sivilin hayatını kaybettiğini ve 12 bin 142 sivilin yaralandığını açıklamıştır.

Bu oran, 2024 yılına kıyasla (2 bin 88 ölü; 9 bin 138 yaralı) yaklaşık yüzde 31'lik bir artışa işaret etmektedir. [1] Bu durum, savaşın sivil nüfus üzerindeki yıkıcı etkisinin azalmadığını, aksine yeniden yoğunlaştığını göstermektedir.

Üçüncü olarak sahadaki askeri ilerlemenin niteliğine bakmak gerekir. 2024'ten itibaren Rus kuvvetlerinin en önemli taarruzlarında günlük ortalama ilerleme hızının yalnızca 15 ila 70 metre arasında değiştiği görülmektedir.

Buna rağmen Rusya'nın Ukrayna topraklarında kontrol ettiği alan halen oldukça geniştir.

Yaklaşık 116 bin km² Ukrayna toprağı, yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 19–20'si Rusya'nın kontrolü altındadır.

Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW) raporuna göre, Rus güçleri 2026 yılının başından bu yana toplam 572 km2'lik alanı daha ele geçirmiş durumdadır.

Peki tüm bu veriler bize savaşın sona erdiğini mi gösteriyor?

Aksine, ortaya çıkan tablo savaşın yapısal olarak kalıcı hale geldiğini, henüz bitmediğini göstermektedir.

Çünkü sahada ilerleme son derece sınırlı olmasına rağmen çatışmanın yoğunluğu azalmamakta, sivil kayıplar artmakta ve kontrol edilen alanlar istikrarlı biçimde elde tutulmaya devam etmektedir.

Bu durum klasik anlamda bir cephe savaşından ziyade, zamana yayılan, maliyet üreten ve tarafların birbirini tüketmeye odaklandığı bir yıpratma mantığının hakim olduğunu göstermektedir.

Başka bir ifadeyle savaş artık hızlı sonuç üretmeye çalışan bir askeri harekat değil, stratejik sabır ve dayanıklılık testine dönüşmüş durumdadır.

Ancak bu dayanıklılık söylemi, sahadaki gerçeklik insan hayatı pahasına sürdürülen sınırlı ilerlemelere dönüşmüştür.Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru savaşın bitip bitmediği değil, bu uzun süreli yıpratma düzeninin ne kadar daha sürdürülebileceği ve bunun hem bölgesel düzeni hem de küresel sistemi nasıl dönüştüreceğidir.Büyük güçlerin yarattığı büyük güçsüzlüklerSavaşa üç ayaklı bir temelde yaklaşmalıyız ki sadece savaşan aktörleri değil savaşın taraflarını da görelim.

Ukrayna açısından bakıldığında, Batı desteğiyle devam ettirilen bu sürecin zamanla bir güvenlik şemsiyesinden çok, ülkeyi fiilen bir tampon bölgeye dönüştüren bir jeopolitik vizyona evrildiğini görmek zor değildir.

Avrupa kendi güvenlik kaygılarına odaklanırken, ABD Başkanı Donald Trump'ın şekillendirdiği yeni dünya düzeni perspektifinde büyük güçler hiyerarşisi yeniden tanımlanmakta; bu süreçte Avrupa'nın Ukrayna ile yürüttüğü işbirliği sahada yalnızlaşan bir Ukrayna profili üretmektedir.İkinci olarak Avrupa, ABD'siz bir güvenlik mimarisi kurma arayışının yarattığı stratejik sancılar içinde yön bulmaya çalışırken, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda etkili ve bütünleşik bir güç olarak ortaya çıkamamıştır.

Yani Avrupa, elindeki diplomatik araçlar ve yaptırım mekanizmaları dışında sahayı doğrudan şekillendirebilen bir aktör konumuna ulaşamamış, bu durum Avrupa'nın jeopolitik kapasitesi ile stratejik iddiaları arasındaki boşluğu daha görünür hale getirmiştir.

Daha da önemlisi, savaş Avrupa'nın kendi içindeki fay hatlarını derinleştirmiştir.

Özellikle Macaristan başta olmak üzere bazı ülkelerin izlediği farklı politikalar, Batı Avrupa ile Doğu Avrupa arasında güvenlik algıları, tehdit değerlendirmeleri ve Rusya'ya yaklaşım konusunda belirgin bir ayrışma hattı oluşturmuştur.

Bu durum Avrupa'nın stratejik birlik iddiasını zayıflatırken, kıta içinde çok katmanlı ve parçalı bir güvenlik anlayışının kurumsallaşmaya başladığını göstermektedir.Son olarak, ABD ile Rusya ilişkileri Alaska Zirvesi sonrasında farklı bir düzleme taşınmış, iki aktör giderek yeniden şekillenen büyük güç denklemine odaklanmıştır.

Bu tabloda adil ve hakkaniyetli bir arabuluculuk ya da kalıcı bir barış süreci yerine, Trump'ın barış söylemi altında ilerleyen ancak Ukrayna'dan taviz beklentisine dayalı bir müzakere hattının öne çıktığı görülmektedir.

Sahadaki askeri gerçeklik de bu siyasi tabloyu destekler niteliktedir.

Rusya'nın kara harekatlarında teritoryal ilerlemesi sınırlı kalmasına rağmen, hava saldırıları yoluyla Ukrayna'nın enerji altyapısını ve sivil yaşam alanlarını sistematik biçimde hedef aldığı bir savaş modeli derinleşmektedir.

Bu durum savaşın yalnız askeri değil, toplumsal ve insani boyutunun da giderek ağırlaştığını göstermektedir.

Savaşın en acı yüzü ise yalnız taraf devletleri değil, tüm bölgesel düzeni ve uluslararası sistemi etkilemesidir.İstikrar ve barışAbu Dabi'de yapılan son müzakere turları, taraflar arasında temel konularda özellikle toprak, güvenlik garantileri ve savaşın siyasi çerçevesi etrafında hiçbir ilerleme sağlanamadığını bir kez daha gösterdi.

Trump yönetimi süreci hızlandırmak amacıyla Rusya ve Ukrayna'ya savaşın bitirilmesi için Haziran ayını hedef gösteren bir takvim ortaya koydu ancak tarıhsel derinliği bu kadar kaotik olan bir savaş alanının çözümlerinin de kısa süreli olmasını beklemek mümkün değil.Türkiye'nin savaşın başından itibaren proaktif arabuluculuk çerçevesinde attığı adımlar, bu yıpratıcı döngüyü kırabilecek önemli bir diplomatik fırsat yaratmıştı.

Ancak gelinen noktada bu girişimlerin cevapsız kalması, savaşın hem sahada hem masada değişimi zorlaştıran katı bir dengeye oturduğunu göstermektedir.

Bugün ortaya çıkan tablo nettir: Rusya-Ukrayna Savaşı askeri ilerlemenin sınırlı, insani maliyetin ise sürekli arttığı bir yıpratma döngüsüne hapsolmuş durumdadır.

Bu döngüyü kıracak yapısal bir dönüşüm gerçekleşmediği sürece, savaşın ne sahada ne de masada kolayca sonlanmayacağı, aksine uluslararası sistemin güç dengelerini yeniden şekillendiren uzun süreli bir jeopolitik kırılma olarak varlığını sürdüreceği söylenebilir.[1] https://ukraine.ohchr.org/en/2025-deadliest-year-for-civilians-in-Ukraine-since-2022-UN-human-rights-monitors-find[Doç.

Dr.

Merve Suna Özel Özcan, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İlgili Sitenin Haberleri