Haber Detayı

QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan: 2026’nın ikinci yarısında krediler rahatlar
Ekonomi ekonomim.com
24/02/2026 11:37 (3 saat önce)

QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan: 2026’nın ikinci yarısında krediler rahatlar

QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, uygulanan ekonomi programını oldukça başarılı bulduğunu belirtirken; yıl sonu enflasyon beklentilerinin yüzde 23, politika faizi beklentilerinin yüzde 28, dolar/TL kurunun ise 50,3 olduğunu ifade etti. Tan, kredi ve mevduatlarda uygulanan makro ihtiyati önlemlerin, 2026 yılının ikinci yarısından itibaren rahatlayacağını belirterek, “Limitler kalktığı zaman, rahat rahat bilançomuzu büyütme serbestisinde olacağımız için, daha fazla talep yaratmaya çalışacağız” dedi.

Vahap MUNYAR - Şenay ZEREN QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, 2025 yılını geride bırakıp yeni yılın ikinci ayına girilirken, geçtiğimiz yıla ilişkin değerlendirmelerini ve 2026 öngörülerini Paranın Yönü’ne anlattı.

EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın da katıldığı sohbette Ömür Tan, QNB Türkiye, bankacılık sektörü ve genel ekonomiye yönelik beklentilerini paylaştı.

QNB Türkiye Genel Müdürü Tan, özel bankalar arasındaki aktif büyüklük sıralamasında beşinci sırada yer aldıklarını vurgularken, "2025 yılının ilk 9 aylık döneminde 34 milyar TL net kâr ve yüzde 33,7 özkaynak kârlılığı açıkladık ve bu açıdan yılı ciddi bir fark ile tamamlayacağımızı düşünüyoruz" dedi. 2025 yılının başında sektör olarak, net faiz marjında ve net faiz gelirlerinde iyileşme beklediklerini söyleyen Tan, bu iyileşmenin hem yurt içi hem de yurt dışı konjonktürde yaşanan gelişmeler sebebiyle, en az iki çeyrek gecikmeli geldiğini ifade etti ve 2026 yılına ilişkin beklentilerinin olumlu olduğunu belirtti.

Bireysel kredi ve kredi kartlarındaki sorunlu alacaklara da değinen Ömür Tan, "2025'te sorunlu kredi oranında bir artış bekliyorduk; bu gerçekleşti. 2026 yılının ilk yarısında sorunlu kredi oranlarında hafif de olsa yukarı doğru bir gidiş olacağını, yılın ortasından itibaren üst platodan stabile olacağını, yıl sonuna doğru ise yavaş yavaş aşağı geleceğini tahmin ediyoruz" dedi ve önümüzdeki dönemde BDDK'dan yeni bir yapılandırma adımıyla sisteme destek olmasının beklenebileceğini vurguladı.

QNB Türkiye Genel Müdürü Tan, kredi ve mevduatlarda uygulanan makroihtiyati önlemlerin ne zaman kaldırılmasının beklediğine yönelik soruya, "Yılın ilk 6 ayında regülasyonların kalkacağını düşünmüyorum; ancak ikinci yarıda biraz rahatlama olacaktır" şeklinde söyledi.

Uygulanan ekonomi programını, oldukça başarılı bulduğunun altını çizen Ömür Tan, "Enflasyon haddinin, döviz rezervlerinin, Türkiye'nin CDS'inin ve ülke kredi notunun başladığı nokta ile bugün arasında müthiş bir fark var.

Program çok açık ve hem Hazine ve Maliye Bakanlığı, hem BDDK, hem de Merkez Bankası bizimle çok iyi bir iletişimde; bu oldukça önemli" şeklinde dikkat çekti.Reel sektörün krediye erişimini de değerlendiren Tan, "Büyüme üst limiti varken, bankalar optimizasyon peşinde koşuyor; doğru fiyatta doğru riski almak istiyor.

Diğer tarafta da, fiyatı çok yüksek bulan müşteri, 'Sonraki dönemde yatırım yaparım' diye düşünüyor" olarak belirtti.Ömür Tan, politika faizinin bir düşüş trendinde olmasına karşın, bunun kredi faizlerine aynı hızda yansımamasının regülasyonlarla ilgili olduğunu söyledi ve şöyle detaylandırdı: "TL mevduat tarafında çok ciddi bir yarış oluştu.

Mevduat bizim kaynağımız; malı TL mevduat ile alıyoruz, kredi ile satıyoruz.

Alış fiyatımız bu rekabetten dolayı yukarıda kalıyor ve politika faizi indiği zaman, kredi faizini ancak belli bir oranda indirebiliyorsunuz." QNB Türkiye Genel Müdürü Tan, bankacılık sektöründe bir konsolidasyon bekleyip beklemediğine yönelik soruyu, "Bazı bankalar, bazı aylarda kârlılık sorunu yaşamış olabilir; ancak Türkiye'deki bankaların özkaynak ve sermaye yapıları gayet sağlam. 2026'da net faiz marjları daha yukarı gideceği için, sektör olarak daha iyi noktalara gelineceğini düşünüyorum.

Dolayısıyla bir konsolidasyon ihtiyacını gerektirecek herhangi bir durum olmayacaktır" şeklinde yanıtladı.Enpara Bank A.Ş.’nin devrini de değerlendiren Ömür Tan, "Enpara, kendi ayakları üzerinde duran yeni bir banka olarak, Türkiye'de önemli bir büyüklükle oyuna girmiş oldu" dedi ve böylelikle QNB'nin Türkiye'de iki tane ayrı bankası olduğunu, ikisinin de özel bankalar içerisinde ilk 10'da yer aldığı bilgisini paylaştı.

QNB Türkiye Genel Müdürü Tan, 2026 yılında en büyük risk olarak, özellikle global konjonktürde terse dönebilecek durumları öne çıkarırken; fırsat olarak ise, Türkiye'nin yapay zeka dönemini kaçırmamasının kritik olacağının altını çizdi. “Özkaynak kârlılığında yılı ciddi bir fark ile tamamlayacağımızı düşünüyoruz” QNB Türkiye, 2025 yılının ilk 9 ayında 34 milyar TL kâr açıkladı ve böylelikle kârını yüzde 25 artırmış oldu.

Peki, 2025’in hangi kârlılık oranlarıyla tamamlanacağını öngörüyorsunuz; 2025 yılı sizin için nasıl geçti? 2025 yılı, özel bankalar arasındaki rekabette oldukça pozitif ayrıştığımız bir yıl oldu.

Sadece kârın nominal tutarında değil, bence daha değerli kriterler olan; özkaynak kârlılığı, aktif kârlılık, gelirin-gideri karşılama oranlarının neredeyse hepsinde, özel bankalar arasında iyi bir yerdeyiz.Aktif büyüklüğü sıralamasında beşinci özel banka olarak, yılı iyi bir yerlerde tamamlamayı planlıyoruz. 2025 yılının ilk 9 aylık döneminde 34 milyar TL net kâr ve yüzde 33,7 özkaynak kârlılığı açıkladık ve bu açıdan yılı ciddi bir fark ile tamamlayacağımızı düşünüyoruz.2025 son çeyrekte, rekabette çok ciddi bir büyüme yarışı vardı; biz daha temkinli durmayı tercih ettik.

Kârlılıktan ödün vermeyen, faizlerden feragat etmeyen bir duruşumuz oldu ve bu da kârlılığımızı düşürmememize neden oldu. “Net faiz marjında iyileşme en az iki çeyrek gecikmeli geldi” 2026 yılında hem bankanız olarak hem de sektör olarak kârlılıkta bir iyileşme bekliyor musunuz?

Bunu hangi kaldıraçlar taşıyabilir?

Fonlama maliyeti mi, net faiz marjı mı, regülasyon sadeleşmesi mi?

Hepsinin etkileri olacaktır. 2025 yılının başında bütün sektör, net faiz marjında ve net faiz gelirlerinde iyileşme bekliyordu.

Ancak, bu iyileşme en az iki çeyrek gecikmeli geldi. 2025 yılında, hem yurt içi hem de yurt dışı konjonktür gecikmeye neden oldu.

Önümüzdeki dönemde, bu iyileşmenin gerçekleşmesini bekliyoruz.

Bizim için en önemli kazanım, faiz hadlerindeki aşağı gelişle beraber, net faiz gelirlerinin yukarı gelmesi olacaktır.

Bu bankacılıkta önemli konulardan biri.

Diğer taraftan, 2025'te sorunlu kredi oranında bir artış bekliyorduk; bu gerçekleşti.

Sorunlu krediler, ağırlıklı olarak bireysel kredi ve kredi kartlarından, daha sonra da tüzel kredilerden geldi. 2026 yılının ilk yarısında sorunlu kredi oranlarında hafif de olsa yukarı doğru bir gidiş olacağını, yılın ortasından itibaren üst platodan stabile olacağını, yıl sonuna doğru ise yavaş yavaş aşağı geleceğini tahmin ediyoruz. “Faiz, şu anki seviyelerden 300 bp daha aşağıda olabilirdi” 6 aylık gecikme olmasaydı eğer, 2025 sonunda politika faizi kaça düşerdi? 2025’in başında, yılın sonuna yönelik faiz beklentiniz neydi?

Politika faizinde şu anki seviyelere, 2025 yılı ikinci çeyrek sonunda gelineceğini öngörüyorduk.

Yıl sonunda ise, şimdiki seviyesinden 300 baz puan daha aşağıda olacağını tahmin ediyorduk. 2025 yılı ilk çeyrek sonunda; hem global konjonktür, hem jeopolitik gerilimlerin artması, hem de yurt içindeki gelişmeler birleşince etkisi de büyük oldu.

Bu hareketlenme son çeyrekte olsaydı, böyle bir gecikme yaşanmazdı. “BDDK'dan kredi kartlarına yeni bir yapılandırma adımı gelebilir” Maaş artışlarının enflasyonun gerisinde kalması, bireysel kredi ve kredi kartlarındaki sorunlu alacaklarda (NPL) yeni bir risk dalgası mı yaratır mı?

Önceki yıldan bu yana, maaş artışları enflasyon beklentisine göre yapılmaya çalışılıyor.

Bu, enflasyonla mücadelede önemli konulardan bir tanesi.

Sorunlu krediler, bireysel tarafta yıl sonuna doğru daha da artar; maaşlı çalışanların vergi dilimine girmesiyle gelirler azalırken, bir de üzerine zam öncesi son dönem olması, sorunlu kredileri öncelikli olarak etkiler.

Asgari ücrette beklentilerden çok da farklı olmayarak, yüzde 27 oranında bir artış oldu; sene sonunda yüzde 23 oranında da bir enflasyon beklentimiz var.

Dolayısıyla, maaş artışlarındaki oranın sorunlu kredilere çok büyük bir etkisinin olacağını düşünmüyorum.

Tekrar altını çizeyim, bireysel kredi ve özellikle de kredi kartlarındaki sorunlu alacaklar hala yukarı gidiyor ve önümüzdeki dönemde BDDK'dan yeni bir yapılandırma adımıyla sisteme destek olması beklenebilir. “Hem yüksek faiz hem de kısa vade, ödeme koşullarını etkiledi” Bireysel tarafta sıkıntının bu kadar büyümesi neden kaynaklanıyor?

Bunun birçok sebebi var.

Bunlardan bir tanesi ise, faiz hadleri.

Geçtiğimiz dönemde enflasyonun yükselmesiyle beraber, faiz hadleri yukarı doğru tırmandı.

Bireyseller kredi kullanırken, yüzde 50'nin üzerinde faiz ödüyor.

Diğer taraftan, tüketici kredilerinde vade belli bir tutarın üzerindeki kredilerde maksimum 12 ay ve bu da bir ödeme zorluğu yaratıyor.

Hem yüksek faiz hem de kısa vade, ödeme koşullarında baskı oluşturdu.

Öte yandan, eğitim ve kira tarafındaki artışların da, çok önemli etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bunların hepsi, kredi kullanan kişileri ödeme zorluğuna götürdü.

Öte yandan, ekonominin beklentinin üzerinde büyümesi ve işsizlik gibi konular da olumsuz yansıdı. “Regülasyonlarda yılın ikinci yarısında rahatlama olacaktır” Kredi ve mevduatlarda uygulanan makroihtiyati önlemlerin ne zaman kaldırılmasını bekliyorsunuz; sizce yapılan faiz indirimleri, bu önlemler nedeniyle sektörde tam karşılığını buluyor mu?

Bankalar olarak eleştirileriniz neler olur?

Regülasyonlar, beklediğimizden daha yavaş bir hızla kalkmaya başladı.

Bu bizi etkiliyor ve buradaki en büyük konu, büyüme üst limitleri.

Sahadaki arkadaşlarımız, daha önce sektör gezerken, şimdi biraz daha yatırım ve istisna kredilerin peşinde konuşuyor.

Açıkçası, son dönemde talep de çok güçlü değil.

Faiz hadleri oldukça yukarıda ve faizler bir düşüş trendinde olduğu için, müşteri de doğal olarak, "Acil bir ihtiyacım yoksa minimum seviyede işletme sermayesini kullanayım.

Yatırım için faiz hadlerindeki düşüş ya da döviz kredilerindeki olası açılmayı bekleyelim" şeklinde düşünüyor.

Dolayısıyla, büyüme üst limitleri çok da boğazımızı sıkmıyor.

Yılın ilk 6 ayında regülasyonların kalkacağını düşünmüyorum; ancak ikinci yarıda biraz rahatlama olacaktır.

Limitler kalktığı zaman, biz rahat rahat bilançomuzu büyütme serbestisinde olacağımız için, daha fazla talep yaratmaya çalışacağız.

Şöyle bakmak lazım; bilançoda giderler ciddi oranda artıyor, gider-gelir dengesini doğru bir oranda tutmanız için ise büyümeniz lazım.

Bankalar şu an bu dengeyi korumaya başlıyor.

Önümüzdeki dönemin en önemli konularından biri, bu olacak. “Ciddi bir gelişme var, ancak zamanda bir kayma oldu” Bakan Şimşek geçtiğimiz günlerde, "Bu sene bankalar reel sektörün peşinde koşacak" şeklinde bir ifade kullandı.

Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geniş bir perspektiften bakalım.

Son 2,5 yıllık programı çok başarılı buluyorum.

Enflasyon haddinin, döviz rezervlerinin, Türkiye'nin CDS'inin ve ülke kredi notunun başladığı nokta ile bugün arasında müthiş bir fark var.

Program çok açık ve hem Hazine ve Maliye Bakanlığı, hem BDDK, hem de Merkez Bankası bizimle çok iyi bir iletişimde; bu oldukça önemli.

Ciddi bir gelişim var, ancak burada da zamanda bir kayma oldu.

Zamandaki kaymayı hükümet yetkilileri de açıklıyor; ben de aynı şeyi teyit edebilirim.

Jeopolitik tarafta aklımıza gelmeyen birçok şey oldu ve olmaya devam ediyor.

İçerideki dalgalanma da, bu durumu etkiledi.

Öte yandan, kuraklık ve yaşanan don olayı da gecikmeye sebebiyet verdi. “Fiyatı çok yüksek bulan müşteri, yatırımı erteliyor” Reel sektörün krediye erişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Reel sektör “kredi var ama pahalı” mı yaşıyor, yoksa “kredi kısıtlı” mı?

QNB’de hangisi baskın?

Pazarda ne varsa bizde de aynısı var, farklı bir baskınlık var diyemem.

Kredi büyümesinde üst limit varken, bankacı en optimum krediyi vermeye çalışıyor.

Belli bir oranın altındaki risklilikle, belli bir fiyatın optimum noktası bulunmaya çalışılıyor.

Özkaynak yeterliliği olan ve kredi ihtiyacı toplam kaynakları içinde sınırlı kalan firmalar için, faiz marjı büyük bir fark yaratmaz.

Ancak öz kaynağı zayıf, faaliyetlerini büyük ölçüde kredili yürüten firmalar için, faiz marjındaki artış, kârlılığı ve yatırım iştahını doğrudan baskılar.

Yüzde 40 faizle kullanılan bir ticari kredide, bu maliyeti karşılayacak kârlılığı sağlamak ve üzerine bir EBITDA marjı bırakmak oldukça zor.

Bu noktada, bir denge yönetimi kurabilmek gerekiyor.

Dolayısıyla bu sorunun tek bir cevabı yok; ikisi de var.

Büyüme üst limiti varken, bankalar optimizasyon peşinde koşuyor; doğru fiyatta doğru riski almak istiyor.

Diğer tarafta da, fiyatı çok yüksek bulan müşteri, 'Sonraki dönemde yatırım yaparım' diye düşünüyor. “KOBİ'lerin, büyük şirketlere göre özkaynakları daha dar” KOBİ tarafından da, sık sık finansmana erişmekte ciddi sıkıntılar yaşandığını duyuyoruz.

KOBİ'lerde durum nasıl?

KOBİ'lerin, büyük kurumsal şirketlere göre özkaynakları daha dar.

Yukarıdan aşağıya inersek, üst segmentte yılların tecrübesiyle ciddi bir likidite yastığı var.

Şirket, gerektiği zaman kullanabileceği likiditeyi bilançosunda tutabiliyor.

Aşağı doğru indiğiniz zaman ise, öyle bir boşluk yok ve bu şirketler krediyi krediyle çevirerek günü değerlendirmeye çalışıyor. “Kredi faizlerinin hızlı inmemesinin sebebi, regülasyonlar” TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 2025 Aralık ayında yapılan faiz indiriminin ardından “Politika faizi düşüyor ama kredi faizi aynı hızla inmiyor” mesajını paylaştı.

Gerçekten böyle bir durum var mı, yoksa teknik bir nedenden mi kaynaklanıyor?

Evet, bunun teknik bir nedeni var ve yine regülasyonlarla ilgili.

Bugün bankalar, gerçek kişilerde toplam mevduatının yüzde 65'ini TL olarak tutmak zorunda.

Eğer banka bunu yapmazsa, ciddi bir komisyon ödemesiyle karşılaşıyor ve bu altından kalkabileceğimiz bir yük değil.

Hal böyle olunca, TL mevduat tarafında çok ciddi bir yarış oluştu.

Bu yarışla beraber, TL mevduat faizleri yüksek kalıyor.

Mevduat bizim kaynağımız; malı TL mevduat ile alıyoruz, kredi ile satıyoruz.

Alış fiyatımız bu rekabetten dolayı yukarıda kalıyor ve politika faizi indiği zaman, kredi faizini ancak belli bir oranda indirebiliyorsunuz.

Bankalar, sanılanın aksine faizler inerken daha çok para kazanıyor.

Keşke bizim mevduat maliyetlerimiz aşağı inebilse de, biz de hemen bunu kredi oranlarına yansıtabilsek ve büyütebilsek. “Bilanço yönetiminde dengeyi kuran öne çıkıyor” Merkez Bankası’nın gösterge faizi haftalık repo ve bileşik etkisiyle yüzde 46 seviyelerine çıkmışken, bu yüksek faiz ortamında bankalar bilanço yönetiminde dengeyi nasıl kuruyor?

Bilançoyu, birçok kalemi birlikte ele alarak paçal bazda değerlendirmeniz gerekiyor.

Döviz tarafında, yurt dışı Eurobond'unuz var, bunun swaplaması var, sendikasyonu var...

TL tarafında, mevduatı var, reposu var… Bunların hepsini, bir havuz içinde yönetmeniz gerekiyor.

Tek tek bakıldığında birçok ürün aslında zarar yazıyor.

Ancak bu işlemler, işlem hacmi ve içerideki flotla birlikte ele alınarak bankanın bilançosu dengede tutulmaya çalışılıyor.

Son iki yılın belli aylarında, net faiz marjı negatife dönen bankalar oldu.

Hem bireyselde hem de tüzelde belli bir dengede değilseniz, parametrelerinizi iyi analiz etmiyorsanız, oyunda eksiler olabiliyor.

Böyle dönemlerde, faizlerin ne zaman ve hangi oranda düşeceği de çok önemli.

Belli tahminlerle gidiyor olmanız lazım; bu tahminlerinizde agresif olduğunuzda, piyasa terse dönerse olumsuz sonuçları olabiliyor. 2022 öncesine kadar, özel bankaların özkaynak farklılıkları birbirine çok yakındı.

Bugün geldiğimiz noktada özkaynak kârlılığını biz yüzde 33 – 34 ile tamamlamayı planlıyoruz ama sektör ortalaması yüzde 27'lerde.

Yani, farklar açılmaya başladı.

Peki neden?

Bilanço yönetiminde dengeyi doğru kurabilmek için beklentileri, faiz hadlerinin seyrini ve diğer parametreleri iyi harmanlamanız gerekiyor.

Bankaların kâr metriklerindeki ayrışmada da bu yaklaşımın önemli bir payı var. “Bankalar, reel olarak para kaybediyor” Reel sektörün bir başka bakışı da, “Bankalar çok para kazanıyor” şeklinde.

Söylediğiniz rakamlar, düşünüldüğü gibi çok da para kazanmadığınızı gösteriyor.

Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında tam tersi, reel olarak para kaybettiğimiz anlamına geliyor.

Bugün bir şirket bankamıza gelerek mevduat yapmak istediğinde, düşmüş faiz hadleriyle bile yüzde 40 oranında mevduat faizi alabiliyor.

Ama bizim sermayedarımız, özkaynak getirisinde üst sıralarda bir banka olmamıza rağmen yüzde 33 - 34 kâr alabiliyor.

Bankalar yüksek sermaye ile çalışır; yüksek sermayenin karşılığında da nominal yüksek kârlılıklar açıklanıyor ama özkaynak kârlılığına bakarsanız, yabancı sermayedar ne kadar mutlu tartışılır. “Konsolidasyon ihtiyacını gerektirecek bir durum olmayacaktır” Geçtiğimiz yıl faiz marjları nedeniyle, özellikle küçük bankaların zor günler geçirildiğini biliyoruz.

Bu yıl bu durum değişir mi, yoksa bankacılık sektöründe bir konsolidasyon bekliyor musunuz?

Bazı bankalar, bazı aylarda kârlılık sorunu yaşamış olabilir; ancak Türkiye'deki bankaların özkaynak ve sermaye yapıları gayet sağlam. 2026'da net faiz marjları daha yukarı gideceği için, sektör olarak daha iyi noktalara gelineceğini düşünüyorum.

Dolayısıyla bir konsolidasyon ihtiyacını gerektirecek herhangi bir durum olmayacaktır.

Tam tersi olarak, yabancı ilgisinin arttığını ve artmaya devam edeceğini öngörüyorum.

Yurt dışındaki temaslarımızda, IMF-Dünya Bankası toplantılarında, buraya gelen yabancı banka CEO'larıyla yaptığımız görüşmelerde Türkiye’ye olan teveccühün arttığını görüyoruz.

Bir bölgede Türkiye’de faaliyet gösteren rakipler varsa, o bölgenin global bankalarının da burada bulunması gerekiyor.

Türkiye; teknolojisi, eğitim seviyesi, nitelikli insan kaynağı ve ürün çeşitliliğiyle dünyada bankacılıkta önemli ülkelerden biri. “2026'nın önemli bir kazanım yılı olmasını bekliyoruz” 2025’te Enpara.com hizmetlerinin Enpara Bank A.Ş.’ye devri gerçekleşti.

Bu ayrışma QNB Türkiye’de müşteri karması, maliyet yapısı ve büyüme iştahını nasıl değiştirdi?

Enpara, aktif büyüklüğümüzün yüzde 10'u civarında bulunuyordu.

Enpara devrinin ardından, bankamızın özel bankalar arasındaki aktif büyüklük sıralaması değişmedi.

Enpara, kendi ayakları üzerinde duran yeni bir banka olarak, Türkiye'de önemli bir büyüklükle oyuna girmiş oldu.

Yani, QNB'nin Türkiye'de iki tane ayrı bankası oldu ve ikisi de özel bankalar içerisinde ilk 10'da yer alıyor.

Öte yandan, Enpara'nın QNB Türkiye'deki müşteri adedi olarak oranı, bilanço oranından çok daha fazlaydı.

Dolayısıyla, biz Enpara'ya önemli bir müşteri verdik.

Bu ayrılmayı, bir günde düşünmedik; 2-3 yıldır bu projeyle ilgileniyoruz.

Bu güne geleceğimizi bilerek, yaklaşık 2-3 yıldır ciddi bir müşteri kazanımı atağı içerisindeydik.

Müşteri tarafındaki bu boşluğu, 2026 yılında yeni ve kalıcı müşterilerle doldurmak istiyoruz. 2026'nın müşteri tarafında önemli bir kazanım yılı olmasını bekliyoruz. “Yıl sonu politika faizi beklentimiz ise, yüzde 28” Merkez Bankası'nın 2026'daki her PPK toplantısından bir faiz indirimi çıkma olasılığı yüksek mi sizce?

Yıl sonu politika faizi beklentiniz nedir?

Faiz indirimlerinin, en azından yakın dönemdeki toplantılarda devam etmesini bekliyoruz.

Yaklaşık 150 baz puan seviyelerinde, bir faiz indirim patikası olabileceğini öngörüyoruz.

Yıl sonu politika faizi beklentimiz ise, yüzde 28 seviyesinde bulunuyor. “Türkiye'nin yapay zeka dönemini kaçırmaması lazım” 2026 yılında en büyük risk ve en büyük fırsat olarak neleri görüyorsunuz?

Öncelikle, programın kesinlikle aynı akışta devam etmesi gerekiyor.

NPL'ler, takip edilmesi gereken unsurlardan bir tanesi; bir noktadan sonra bu oranı üst bir platoda tutuyor olmamız lazım.

Çünkü bu bir zincir etkisi oluşturuyor.

Mesela, KOBİ'lerde artarsa yukarıya gidiyor.

Global konjonktür de bize çok yardımcı oluyor; petrol fiyatları gibi.

Buralarda terse dönen durumlar, büyük risklerden biri olur.

Program da pozitif gidiyor.

Bunların bu paralellikle gitmesi lazım ki, sene sonunda istediğimiz enflasyon seviyelerine ulaşalım.

Fırsat olarak ise, Türkiye'nin yapay zeka dönemini kaçırmıyor olması lazım.

Dijitalleşme gücünü, çevik yönetim yapısını ve iş yapma kabiliyetini; yapay zeka ve dijitalleşme alanlarında dünyayla paralel şekilde etkin kullanılması gerekiyor.

Bunun için regülasyon tarafında da destek sağlanmalı.

İlgili Sitenin Haberleri