Haber Detayı
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan: TVF, sanayiciye yol arkadaşı olsun
Özel sektörün tek başına üstlenmekte zorlanacağı risklerin paylaşılması büyük önem taşıdığını belirten İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “TVF’nin sahip olduğu finansal kapasite ve stratejik vizyonun, dönüşüm sürecinde sanayimize yalnızca bir finansman aracı değil, güvenilir bir yol arkadaşı olabileceğine inanıyorum” dedi.
Hamide HANGÜLDünyanın köklü bir dönüşüm için de olduğunu, sanayinin de teknoloji odaklı yapısal dönüşümü için gerekli finansman ihtiyacına dikkat çeken İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) ‘paydaşlık’ önerisinde bulundu.Özellikle büyük ölçekli, sermaye ihtiyacı yüksek yatırımlarda, özel sektörün tek başına üstlenmekte zorlanacağı risklerin paylaşılmasının büyük önem taşıdığına işaret eden Bahçıvan, kamu-özel işbirliğine dayalı bir çerçeveye ihtiyaç olduğuna vurgu yaparak, “Beklentimiz; Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) özel sektörün yerine geçmeyen ama onunla birlikte hareket eden, riskleri paylaşan ve uzun vadeli dönüşümü mümkün kılan bir paydaş olarak konumlanmasıdır” dedi.İSO Şubat ayı meclis toplantısının açılışında konuşan İSO Başkanı Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanayimizin en kritik hedeflerinden biri, stratejik sektörlerde ölçek büyütme, kapasite derinleştirme ve küresel ölçekte rekabet edebilen güçlü oyuncular yaratmaktır.
TVF’nin uzun vadeli bakış açısı ve güçlü bilançosuyla sürece eşlik etmesi sanayimiz için önemli bir kaldıraç işlevi görecektir.
Etkin ve akılcı bir şekilde kullanıldığı takdirde, TVF’nin sahip olduğu finansal kapasite ve stratejik vizyonun, dönüşüm sürecinde sanayimize yalnızca bir finansman aracı değil, güvenilir bir yol arkadaşı olabileceğine inanıyorum.”Sanayimiz orta-düşük teknolojiye sahipİstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, “İyileşmelere rağmen sanayimiz halen ağırlıklı olarak düşük ve orta-düşük teknolojiye dayalı bir yapıya sahip” dedi.
Bahçıvan, “2024 itibarıyla imalat sanayi girişimlerinin yüzde 87’si, istihdamın yüzde 77’si, cironun ise yüzde 70’i düşük ve orta-düşük yoğunluklu sanayilerde toplanmış durumda.
Daha önemlisi, sanayimizin uzun yıllar taşıyıcı kolonu olmuş sektörlerimiz, son dönemde sıkı para politikaları, döviz bazında artan maliyetler ve bir dizi yapısal sorun nedeniyle rekabet gücü sıkıntıları yaşıyor” önerisi yaptı.“Çin’in agresifliği rakipleri daha korumacı yapıyor”Çin’in ABD’ye kaybettiği ihracatını dünyanın kalan pazarlarına aktarmak konusundaki agresif tavrının, rakiplerini daha da korumacı bir pozisyona ittiğine işaret eden Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çin gibi devasa bir ölçekle rekabet edebilmek için eski mekanizmaların geçerli olmadığını herkes görüyor.
Dünya ölçeğinde devletler giderek daha fazla oyuna dâhil olmaya başladılar.
Türkiye hem yurtiçi pazarda hem de ihracat pazarlarında yükselen risklerden azade değil.
Özellikle Avrupa Birliği’nin girmiş olduğu yeni ticari iş birlikleri bizi çok daha zorlu ve karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakmış durumda.
Hiç kuşkusuz, Türkiye’nin azımsanamayacak güçte bir sanayi alt yapısı var.
Ancak bu durum, bizleri kendi gerçekliğimizle yüzleşmekten alıkoymamalı.”“Teknoloji açığını kapatmanın yolu yüksek katma değer”Sanayinin uzun yıllar taşıyıcı kolonu olan bazı sektörlerin, son dönemde sıkı para politikaları, döviz bazında artan maliyetler ve bir dizi yapısal sorun nedeniyle rekabet gücü sıkıntıları yaşadığına işaret eden Bahçıvan, “Bu sektörlerde varlık ve iddialarımızı sürdürmemizin yolu, teknoloji açığımızı kapatarak yüksek katma değer odaklı yapısal dönüşümü başarmamızdan geçiyor.
Sanayide dönüşümün yalnızca özel sektörün imkânlarıyla hayata geçirilmesinin gerçekçi olmadığı açık.Yüksek teknoloji yatırımları, sermaye-yoğun, getirisi uzun vadede elde edilebilen ve başlangıç aşamasında risk seviyesi yüksek olabilen yatırımlar.
Bu bağlamda AR-GE, dijital altyapı, yeşil dönüşüm ve ölçeklenme gibi yatırım süreçleri, ciddi büyüklüklerde finansman da gerektiriyor.
Bu nedenle kamunun daha etkin rol aldığı, kamu-özel işbirliğine dayalı, riskin paylaşıldığı ve uzun vadeli bakış açısının hakim olduğu bir çerçeveye ihtiyacımız var.
Gerekirse daha fazla kamu kaynağının daha stratejik ve hedefli bir şekilde bu dönüşüme yönlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu. “Jeopolitik gerilimin ardı kesilmiyor”Küresel güçler arasındaki ticari ve teknolojik rekabetin had safhaya ulaşırken, jeopolitik gerilimlerin de ardı arkası kesilmediğine işaret eden Bahçıvan, son yıllarda enerji krizi ve teknolojik rekabetteki geriye düşüşüyle ciddi darbe alan Avrupa’nın, hem ekonomik ve askeri güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmeye çalıştığını, hem de Hindistan, Mercosur gibi yeni ortaklıklar geliştirdiğini, değerli metallerdeki olağanüstü fiyatlamaların, yükselen belirsizlik ortamının ana göstergesi niteliğinde olduğunu vurguladı.Şokların giderek sıradanlaştığı, öngörülemezliğin adeta ‘yeni normal’ haline geldiği bir gidişatın söz konusu olduğunu belirten Bahçıvan, “Bu karmaşanın arka planında, küresel dünya düzeninin yön arayışı var.
Serbest ticaretten emek göçüne, bağımsız kurumlardan uluslararası hukuka, yerleşik tüm paradigmalar, bir ‘dip dalgası’ ile değil; küresel hiyerarşinin en tepesinden gelen müdahalelerle alt üst ediliyor” ifadelerini kullandı.