Haber Detayı
Laiklik sadece devletin değil toplumsal barışın da temelidir
“Siyaset” ya da “Politika”; biri Osmanlıcadan biri Batı dillerinden gelen aynı anlama sahip iki sözcüktür.
“Siyaset” ya da “Politika” ; biri Osmanlıcadan biri Batı dillerinden gelen aynı anlama sahip iki sözcüktür.
Çağdaş Laik ve Demokratik Sosyal Hukuk Devleti’nde Siyaset ya da Politika, o devletin, vatandaşların tercihlerine göre nasıl yönetileceğinin kararlaştırılması sürecidir.
Bu sürecin yani “Siyaset” in ya da “Politika” nın temelinde, egemenliğin, vatandaşların, (milletin, halkın, seçmenlerin) tercihlerine dayalı olduğu anlayışı yatar. *** Yaptığım bu tanım, Siyaset Bilimi açısından doğrudur ama gerçekleştirilmesi hiç de kolay değildir: 1) Çünkü bir toplumun egemenliğini bir biçimde (gelenekle ya da seçimle veya darbeyle) ele geçirmiş olanlar, bu yetkilerini toplum çıkarları için değil, kendi çıkarları için kullanma eğilimlidirler. (Her iktidar yozlaşır ve yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaşır ve yozlaştırır.
Bunu önlemek için başta ifade ve muhalefet özgürlükleri olmak üzere, Temel Hak ve Özgürlükler, bunları korumak için de bağımsız bir yargı ve şeffaf, adil, periyodik seçimler gereklidir!) 2) Toplum yani bir devletin vatandaşları, farklı kültürlerden, farklı sınıflardan, oluştuğu ve farklı mukaddes kimliklere ve beklentilere sahip oldukları için, onların ortak isteklerini bulmak ve karşılamak kolay değildir, hatta bazen de olanaksızdır.
Bu iki engeli aşmak için, Siyaset ya da Politika, partiler aracılığıyla yapılır.
Farklı partiler, toplumu oluşturan vatandaşların içindeki farklı mukaddes değerleri, farklı sınıfları, farklı beklentileri karşılamak için önerdikleri çözümleri dile getirirler.
Bu süreç, partiler arasındaki bu farklılıklar, içinde bulundukları Çağdaş Laik Demokratik Sosyal Hukuk Devleti’nin kurumlarına ve kurallarına yani Anayasası’na uygun olmak zorundadır...
Yoksa Devlet çöker ve ortada iktidar olunacak, yönetilecek bir yapı kalmaz! *** Bir devleti, özellikle de Çağdaş Laik Demokratik Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan üç ana kurum vardır: Milli Savunma, Milli Eğitim ve Adalet.
Yani Kışla, Okul ve Mahkeme.
Farklı farklı mukaddes değerleri savunan partiler kesinlikle bu alanlardan uzak durmalıdırlar, çünkü bunlar geçici olarak yetkilendirilen hükümetlerin değil, kalıcı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumlarıdır.
Cami, yani din ve mezhep kimliği, bu üç kurumdan daha hassas ve daha özel olan bir nitelik taşır, çünkü vatandaşların mukaddes kimliklerinden birini ve üstelik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları arasında çoğunluk olan bir grubu belirler.
Ama bu kimlik, dine ve mezhebe dayandığı ve iktidar kavgalarına da gerekçe yapıldığı için, tarih boyunca hem din ve mezhep savaşlarıyla, hem de Emperyalizm tarafından, devletlerin ve toplumların istikrarlarını bozmak için kullanıldığından, istismara, yani kötü kullanıma alet edilmiş bir mukaddes değerdir.
Laiklik ilkesi, bu mukaddes değeri korumak, onun istismarını önlemek ve sadece çoğunluğun değil, herkesin mukaddes değerlerine saygılı bir devlet yapısı oluşturmak için kabul edilmiş olan temel ilkedir.
Dolayısıyla Laiklik, bütün partilerin, özellikle de iktidar partisi ya da partilerinin, kesinlikle uymaları gereken bir ilkedir. *** Tek bir dinin tek bir mezhebin tek bir yorumun, bir siyasal parti, hele bir iktidar partisi veya partileri tarafından Cami’de, Kışla’da, Okul’da ve Mahkeme’de dayatılması: Sadece Çağdaş Laik Demokratik Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, onun kurum ve kurallarına aykırı olmakla kalmaz...
Aynı zamanda, devletin istikrarını ve toplumun barış içinde birlikte yaşamasını da bozan bir girişimdir.
Bu dört kurumdaki siyasal parti ve/veya partiler tarafından yapılan baskıların derhal durdurulmaları gerekir!