Haber Detayı

Ramazan’ın inşa ettiği ruh
Yaşam yeniasir.com.tr
26/02/2026 06:50 (3 saat önce)

Ramazan’ın inşa ettiği ruh

PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI... Peygamber Efendimiz için Ramazan, hilalin görünmesiyle başlayan bir sürpriz değil, bilakis özlem ve hasretle beklenen bir vuslattı. Daha Şaban ayının son günlerinde ashabını toplar, adeta manevi bir seferberlik ilan edercesine bu ayın kıymetini anlatırdı. Selman-ı...

PROF.

DR.

TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...

Peygamber Efendimiz için Ramazan, hilalin görünmesiyle başlayan bir sürpriz değil, bilakis özlem ve hasretle beklenen bir vuslattı.

Daha Şaban ayının son günlerinde ashabını toplar, adeta manevi bir seferberlik ilan edercesine bu ayın kıymetini anlatırdı.

Selman-ı Farisi'nin rivayet ettiği o meşhur hutbesinde, 'Resulullah (s.a.v.) Şaban Ayının son gününde bizlere bir hutbe irad ederek: 'Ey insanlar!

Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü.

Bu ayın içinde 1000 aydan daha hayırlı Kadir Gecesi vardır.

Orucu farz, teravih namazı sünnettir.

Onda nafile bir ibadet yapan farz sevabını, farz işleyen de yetmiş katını alır.

Karşılığı cennet olan sabır ve ihsân ayıdır.

Onda Mü'minlerin nzkı artar, bir oruçlu, başka bir oruçluya iftar ettirirse, Allah onun günahlarını bağışlar ve hiçbir şeyini eksiltmeden onun sevabını kendisine verir.

Elimizde yardım edecek bir yok, diyenler de bir hurma ve bir yudum su ile de olsa, iftar ettirirlerse aynı sevap verilir.

Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonuda cehennemden kurtuluş günleri olan Ramazanda ikisi Allah'ın rızasına erişmek, ikisi de kaçınamayacağınız dört haslette çok bulunun.

Bunlar kelimei şehâdet (Eşhedü ellâ ilâhe illallâh ve Eşhedü enne Muhammmeden abduhû ve rasûluh) ve istiğfar ile cenneti arzu etmek, cehennemden uzak durmaktır.

Oruçluya iftar zamanı su içireni Cenâb-ı Allâh, o kişi cennete girinceye kadar asla susatmayacağı Havzı Kevser'den içirir.' buyurdu.(Terğîb ve't-Terhîb, 2/94) Sevgili Peygamberimizin bu ifadeleri, Ramazan'ın sabır ve yardımlaşmayla harmanlanmış, bir hurma tanesi gibi küçük dahi olsa gönül alarak ebedi saadete kapı aralayan muazzam bir arınma ve ruhsal yükseliş mevsimi olduğunu özetlemektedir.

Bu kutlu zaman dilimi, mümini hem Rabbiyle hem de toplumla en zarif ve en samimi bağlarla yeniden buluşturan eşsiz bir rahmet iklimidir.

İLMEK İLMEK DOKURDU Medine'nin ıssız ve sessiz sokakları fecirden önce bambaşka bir hareketliliğe sahne olurdu.

Peygamberimiz, sahuru asla ihmal etmez ve 'Sahura kalkın, sahurda muhakkak bereket vardır' buyurarak bu vaktin bereketine dikkat çekerdi.

Onun sahur sofrası şatafattan uzak, ama huzur ve neş'e doluydu.

Sahur vaktini, bizim orucumuzu Ehl-i Kitap'ın (Hıristiyan ve Yahudi) orucundan ayıran en temel fark olarak nitelerdi.

Sahurla sabah namazı arasındaki vakti ise 'elli ayet okunacak kadar' bir süreyle sınırlar, bu kıymetli anları dua, tefekkür ve Kur'an tilavetiyle ilmek ilmek dokurdu. (Sünen-i Ebu Dâvûd, 2/766) Sevgili Efendimiz, insanların en cömerdiydi; ancak Ramazan geldiğinde bu cömertliği, önüne kattığı her şeyi bereketlendiren 'rahmet olarak inen', 'müjdeci rüzgârlara' benzerdi.

Yanında ne varsa infak eder, mal biriktirmezdi.

Onun bu engin şefkati sadece dindarlara değil, hata yapanlara karşı da bir sığınaktı.

Bir Ramazan günü orucunu bozup 'Mahvoldum!' diyerek feryat eden adama karşı gösterdiği muamele, bunun en zarif örneğidir.

Adam, kefaret olarak ne köle azat etmeye, ne altmış gün oruca, ne de fakir doyurmaya gücü yettiğini söyleyince; Efendimiz ona bir küfe hurma vermiş, adam 'Medine'de benden daha fakiri yok' deyince de tebessüm ederek 'Öyleyse bunu ailene yedir' buyurmuştu.

İşte bu, Ramazan'ın -kimilerinin iddialarına göre- 'yasaklar ayı' değil, bilakis kadr ü kıymeti iyi bilindiği takdirde bir rahmet ve merhamet şöleni olduğunun en güçlü kanıtıdır. (et-Taç 2/73).

GÖNÜLDEN GÖNÜLE Kur'ân Vahyinin indiği bu ayda, Peygamberimiz ile Cebrail (a.s) arasında muazzam bir gelenek yaşanırdı.

Bunun terminolojik adı: Arza.

Hz.

Peygamber ile Cebrâil, her gece bir araya gelir, o zamana kadar nazil olan ayetleri karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı.

Her sene böylece mukabele edilmek suretiyle devam eden bu bu hal Hz Peygamber'in vefat edeceği sene iki defa tekrarlanmıştı.

Günümüzde camilerimizi ve evlerimizi şenlendiren 'mukâbele' geleneğinin kökeni, işte bu ilahi buluşmadır.

Bu okumalar sadece bir metin tekrarı değil, kelam-ı ilahinin korunması ve kalplere nakşedilmesi süreciydi.

Sevgili Peygamberimiz, 'Gözlerinizi mushafa bakmakla ibadetten hissedar ediniz' buyurarak Kur'an ile kurulan görsel ve ruhsal bağı teşvik ederdi.

Ramazan geceleri, Peygamberimiz için tam bir 'kıyâm' mevsimiydi.

Teravih namazını ashabın yoğun ilgisi üzerine bunun ümmetine farz kılınıp zorluk çıkarmasından endişe ederek evinde kılmaya devam etmiştir.

Bu, onun ümmetine olan derin şefkatinin ve 'kolaylaştırma' ilkesinin bir sonucuydu.

Bu endişenin ortadan kalktığı Hz.

Ömer, halifeliği döneminden itibaren cemaatle kılınmaya başlanan teravihler, Ramazan ayında kadınıyla erkeğiyle, genci ihtiyarıyla hele de cıvıl cıvıl çocuklarımızın iştirakiyle asırları aşan bir rahmet iklimine ve mabetlerimizi sadece Cuma, Bayram ve kandillerle değil, safları dolduran o safiyâne gönüllerle de aydınlatan muazzam bir vuslat şölenine dönüşmüştür.

Hz.

Peygamber, Ramazan'ın son on günü geldiğinde ise dünya ile bağlarını asgariye indirir, mescidin bir köşesinde itikafa çekilirdi.

Bu, bir aylık manevi eğitimin zirvesi, kulun Rabbi ile baş başa kaldığı en mahrem andı.

Tabiri câiz ise bu inziva, aslında ruhun gurbetten sılaya dönüşüdür; insanın kendi iç dünyasında inşa ettiği bir manevi bir sığınaktır.

Orada saatler değil, saniyeler dahi tesbihleşir ve dünya işlerinin tozlu perdeleri aralanarak hakikatin nuru doğrudan kalbe misafir olurdu.

Efendimiz bu haliyle bize, en kalabalık şehirlerde bile insanın kendi içinde bir 'Hira' iklimi kurabileceğini ve modern çağın kuşatmasından ancak bu sükûnetle çıkılabileceğini fısıldar.

İtikaf, Ramazan boyunca ilmek ilmek işlenen sabrın, Kadir Gecesi'nin bereketiyle taçlandığı muazzam bir final sahnesidir.

YOLCULUKTA ORUÇ O, hayatı sadece cami içinde değil, hayatın tam kalbinde yaşardı.

Bedir Muharebesi, Mekke'nin fethi gibi büyük seferler Ramazan ayına denk geldiğinde, şartlar ağırlaştığında, ashabına oruçlarını açmalarını emrederdi.

Bir sefer esnasında düşmana yaklaşıldığında, 'Orucu bozmanız sizin için kuvvet kaynağıdır' diyerek ruhsatın ve hikmetin gereğini yerine getirirdi.

Hatta bir sefer esnasında çok sıcak bir günde oruç tutmayıp diğerlerine yardım edenler için 'Bugün oruç tutmayanların mükafaatı fazla oldu' buyurarak, amelin özündeki niyetin ve hizmetin önemini vurgulardı.( Müslim 2/789) İslam'ın rahmet yüklü mesajı, Ramazan ayında sadece mabetlere değil, Efendimiz'in (sav) hane-i saadetlerine de eşsiz bir estetik ve denge taşımıştır.

Hz.

Peygamber, oruçlu olduğu anlarda dahi ailesine muhabbetini göstermekten çekinmemiş; ancak bu zarafetin kişisel irade ve nefsine hakimiyet ölçüsünde bir dengeye dayanması gerektiğini hatırlatmıştır.

Geceleri yaşanan beşeri hallerin sabah vaktinde ibadete engel görülmemesi, dinimizin sunduğu kolaylık prensibinin en müşahhas örneğidir; nitekim Peygamber Efendimiz bu durumlarda yıkanarak orucuna kararlılıkla devam etmiştir.

Ramazan'ın son on gününde ise dünya meşgalesinden sıyrılarak girilen itikaf, ailevi münasebetlerin yerini tamamen Hakk'a yönelişe bıraktığı manevi bir zirvedir.

Onun bu müsamahakar ve eğitici tavrı, Ramazan'ı bir zorluk değil, bir arınma ve nezaket vesilesi haline getirmiştir.

HİÇ SÖNMEYECEK BİR KANDİL Peygamber Efendimizin Ramazan hayatı; ibadeti sağlam, ahlakı estetik ve muameleyi zarif yapmanın yegâne yoludur.

O, sadece aç kalarak değil; cömertliğiyle yağmura, sabrıyla dağa, ibadetiyle bir nur halkasına dönüşerek bu ayı ihya ederdi. 'Özürsüz ve hastalıksız olarak Ramazan'da bir gün dahi oruç tutmayanın, daha sonra bütün ömrünü oruçla geçirse de o günün mükafatını alamaz' uyarısı bu ayın kaçırılmayacak bir 'fırsatlar ve 'ganimetler' ayı olduğunun en sarsıcı ifadesidir.

Gelin, bu Ramazan'da biz de Allah'ın Elçisi'nin günlüğünden sayfalar koparalım.

Soframızı merhametle, gecemizi Kur'an'la, işimizi titizlikle ve kalbimizi sadece 'O'nun gördüğü bir ihlasla süsleyelim.

Çünkü gerçek Ramazan, Efendimizin izinde yürürken ruhumuzda ısıtan o hiç sönmeyecek bir kandil olsun.

İlgili Sitenin Haberleri