Haber Detayı

TENİS “LOVE” İLE BAŞLAR
Seren yilmaz tv100.com
26/02/2026 15:07 (8 saat önce)

TENİS “LOVE” İLE BAŞLAR

Kortta Yazılan Bir “Aşk” Hikayesi Tenis dışarıdan bakıldığında oldukça zarif bir spordur sadece bir raket, top ve fileden ibaret gibi görünür.

Zarif kıyafetleriyle de görsel olarak estetik bir duruş sergiler.

Oysa korta adım attığınız anda bambaşka bir dünyanın içine girersiniz.

Çünkü tenis yalnızca fiziksel bir mücadele değil; kendi dili olan, ritüelleri olan, aristokrat geleneklere sahip, sakin ama sert karakterli bir oyundur.

Karmaşık gibi görünen ama aslında matematiksel bir zarafete sahip puanlama sistemiyle de tenis, spor olmanın ötesinde bir kültürdür.Tenis oynayanlar anlayacaktır, oyunda rakibiniz kadar kendi zihninizle de karşı karşıyasınız.

İşte tenisi zarif kılan sadece beyaz kıyafetleri değil, bu görünmez mücadeledir.

Kortta savaş sadece kaslarda değil, aynı zamanda karakterdedir.

Aslında tenis sporu da gerçek bir karaktere sahiptir.

Bu değişmez karakteri en çok puanlama sisteminde ve gelenekçiliğinde saklıdır.

Tenisin karakteri ve bilinmeyenlerini çözmek de tenis oynamayı öğrenip “rally” döndürmek kadar zevklidir.“Love” yani “Aşk”Teniste sıfır “love” olarak anılır.

Bunun romantik bir açıklaması var “Sayı almasan bile oyuna aşkla başlarsın”.

Ancak dilbilimsel olarak en güçlü teori Fransızca yumurta anlamına gelen “œuf” (l’oeuf) kelimesidir.

Yumurta şekil olarak 0’a benzediği için ilk başta l’oeuf denmiş ancak zamanla İngiliz telaffuzunda aşk anlamına gelen “love” kelimesine benzediği için “love”a dönüşmüş ve o şekilde tenis diline yerleşmiştir.Yani love büyük ihtimalle aşktan değil, yumurtadan geliyor.

Ama kortta 0-40 geriye düştüğünüzde, gerçekten sadece aşk için oynayıp oynamadığınızı fark ediyorsunuz.15-30-40: Mantıksız Gibi Görünen Mükemmel SistemTeniste puanlama 0 (Love) – 15 – 30 – 40 – Game şeklinde ilerler.

İlk bakışta insanın aklına şu gelir: “Neden 1-2-3-4 değil?”En yaygın kabul gören teori Orta Çağ Fransa’sındaki saat kadranına dayanır.

İlk puan 15 dakikayı, ikinci 30’u, üçüncü 45’i temsil ediyordu.

Ancak Fransızcada kırk beş “quarante-cinq” (45) söylemesi uzun olduğu için zamanla 45 yerine 40 kullanılmaya başlandı.

Böylece bugün bildiğimiz 15-30-40 sistemi doğdu.Kortta 40-40 olduğunda ise işler değişir.

Buna Deuce denir.

O andan itibaren oyunu kazanmak için iki sayı üst üste almak gerekir.

İlk sayı “advantage” (avantaj), bir sonraki sayı ise “game” demektir.

İki sayı fark yapan oyunu alır.Deuce anı, tenisin kalp atışıdır.

Bir sayıyla zirveye, bir sayıyla yeniden başlangıca dönersiniz.

Kortta o anı yaşayan bilir, Deuce’te rakibinizden çok kendinizle oynarsınız.Love Game: Kusursuzluk AnıRakibinize tek bir sayı bile vermeden oyunu kazanırsanız buna “Love Game” denir.

Skor 15-love, 30-love, 40-love diye ilerler ve oyun biter.

Bu, teniste adeta bir güç gösterisidir.

Sessiz ama net.Set, Maç ve Tie-Break: Gerilim TırmanırkenBir oyuncu 4 puanla bir game kazanır. 6 game kazanan seti alır.

Ancak en az iki fark şarttır yani skorun 6-4 ya da 7-5 gibi olması gerekir.Skor 6-6 olursa devreye tie-break girer. 7 sayıya ulaşan ve en az iki fark yapan oyuncu seti kazanır.

Servisler ilk sayıdan sonra iki sayıda bir değişir.Tie-break, adeta psikolojinin sınavıdır.

Bir tenisçi için belki de maçın en savunmasız anıdır.

Bir sayı her şeyi bitirebilir.

Ya da her şeyi baştan başlatabilir.“Tenis” KelimesiTenis sözcüğü Anglo-Fransızca “tenetz” ya da eski Fransızca “tenez” kelimesinden gelir.

Anlamı “Tut!” ya da “Hazır ol!” Servis atan oyuncu rakibine bu şekilde seslenirmiş. 14. yüzyılda oynanan avuç içi oyunlarında -ki tenis o dönemde avuç içiyle oynanan bir oyundu- bu seslenme sıkça kullanılırmış.

Zamanla oyunun adı haline gelmiş.

Yani tenis aslında bir çağrıyla başlar.“Rally” DöndürmekKelimenin kökeni yine Fransızca “rallier” fiiline dayanır.

Rallier yeniden bir araya gelmek, toparlanmak, tekrar birleşmek anlamına gelir.

İngilizceye geçtiğinde daralarak “rally” oldu.

İlginç bir detay: Günlük İngilizcede “to rally” birine destek olmak, toparlanmak ya da geri dönüş yapmak anlamına da gelir.

Teniste uzun bir ralliden sonra sayı kazanmak tam olarak bu duyguyu yansıtır.

Mücadeleyi bırakmamak ve yeniden toparlanmak.

Kısacası “rally” kelimesi tesadüf değil; oyunun akışını ve direncini anlatan tarihsel bir miras.Grand Slam“Grand Slam” terimi tenis kökenli değildir.

Kart oyunları ve beyzboldan gelir.

Anlamı ise “Hepsini kazanmak”.

Teniste Grand Slam aynı yıl içinde dört büyük turnuvayı kazanmak demektir.

Australian Open, French Open, Wimbledon Championships, US Open Tennis Championships Bu dört turnuvayı aynı yıl içinde kazanmak, spor tarihinin en zor başarılarından biridir.Tenis Topu SarısıEskiden tenis topları beyazdı.

Ancak 1960’ların sonunda renkli televizyon yayınlarının yaygınlaşmasıyla beyaz topun ekranda zeminle karıştığı fark edildi. 1972’de Uluslararası Tenis Federasyonu sarı (optic yellow) topu resmi standart olarak kabul etti.

Özellikle Wimbledon’daki yayın testleri, sarı topun televizyon izleyicisi için çok daha görünür olduğunu ortaya koydu.

Bugün bize doğal gelen o sarı top, aslında televizyon teknolojisinin sonucudur.Wimbledon ve BeyazBu tenis tarihinin en aristokrat geleneğidir.

Wimbledon Championships denince akla sadece çim kort gelmez, bembeyaz kıyafetler gelir.

Wimbledon turnuvalarında beyaz giyme zorunluluğu vardır.

Bu katı kuralı koyan kurum All England Lawn Tennis and Croquet Club.

Evet bir kriket kulübü çünkü sporlar elit çevrelerce yönetiliyordu. 19.yüzyıl İngiltere’sinde ise ter lekesi görmek kaba sayılırdı.

Beyaz renk ise ter izini daha az belli eder, zarif görünür aynı zamanda üst sınıfın simgesidir.

Tenisle beyaz artık adeta bütünleşmiştir. 1877’den beri bu gelenek korunur.

Hatta iç çamaşırının bile görünür renkte olması yasaktır.

Tenisin GelenekçiliğiTenis aristokrat kökenlidir.

Uzun yıllar kuralları elit kulüpler tarafından korunmuştur.

Hatta bir dönem düzenlemelerde Marylebone Cricket Club spor yönetiminde söz sahibiydi.Tüm bunların sonucunda tenis sporu gelenekçidir.

Dilini korur, ritüellerini korur, kıyafet kuralları vardır ve korur, puanlama sistemini değiştirmez.

Modernleşir ama özünü bırakmaz.Tenis Bir Karakter OyunudurTenis dışarıdan çok zarif görünür.

Fiziksel güç önemlidir ama maçı kazandıran çoğu zaman zihindir.

Çünkü tenis Yalnız oynanır.

Koç oyun sırasında müdahale edemez; çözümü kortta kendiniz üretmek zorundasınız.

Skor geri dönebilir. 0-40’tan game alınabilir, 2-5’ten set çevrilebilir.

İnanç kırılırsa maç gider.

Her sayı yeni bir başlangıçtır.

Bir önceki hatayı unutamazsanız, sıradaki sayıyı da kaybedersiniz.

Tie-break anları psikolojik savaştır.

Özellikle 6-6’da oynanan kritik sayılar teknikten çok soğukkanlılık ister.

Ritim oyunu bozar.

Rakibin temposunu değil, kendi zihinsel ritminizi korumanız gerekir.Kısacası tenis; tekniğin yanı sıra stres yönetimi, odak, sabır ve duygusal kontrol sporudur.

Rakibiniz karşı tarafta durur ama asıl mücadele çoğu zaman kendi zihninizledir.

Hata da sizin, çözüm de.

Belki bu yüzden puanlama sistemi “iki farkla kazan” der.

Çünkü tenis işi şansa bırakmaz, aceleciyi değil sabırlıyı ödüllendirir.

Ve her maç aşkla, 0-0 yani “love” ile başlar.

Her şey eşit başlar farkı yaratan yalnızca siz ve zihninizdir.

İlgili Sitenin Haberleri