Haber Detayı
Sanatın yeni sihri: Yapay zekâ ve gerçekliğin yeniden yazımı
Sanat dünyası her dönemde bir kırılma anı yaşar. Fotoğrafın icadı, performans sanatının yükselişi, dijital üretimin yaygınlaşması… Bugün ise bu kırılma, yapay zekâ üzerinden gerçekleşiyor. Ancak mesele yalnızca yeni bir araçla üretim yapmak değil; sanatın ne olduğu, kime ait olduğu ve nasıl değerlendirileceği sorularının yeniden açılması.
Yapay zekâ artık yalnızca bir yazılım değil, üretime doğrudan müdahil olan bir “ortak”.
Büyük müzeler, müzayede evleri ve küratoryal platformlar bu yeni üretim biçimini nasıl konumlandıracaklarını tartışıyor.
Yapay zeka ile üretilen bir görsel bir eser midir, yoksa bir çıktı mıdır?
Sanatçı, algoritmayı yazan mı, komutu veren mi, yoksa süreci kurgulayan mı?Bu tartışma özellikle iki eksende yoğunlaşıyor: özgünlük ve niyet.
Sanat tarihine baktığımızda, üretim teknikleri sürekli değişmiştir; ancak sanat eserini diğer görsel üretimlerden ayıran şey, çoğu zaman sanatçının deneyimi, bağlamı ve niyetidir.
Yapay zekâ ise devasa veri setlerinden öğrenir.
Bu veri setlerinin içinde binlerce sanatçının, tasarımcının, fotoğrafçının emeği vardır.
Dolayısıyla bugün en kritik soru şu: Bu öğrenme süreci yaratıcı bir sentez mi, yoksa görünmez bir alıntı mı?Telif hakları meselesi de burada devreye giriyor.
Eserleri izinsiz şekilde veri setlerine dahil edilen sanatçılar, üretimlerinin makine tarafından “öğrenilmesini” sorguluyor.
Bu durum, sanat piyasasında hem hukuki hem de etik bir tartışmayı büyütüyor.
Büyük kurumlar ise bir yandan teknolojiyi programlarına dahil ederken, diğer yandan bu eleştirileri göz ardı edemiyor.Yapay zeka üretimleri koleksiyonlara giriyor Piyasa tarafında ise daha pragmatik bir hareket var.
Yapak zeka üretimleri müzayedelerde yer buluyor, koleksiyonlara giriyor ve yeni bir yatırım alanı olarak görülüyor.Refik Anadol’un data-driven AI işleri, Christie’s ve Sotheby’s müzayedelerinde milyon dolar seviyelerinde alıcı bulurken, Fransız kolektif Obvious tarafından üretilen, yapay zeka ile oluşturulmuş portre 432 bin 500 dolara satıldı.
Ancak bu noktada değer meselesi tekrar gündeme geliyor: Değer, teknik yenilikten mi doğar, yoksa insani deneyimin derinliğinden mi?Sanatın yeni aynası Benim için yapay zekâ, sanatın sonu değil; sanatın yeni bir aynası.
Çünkü asıl mesele teknolojinin ne yaptığı değil, bizim onunla ne yaptığımız.
Yapay zeka, sanatçının yerine geçen bir özne değil, sanatçının gerçeklik ile kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlayan bir araç.
Eğer bilinçli kullanılırsa, düşünsel alanı genişletebilir.
Eğer sorgusuz kabul edilirse, yüzeysel bir estetik üretime indirgenebilir.Sanat tarihi bize şunu gösterir: Yeni araçlar her zaman direnişle karşılanır, ardından sindirilir ve dönüştürülür.
Yapay zekâ da bu sürecin bir parçası.
Önemli olan, bu dönüşümü yalnızca teknolojik değil, etik ve kavramsal bir tartışma olarak ele almak.Bugün asıl sormamız gereken soru şu: Gerçekliği artık kim kuruyor?
Sanatçı mı, algoritma mı, yoksa izleyici mi?
Ve belki de cevap, her zamanki gibi, bu üçlü ilişkinin tam ortasında duruyor.