Haber Detayı
Oruçluyken kafanın gitmesi Geçici yazılım güncellemesi
Oruçluyken insanın kafası bazen kısa süreliğine başka bir boyuta geçer. Bu bir arıza değil… Ruhun ve midenin ortaklaşa yaptığı küçük bir sistem güncellemesidir. 'Ben buraya niye gelmiştim?' sendromu: Mutfakta durursun. Dolabı açarsın. Bakarsın. Kapatırsın. Sonra tekrar açarsın. Çünkü beynin şu an…
Oruçluyken insanın kafası bazen kısa süreliğine başka bir boyuta geçer.
Bu bir arıza değil...
Ruhun ve midenin ortaklaşa yaptığı küçük bir sistem güncellemesidir. 'Ben buraya niye gelmiştim?' sendromu: Mutfakta durursun.
Dolabı açarsın.
Bakarsın.
Kapatırsın.
Sonra tekrar açarsın.
Çünkü beynin şu an iki mod arasında çalışıyordur: Tasarruf modu ve hayal kurma modu.
Zamanın ağır çekime girmesi: Saat 16.42...
Bir bakarsın 16.43 olmuş.
O bir dakika içinde insan hayatı sorgulayabilir.
Ama iftara 10 dakika kala zaman warp hızına geçer.
Bu da orucun kozmik tarafıdır.
Hayali menü tasarımı: Oruçluyken herkes biraz gurme olur.
Normalde 'Ne bulursak yeriz' diyen insan, iftara doğru zihninde Michelin yıldızlı menüler tasarlar.
Zihin üretkendir.
Mide motive edicidir.
Cümle ortasında donma: Biri bir şey anlatır.
Sen bakarsın.
Dinliyormuş gibi yaparsın.
Ama beynin içinden geçen şudur: 'Çorba kaçta hazır olur acaba?' Bu bir saygısızlık değil.
Bu, enerji tasarruflu düşünme biçimidir.
Duygusal hassasiyet: Oruçluyken insan biraz daha yumuşak olur.
Bir reklam bile kalbe dokunabilir.
Çünkü açlık, kalbin sesini biraz yükseltir.
Ama işin güzel tarafı şu: Kafa biraz gitse de, kalp biraz daha yerine gelir.
Beden yavaşlar ama farkındalık artar.
İnsan şunu anlar: Aslında gün içinde gereksiz ne kadar çok şey düşünüyormuşuz.
Oruç, zihni sadeleştirir.
Bazen cümleleri unutturur ama niyetleri berraklaştırır.