Haber Detayı

Gürültüden sükûnete yolculuk
Yaşam yeniasir.com.tr
28/02/2026 06:50 (5 saat önce)

Gürültüden sükûnete yolculuk

Modern hayatın bitmeyen gürültüsü arasında Ramazan, şehrin sert ritmini yavaşlatan ilahi bir davet olarak görülür. Ayrıca Ramazan, sadece bir ay değil; aynı zamanda hızdan hikmete, kalabalıktan yalnızlığa ve gürültüden sükûnete uzanan önemli bir arınma sürecidir.

Prof.

Dr.

Tahsin Koçyiğit Yazdı...

Farkında mıyız bilmem, modern şehirler de bitmek bilmeyen bir iştahın, durdurulamayan bir hızın ve her köşesinden ayrı bir kakafoninin fışkırdığı devasa bir gürültü makinesine dönüştü.

Sabahın henüz kör karanlığında başlayan korna sesleri, şantiyelerden yükselen metalik senfoni, telefonların dinmek bilmeyen bildirimler ve zihnimizi allak bullak eden bir yerlere yetişme telaşı.

Şehirli insan için kaos, artık kaçınılmaz bir dekor; kargaşa ise nefes alıp verdiği bir atmosferdir.

İşte tam bu noktada Ramazan, şehrin o sert dişlileri arasına sızan yumuşak bir nefes, kaosa çekilen asil bir 'sus' işareti gibi çıkagelir.

Bu, sadece bir takvim değişikliği değil; gürültüden sükûnete, kargaşadan iç huzura doğru başlayan en uzun, en derin yolculuktur.

RUHUN ZAMANINA GEÇİŞ Şehirde zaman, bir saniyeyi diğerine kovalayan doğrusal ve acımasız bir hızdan ibarettir.

Modernite bize 'vakit nakittir' yalanını öylesine ezberletti ki, vaktin aslında 'bereket' olduğunu unuttuk.

Ramazan geldiğinde, şehir sanki görünmez bir el tarafından yavaşlatılır.

Sahur vakti, bu yavaşlamanın en büyülü kanıtıdır.

Gündüzün o saldırgan kalabalığının yerini, evlerin pencerelerinden sızan buğulu ışıklar ve sokaklara yayılan hafif tencere tıkırtıları alır.

Sahurda şehir, sanki nefesini tutmuş bir dev gibidir.

O anlarda duyulan, sadece uzaktan gelen bir sahur davulcusunun ritmi değildir; aslında duyduğumuz, gürültü azaldıkça yüzeye çıkan kendi iç sesimizdir.

Dinginlik, dışarıdaki seslerin kesilmesiyle değil, içerideki fırtınanın dinmesiyle başlar.

Sahurun o tekinsiz ama huzurlu sessizliği, şehirli insana unuttuğu 'an'ı geri verir.

KALABALIKTA MÜNZEVİ OLMAK Modern insan 'yalnızlık'tan ve 'sessizlik'ten ölesiye korkar.

Bu yüzden her boşluğa bir ses, her sessizliğe bir eğlence sığdırmaya çalışır.

Oysa Ramazan, bize kalabalıklar içinde 'halvet'te olmayı, yani kendi iç kalemize çekilmeyi öğretir.

Metroda, iş yerinde ya da caddenin en kaotik noktasında oruçlu bir beden, aslında şehre karşı sessiz bir direniş sergilemektedir.

Herkesin tükettiği, hızla çiğneyip yuttuğu, kelimeleri hoyratça harcadığı bir dünyada; beklemeyi, sabretmeyi ve 'yokluğu' deneyimlemeyi seçmek, modernitenin kurguladığı o gürültülü düzene vurulmuş en büyük darbedir.

Bu yolculukta şehir, bir laboratuvara dönüşür.

Trafiğin en sıkıştığı anda öfkesini yutan bir şoför, iftar vaktine dakikalar kala fırın kuyruğunda sırasını bir başkasına veren o meçhul el; işte bunlar şehrin gürültüsünü sükûnete tahvil eden anlardır.

Sükûnet sadece 'konuşmamak' değildir; sükûnet, hırsları dizginlemek, egonun o gürültülü sesini kısmak ve başkasının varlığına yer açmaktır.

Kargaşanın olmadığı yer, fiziksel bir boşluk değil, kalbin mutmain olduğu o genişliktir.

MAHYALAR VE GÖLGELER Ramazan'ın şehirdeki en somut ve estetik tezahürü, gökyüzüne asılan o ışıklı cümlelerdir.

Mahyalar, şehrin karanlığına ve karmaşasına gökyüzünden verilmiş zarif bir cevaptır.

Gökdelenlerin ruhsuz cam cephelerine inat, minarelerin arasındaki o kadim parıltı, bize köklerimizi ve sükûtun estetiğini hatırlatır.

Şehir, iftar topuyla birlikte kolektif bir nefes alışa geçer.

O an, milyonlarca insanın aynı niyetle durduğu, aynı lokmayı beklediği o mucizevi saniyeler, yeryüzündeki sükûtun zirvesidir.

Fakat bu yolculuk iftar sofrasında bitmez.

Asıl sınav, karnımız doyduğunda kalbimizin açlığını nasıl doyuracağımızdır.

Teravih çıkışlarında serin bir akşam vaktinde yürünen o yollar, cami avlularındaki asırlık çınarların altında edilen o hesapsız sohbetler, şehrin o vahşi kapitalist çehresini bir nebze de olsa yumuşatır.

İnsan, 'öteki'ne temas ettikçe, gürültü yerini güvene, kargaşa yerini huzura bırakır.

SÜKUNET ŞEHRİ İNŞA ETMEK Ramazan bize bir ay boyunca şunu fısıldar: Şehir seni yutmak zorunda değil.

Gürültü, senin kaderin değil.

Eğer kendi içindeki o sükûnet adasını bulabilirsen, şehrin en kalabalık meydanı bile senin için bir itikâf haneye dönüşebilir.

Dinginlik, dış dünyadaki olayların bitmesi değil, senin o olaylara verdiğin tepkinin durulmasıdır.

Bu kutsal ay, bir 'durma' ve 'dinleme' vaktidir.

Modern zamanların bizi mecbur bıraktığı o anlamsız gürültüden, ruhun asıl vatanı olan sükûnete göç etmektir.

Eğer bu Ramazan'da bir nebze olsun şehrin gürültüsünden sıyrılıp kendi içimizdeki o derin sessizliği duyabildiysek, yolculuğumuz amacına ulaşmış demektir.

Çünkü gerçek şehir, sadece taş ve betondan değil; sükûnet bulmuş, kaosundan arınmış kalplerden inşa edilir.

Gürültüden sükûnete yaptığınız bu yolculuğun sonunda, kendinizi bulmanız dileğiyle.

İlgili Sitenin Haberleri