Haber Detayı

Ramazan ayının unutulan gelenekleri
Pazar yeniasir.com.tr
01/03/2026 06:50 (4 saat önce)

Ramazan ayının unutulan gelenekleri

Toplumsal sorumluluklarımız gereği Ramazan’ın unutulan ya da unutulmaya yüz tutan geleneklerini Yeni Asır okuyucuları için araştırdık. Bu güzel geleneklerimizi birlikte hatırlamaya ne dersiniz? İlk kez oruç tutan çocuğa verilen hediyelerden, diş kirasına, hatta oruca direk vurmaya kadar uzanan tarihin tozlu sayfalarında kalmış ilginç geleneklerimizden birkaçı...

Kültürler geleneklerle yaşar'...

Ne güzel söylemiş atalarımız.

Bilinen bir laf vardır 'temizlik imandan gelir' diye.

Çok eski Ramazan gelenekleri arasında evlerin temizlenmesi yer alırdı.

Her evin ramazan boyunca ve bayram sürecinde temiz kalmasına özen gösterildi.

Temizlik demek bereket demekti.

Yemeklere yönelik eşyalara ayrı bir özenle yaklaşılırdı.

Tabaklar, çanaklar, tencereler, çatal-bıçaklar, bardaklar bir güzel temizlenir, parlatılırdı.

Daha önce kullanılmamış yemek takımları gizlendikleri yerden çıkartılırdı.

Gündelik yaşamda kullanılmayan, misafirlere özel eşyalara öncelik verilirdi.

Tüm ay boyunca ihtiyaç duyulacak gıda malzemelerini temin etmek için büyük alışverişlere çıkılırdı.

Maddi durumu iyi olan aileler bu alışverişi yoksul olanlar için de yapardı.

Ramazan ayının, bütün sofralara şenlik getireceğine, yoksul evlere de bereket taşıyacağına inanılırdı.

Harika bir davranış şekli değil mi?

EĞLENCELER Eskiden, Ramazan ayı kutsal anlamının yanı sıra, eğlence anlayışıyla öne çıkardı.

Tüm gün tutulan orucun ardından afiyetle yenilen yemekler, kılınan teravih namazlarından sonra şenlikler başlardı.

Akşam vaktinden sahura kadar süren bu eğlenceler oldukça keyifli geçerdi.

Camilerin altında yer alan kahvehaneler dolup taşar, burada kalabalıkça köpüklü Türk kahveleri yudumlanırdı.

Kalabalık aile ahalisi ve dostlarla birlikte iftardan başlayan bu sohbet ortamı, sahura kadar devam ederdi.

Sokaklarda Karagöz-Hacivat oyunlarını izlemek için heyecanlanan çocuklar koşuştururdu.

Ramazan manileri içinde kimi klasik ve duygulu kimi ise komik ve eğlenceli olurdu.

Evlerde toplanılır ve büyüklerin anlattığı hikayeler dinlenirdi.

Yöresel masallar ve efsanelerle eğlenilirdi.

ÇOCUKLARA HEDİYE Ramazanın ilk günü ile birlikte başlayan oruçlarda en çok da ilk defa oruç tutanlar heyecanla kutlanırdı.

Dini olarak artık aklı başına ermiş olarak kabul edilen, yanı ergenliğe ilk adımını atmış çocukların ilk oruçları büyük bir ilgiyle karşılanırdı.

İlk kez oruç tutacak olan çocuklara özel hediyeler alınır ve iftarda paylaşılırdı.

Çocukları oruç tutma konusunda teşvik eden ve destekleyen bu hediyeler, ramazanın önemini anlatmak için oldukça etkili bir yöntemdi.

Hediye seçiminde ise genellikle oruç boyunca canlarının çektiği yemekler ya da atıştırmalıklar etkili olurdu. 'ORUCA DİREK VURMA' Oruç tutma ibadetiyle sorumlu tutulamayacak kadar küçük yaştaki çocuklar için de elbette bir gelenek mevcuttu.

Onları hem bu duruma alıştırmak, hem de sevmelerini sağlamak için 'oruca direk vurma' adı verilen bir yöntem uygularlardı.

Öğlen vakti gelince, küçük çocuklara yemek yedirilirdi.

Bu yemek arasına ise oruca direk vurma denirdi.

Böylece küçük çocuklar hem tüm gün aç kalmamış hem de oruç tutma eylemine yavaş yavaş aşina olmaya başlamış olurdu.

Tekne orucu geleneği de buradan gelmektedir.

Ramazan adetleri ile aslında dinin hoşgörülü tavrını benimsetmek hep perde arkasındaki niyet olurdu.

PİŞİ DAĞITMAK Ramazan menüleri içine dumanı üstünde tüten pişiler her zaman gözdeydi.

Evlerin hanımları, pişileri tepsi tepsi hazırlayarak eşe, dosta, komşulara hatta esnafla davulculara kadar dağıtırdı.

Böylece insanlar arası ilişkiler kuvvetlenirken, ramazanın bereketi de yayılırdı.

Eski dönemlerde hoş geldin ramazan etkinlikleri pekişsin diye ramazanın ilk günlerinde pek çok evde pişi yapılır ve çevredekilere dağıtılırdı.

DİŞ KİRASI Osmanlı Dönemi'ne dayanan bir gelenek ise diş kirasıydı.

Maddi geliri yüksek olup 'zengin' olarak adlandırılan kişiler, evlerinde bir çeşit ziyafet verirdi.

Çeşit çeşit yemeklerin bulunduğu sofralarını, halka açarlardı.

Bu evlere gelen misafirler ise Tanrı misafiri olarak adlandırılır ve büyük bir heyecanla karşılanırdı.

Hatta misafirler evi terk etmeden evvel, bir kesenin içerisinde hediyeler ya da altın paralar takdim edilirdi.

Çünkü bu misafirlerin, ev sahiplerine sevap kazandıracağına inanılırdı.

İFTAR MİSAFİRLERİ İftar sofralarının en büyük neşelerinden biri de çat kapı gelen misafirlerdi.

Hatta bu misafirler, en çok el üstünde tutulanlardı.

Öyle ki, sevilen ve sayılan bir kişiye ansızın misafir olmak saygı belirtisi olarak görülürdü.

Osmanlı'da ramazan gelenekleri arasında iftar vakti kapının açık bırakılması bile vardı.

Böylece yoldan geçerken gelebilecek misafirler çekinmeden eve gelebilirdi.

Misafiri memnun etmek için elden gelen yapılır, büyük bir sevinçle koyu sohbetlere dalınırdı.

Tanrı misafirlerini yedirip içirmek onların dualarını almak için de vesileydi.

MAHYALAR Ramazanın en büyük habercilerinden biri de camilerde gördüğümüz mahya sanatıydı.

Şu anda belirli yerlerde hala devam ediyor olsa da, tüm ülke genelinde ne yazık ki geçerliliğini kaybetmiş bir gelenek.

Geçmişi tam 400 yıl önceye dayanan mahya sanatı, Türk kültürü içerisinde önemli bir yere sahip.

Mahya, Osmanlı ramazan gelenekleri arasında en gösterişli olanıydı.

İlgili Sitenin Haberleri