Haber Detayı

‘Bir yanda tavşanların dünyası, bir yanda erkeklere duyduğum öfke’
Kelebek hurriyet.com.tr
01/03/2026 07:00 (3 saat önce)

‘Bir yanda tavşanların dünyası, bir yanda erkeklere duyduğum öfke’

62. Altın Portakal Film Festivali’nden 7 ödülle dönen ‘Tavşan İmparatorluğu’ 6 Mart’ta vizyona giriyor. Babasının engelli rolü yapmaya zorladığı 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesine odaklanan film yas, keder, çocukluk melankolisi ve sosyal sertlik üzerinden sarsıcı bir anlatı sunuyor.

Taşrada geçen sert bir baba-oğul ilişkisini merkezine alan ‘Tavşan İmparatorluğu’ haksız kazanç elde etmek için babasının engelli rolü yapmaya zorladığı 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesini anlatıyor.

Geçen yıl 62.

Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Film dahil 7 ödül alan ‘Tavşan İmparatorluğu’ birçok yerli-yabancı festivalden de ödülleri topladı. 6 Mart’ta gösterime girecek filmin öncesinde yönetmeni Seyfettin Tokmak’la ve Musa rolünü canlandıran Alpay Kaya’yla konuştuk.◊ Film bir babanın çocuğunu engelli rolü yapmaya zorlamasıyla açılıyor.

Musa’nın hikâyesinde çıkış noktanız neydi?Göçmen çocuklar ve yetiştirme yurdundaki çocuklar üzerine belgeseller yaptım.

Cezaevindeki çocuklara uzun süre gönüllü olarak kısa film eğitimleri verdim.

Londra’da çocukluk ve sinema üzerine doktora yaptım.

Musa karakterini yaratırken en güçlü etki cezaevindeki çocuklarda gördüğüm ağır depresyon haliydi.

Hiçbir yere gidemeyecek olma, hayatın tükenmiş gibi görünmesi...

O derin melankoli beni gerçekten çok sarstı.

Hikâyeyi bu duygu üzerinden kurdum.

Çocukluk melankolisi sinemada hiç anlatılmamıştı.

Çünkü melankoli genelde yetişkinlere atfedilir.

Ben çocukluktaki karşılığının peşine düştüm.

Ortaya metaforik ve katmanlı ama direnişçi bir çocuk çıktı.

Sinemada çoğu zaman sosyolojinin ezdiği, yetişkine benzeyen çocukları izleriz.

Ben baskın erkek sosyolojisinin dışına çıkan, ona benzemeden direnen bir karakter yaratabilir miyim sorusuyla yola çıktım. ◊ Neden cezaevindeki çocukları inceliyordunuz?

İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı’nın (İNSEV) Ümraniye Çocuk Cezaevi’ndeki projesine dahil oldum.

Yaklaşık üç yıl, her hafta gidip onlara kısa film dersleri verdim.

Çocukların yaşadıkları bende öfke uyandırdı.

Adana’da oto yıkamada çalışıp parasını alamayınca cam kırdığı için içeri giren 10 yaşında bir çocuk...

Oyunculuğu Yılmaz Güney perspektifinde diyebileceğim bir çocuktu.

Bir diğeri Denizli’de AVM’den iki çift ayakkabı çalan iki çocuk 12 yıl ceza almıştı.

Filmin çıkış noktası bu çocukların cezaevindeki ruh halleri.◊ Musa’yı nasıl seçtiniz?

Senaryoyu yazarken karakterin yüzünü, duygusunu, boyunu bosunu kafanda kurarsın.

Cast ajanslarında birini bulamadım.

Musa’yı sokakta aramam gerektiğini anladım.

Köy okullarını gezdim.

Bir sinema öğrencisi Alpay’ın Kars’tan fotoğrafını gönderdi.

Alpay sessiz bir çocuk.

Altı ay dağlarda tek başına hayvanlara bakmış.

Çok zeki.

En az 12 okul gezip yaklaşık bin çocuk gördükten sonra Alpay’ı buldum.◊ Filmde kendi hayat hikâyenizden izler var mı?

Mutlaka var ama ben ailemden böyle baskı görmedim.

Fakat çocuklarıyla kurdukları ilişki yüzünden 30 yıldır görüşmediğim akrabalar var.

Kız çocuklarına evin kölesi gibi davranılması çocukluktan gördüğüm bir şey.

Yazları sanayide, marangozda çalıştım.

Yetişkinlerin çocuklara nasıl davrandığını biliyorum.

Erkeklerde hep böyle sertlik var.

Onları çocuk olduğuna inandırmak zorunda kaldığın bir hayat yaşıyorsun.

Babamı 9 yaşında kaybetmemin etkisi olabilir.

Dış dünyayı tehlike çemberi gibi algılıyordum. ‘Aynı masumiyet’◊ Tavşanlar ve tazılar filmde çok güçlü semboller...Senaryoda sosyal gerçekçi ve şiirsel gerçekçi bir yapı düşündüm.

Sosyal gerçekçi taraf okuldu.

Şiirsel taraf yarışlar ve mağara dünyasıydı.

Çocuklarla tavşanlar aynı masumiyetteydi.

Baba Musa’yı okula zorla gönderiyor, tavşanı da zorla yarışa götürüyor.

Bir yanda tavşanların dünyası, diğer yanda erkeklere duyduğum öfkeyle tazılar ve yetişkin erkek dünyası vardı.◊ Neden erkeklere bu kadar öfkelisiniz?Cezaevindeki ve yetimhanedeki çocuklarla konuştum.

Çoğunluğu babasından şiddet görmüştü. “Annem yüzünden buradayım” diyen çocukla karşılaşmadım.

Kadınlarda merhamet duygusu daha gelişmiş.

Birçok çocuk kendini büyütene benzemek ister.

Ama Musa babasının o zavallılığını ve vasatlığını reddedip ona karşı çıkıyor.◊ Salondan seyircinin hangi duyguyla ayrılmasını ümit ediyorsunuz?

Seyircinin salona girdiği andan itibaren bir duyguya temas etmemesi mümkün değil.

Çünkü film çocukluk üzerine.

Yas, keder, melankoli, sosyal sertlik ve çocukların engelliymiş gibi davranmaya zorlandığı bir dünyayı anlatıyor.

İzleyenin çocukluğuna, hayatına ve yaşadığı ülkeye dair birçok meseleyle yüzleşeceğine inanıyorum.‘Yazları çobanlık yapıyorum’Alpay Kaya, 16 (Musa)◊ Bir filmde oynamayı hiç hayal etmiş miydin?Hiç böyle bir hayalim yoktu.

Açıkçası Seyfettin (Tokmak) Hoca’yla tanıştığımızda bile inanmıyordum.

Elazığ’da banyo sahnesini çektiğimizde tamam, yalan değil, gerçekten filme başladık dedim.◊ Ailen, arkadaşların neler söylediler?Çekimlerden geldiğimde hiç kimse inanmadı. “Boş ver, seni götürdüler, kandırdılar, yalanla iki şey yaptırdılar, geri gönderdiler” diyorlardı.

Açıkçası ben de o kadar gittim, film yayımlanmayacak diye düşündüm.

Şu an soruyorlar film ne zaman yayımlanır diye. ◊ Nerede yaşıyorsun, neler yapıyorsun?

Kars’ın Darboğaz Köyü’nde yaşıyorum.

Yazları çobanlık yapıyorum.

Kışın okuyorum, ciritlere gidiyorum.

Ailemle yaşıyoruz, dört kardeşiz.

Şimdi açık öğretimden liseyi bitireceğim.

Sonra üniversitede oyunculuk bölümüne girmeyi düşünüyorum.◊ Filmdeki hayvanlarla kolay bağ kurdun mu?Tazılarla ilk karşılaştığımda biraz çekinmiştim.

Sonra korkum geçti.

Benim köyde 4 tavşanım var.

Seyfettin Hoca filmden önce onları bana alışayım diye göndermişti.

Hâlâ tavşanlara bakıyorum.

İlgili Sitenin Haberleri