Haber Detayı

ORANTISIZLIK VE ÖZERKLİK-1 Marx, Mehring ve Lukács
Cemil gözel aydinlik.com.tr
01/03/2026 13:57 (1 saat önce)

ORANTISIZLIK VE ÖZERKLİK-1 Marx, Mehring ve Lukács

ORANTISIZLIK VE ÖZERKLİK-1 Marx, Mehring ve Lukács

Marksist estetiğin teorik yapısının kurulmasında, Marx’ın, Grundrisse’nin Giriş bölümündeki “sanatın bazı altın çağları, toplumun genel gelişimi ve dolayısıyla maddi temeli ile kesin bir orantısızlık içinde bulunur” saptamasının, ağırlıklı bir yeri var.

Hatta Marksist estetikte göreli özerklik gibi iskelet bir kavramın ortaya çıkışının bu gözleme dayandığı rahatlıkla söylenebilir.

Sanatın, yalnızca ortaya çıktığı dönemin estetik yargıları üzerinde yükselemeyeceği, sanıyorum, burjuva sanat eleştirmenleri tarafından bile kabul edilir.

Çünkü kendinden önceki estetik birikimi miras almayan ve onu kendi döneminin estetik ilkeleriyle yeniden üretmeyen bir eserin sanatsal varlığı tartışmalı hale gelir.

Çünkü eserin ortaya çıktığı dönemin estetik değerleri bile geçmişin estetik mirası üzerinde yükselir.

Öyleyse maddi temel geri kalmış bile olsa estetik mirasın sürekliliğine sırtını dayayan sanat, ileri bir düzeye ulaşabilir.

Bunun tarihsel birçok örneği var.

Sanatı yalnızca maddi ihtiyaçların ifadesi olarak görmemek gerekir.

Çünkü böyle bir okuma hem geçmişten gelen estetik mirası hem de insanın yaratıcı potansiyelini yok saymak anlamına gelir.

Ayrıca bu, Marx’ın tarihsel materyalizmin katı bir ekonomik belirlenimcilik olarak yorumlanmaması noktasındaki uyarılarıyla da çelişir.

İnsanın yaratıcı potansiyeli, belirli bir ekonomik gelişmişlik düzeyinden beslense de ona doğrudan bağlı değildir.

Yani sanat, maddi temele indirgenemez ama ondan tamamen kopuk da değildir.

Marx’ın da gözlemlediği gibi sanatın altın çağları, belirli bir toplumsal formasyonun içinde, ama onunla doğrudan orantılı olmayan koşullarda ortaya çıkabilir.

Burada keskin bir diyalektik işleyiş vardır: Sanat hem toplumsal koşulların ürünüdür hem de onları aşan bir yaratıcılık alanıdır.

DAĞINIK GÖRÜŞLERDEN SİSTEMLİ TEORİYE Marx ve Engels’in bütünlüklü, sistematik bir estetik teori kaleme almadıkları bilinir.

Sanat ve edebiyat üzerine düşünceleri, çoğu zaman mektuplara, polemiklere ve çeşitli metinlerin satır aralarına dağılmış durumdadır.

Ne var ki bu dağınık görünen değerlendirmeler bile, dört başı mamur bir estetik teorinin iskeletini kuracak ölçüde yoğun ve derinliklidir.

Marx ve Engels’ten sonra estetik alanında çalışan Bilimsel Sosyalist kuşak, bu kuramsal zeminden hareketle kapsamlı teorik açılımlar getirdi.

Bu sürecin ilk büyük ve sistemli halkalarından biri Franz Mehring’dir. (https://www.marxists.org/history/usa/pubs/class-struggle/v3n1feb1919.pdf#page=56) Mehring’in estetik görüşünde tarihsel materyalizm, bir metodoloji olarak, sanatın merkezindedir.

Mehring’e göre Kant ve Schiller estetiğin temel sorularını ortaya koymuşlardır ancak bu sorulara verdikleri yanıtlar idealisttir.

Ona göre asıl ilerleme, bu sorulara tarihsel materyalist bir yanıt vermekle, yani beğeni yargısının nesnel temelini toplumların tarihsel gelişiminde aramakla mümkündür.

Hatta o, Kant’ın estetik yargılarının, aslında döneminin edebi akımlarından bağımsız olmadığını, onların sanatsal üretimlerinin bir tür teorik ifadesi olduğunu göstermiş ve Kant’ı tarihsel bağlamına oturtmuştur.

Mehring’in yaklaşımı, estetiği, güzellik yargısı gibi soyut bir sorudan çıkarmış, belirli dönemlerde, belirli toplumsal koşullar altında üretilmiş sanat eserlerinin ve onlara yönelik beğeninin somut analizine yöneltmiştir.

Onun için önemli olan, insanların ne algıladığı ve algılamış olduğu sorusudur.

Bu yaklaşım, Marksist estetiğin edebiyat ve sanat tarihinin somut malzemesiyle uğraşmasının yolunu açmıştır.

Rosa Luxemburg, Mehring’in bu katkısını çok güzel özetler.

Ona göre Mehring, Alman proletaryasının Kant ve Hegel gibi filozoflarla olduğu kadar Lessing, Schiller ve Goethe gibi edebi devlerle de yakınlaşmasını sağlamış, sosyalizmin sadece bir ekmek parası sorunu olmadığını, aynı zamanda büyük ve gururlu bir kültür hareketi olduğunu göstermiştir. (https://www.marxists.org/archive/mehring/index.htm) LUKÁCS’IN BÜTÜNLÜK ESTETİĞİ Marx’ın Grundrisse’deki saptaması, Mehring’in dışında, sonraki Bilimsel Sosyalist düşünürler tarafından da, özellikle üstyapının göreli özerkliği kavramından hareketle estetik bir teorik çerçeveye oturtulmuştur.

Üstyapının göreli özerkliği kavramı, kültürel ve ideolojik alanların ekonomik temele doğrudan ve mekanik bir biçimde indirgenemeyeceğini, ancak ondan tamamen bağımsız da olmadığını ifade ediyor.

Lukács, özellikle Tarih ve Sınıf Bilinci ve Roman Kuramı gibi çalışmalarında, sanatın toplumsal varlıkla ilişkisini biçim ve içerik arasındaki diyalektik ilişki üzerinden kurmuştu.

Ona göre büyük sanat, toplumsal çelişkileri yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda bu çelişkileri aşan bir bütünlüktür.

Lukács, gerçekçi romanı bu açıdan ayrıcalıklı görmüştür.

Roman, kapitalist toplumun yabancılaşmış görünümlerinin ardındaki sınıf ilişkilerini kavrayabilir.

Bu, sanatın göreli özerkliğini kullanarak toplumsal gerçekliğin derin yapısına nüfuz edebileceği anlamına gelir.

Böylece sanat, toplumsal gerçekliğin özünü estetik bir bütünlük içinde sunabilir.

Lukács’ın bütünlük kavramına dayalı gerçekçilik anlayışı, Marksist estetik içinde uzun süre belirleyici olmuştur.

Ancak şunu belirtmem gerekir: Bu yaklaşım, özellikle Althusserci gelenek tarafından, sanatın ideolojiyle ilişkisini yansıtma metaforuyla sınırlamakla eleştirilmiştir.

Çünkü Althusser, sanatın ideolojiyi yansıtmakla kalmayıp onu yeniden ürettiğini, dahası ideolojinin çelişkilerini görünür kıldığını öne sürmektedir.

Öyleyse şu söylenebilir:Lukács’ın açtığı teorik ufuk, sanat ile ideoloji arasındaki ilişkinin nasıl kavranacağı sorusunu daha da keskinleştirmiştir.

Sanat gerçekten toplumsal bütünlüğün estetik bilgisi midir, yoksa ideolojinin çelişkilerini farklı bir düzleme me taşır?

Bu ikisi birbirinin alternatifi midir?

Marksist estetik biraz da bu sorulara verilen yanıtlarla şekillenmiştir.

İlgili Sitenin Haberleri

ÖTZİ Berna bridge aydinlik.com.tr
1 saat önce

ÖTZİ