Haber Detayı
Ortadoğu’da en uzun gece: ABD ve İsrail'den ‘Epıc Fury’ operasyonu ve Hamaney suikastı!
SETA Dış Politika Direktörü Prof. Dr. Murat Yeşiltaş ile Kriter Dergi Yayın Editörü Dr. Mustafa Caner’in analizine göre, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ortak askeri operasyonlar, Tahran’ın Körfez ülkelerini hedef alan misillemeleriyle bölgesel ölçekte bir güvenlik krizine dönüştü. Analizde, liderlik hedeflerine yönelik “baş kesme” stratejisi, İran’ın füze kapasitesini zayıflatma girişimi ve Hamaney sonrası ortaya çıkabilecek siyasi senaryoların çatışmanın seyrini belirleyeceği vurgulandı.
SETA Dış Politika Direktörü Prof.
Dr.
Murat Yeşiltaş ile Kriter Dergi Yayın Editörü Dr.
Mustafa Caner'in kaleme aldığı analizde, ABD-İsrail müşterek operasyonları kapsamında İran içindeki hedeflere yönelik saldırılar ve Tahran yönetiminin misillemeleri; jeopolitik dinamikler, stratejik güvenlik parametreleri ve askeri doktrinler çerçevesinde ele alındı.
SALDIRI NASIL BAŞLADI, İLK GÜN NE YAŞANDI?
Analize göre 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail, İran içindeki hedeflere karşı koordineli bir saldırı başlattı.
Operasyonun, ABD-İran arasında İran'ın nükleer dosyasına ilişkin diplomatik müzakerelerin yürütüldüğü bir dönemde gerçekleştiği, Reuters'ın da söz konusu hafta görüşmelerde ilerleme kaydedilmediğini aktardığı belirtildi.
Aynı gün İsrail'in ülke çapında acil durum pozisyonuna geçtiği, İran'ın ise İsrail'e ve ABD varlıklarına ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine yönelik misilleme adımları attığı kaydedildi.
İlk gün sivillerin zarar gördüğüne ilişkin medya raporlarının bulunduğu, ancak sayılarda yayın organlarına göre farklılıklar görüldüğü ve verilerin ilk 24 saat içinde sürekli güncellendiği vurgulandı. 'GÖREV DAĞILIMI' VE ORTAK HAREKâT KONSEPTİ Yazarlar, İsrail ve ABD arasında net bir iş bölümü olduğuna işaret ederek, ABD'nin 'Operation EPIC FURY' (Destansı Öfke) kapsamında saldırı aşamasını 'büyük muharebe operasyonları' olarak çerçevelediğini; ilk gün dinamiklerinin ABD'nin İran'ın füze kabiliyetlerini zayıflatmaya ve Körfez'deki ABD üsleri ile ev sahibi ülkeler için riskleri yönetmeye odaklandığını değerlendirdi.
Buna karşılık İsrail'in liderlik ve komuta hedeflerine yoğunlaştığı, yüksek tempolu 'hassas vuruşlar' ve komuta-kontrol baskısıyla şok etkisi yaratmayı hedeflediği kaydedildi.
Analizde, operasyonun tarihsel 'cezalandırıcı' saldırılardan, stratejik zayıflatma ve rejim yıkımını hedefleyen 'kapsamlı bir ortak operasyon konseptine' yönelen bir geçişi temsil ettiği, fiziksel saldırıların siber ve elektronik unsurlarla harmanlanmasının ise Savaş Hasar Değerlendirmesi'ni (BDA) belirsizleştirdiği belirtildi.
EN SARSICI GELİŞME: 'BAŞ KESME' VE HAMANEY İDDİASI Analizde 'baş kesme' (decapitation) stratejisine özel vurgu yapılarak, İsrail'in Tahran'daki yüksek güvenlikli bir yerleşkeye düzenlediği nokta atışı saldırıyla Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'i öldürdüğünün ileri sürüldüğü aktarıldı.
İddiaya ilişkin İsrailli yetkililer ve istihbarat raporlarının ardından, İran devlet medyasının da Hamaney'in ölümünü doğruladığının belirtildiği kaydedildi.
Yazarlar, ilk haber akışında bazı üst düzey isimlere ilişkin doğrulamanın tutarsız kaldığını; buna karşın hedeflemenin 'sembolik' düzeyi aşarak karar ve güvenlik aygıtındaki birden fazla düğüm noktasını (Devrim Muhafızları komutanlığı, güvenlik liderliği, siyasi yetkililer) devre dışı bırakma girişimi olarak okunabileceğini ifade etti.
Adı geçen üst düzey isimler arasında İran Savunma Bakanı Emir Nasirzade, Devrim Muhafızları komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur ve İran 'istihbarat şefi'nin saldırılarda öldürüldüğüne inanıldığına dair değerlendirmeler de analize yansıdı.
HEDEF SETİ: KOMUTA-KONTROL FELCİ VE 'FÜZE EKOSİSTEMİ' Analizde ilk gün hedeflerinin iki ana grupta sınıflandırılması gerektiği belirtildi.
İlk grupta 'kafa kesme / komuta ve kontrol felci' kapsamında liderlik ve güvenlik mimarisinin üst kademelerinin hedef alınması yer aldı.
İkinci grupta ise ABD'nin İran'ın 'füze ekosisteminin tamamını' (üretim-montaj, depolar, fırlatma alanları, komuta-kontrol merkezleri, lojistik) zayıflatmayı amaçladığı; bunun İran'ın büyük füze salvo kapasitesini, tırmanmayı sürdürme ve coğrafi genişletme kabiliyetini doğrudan sınırlayacağı savunuldu.
ABD Merkez Komutanlığı'nın, radar sistemleri, füze fırlatıcıları ve İHA depoları gibi hedeflerin vurulduğunu gösteren gizli olmayan görüntüler yayımladığı; saldırıların hem deniz hem de kara hava üslerinden başlatıldığına dair raporların 'operasyonel tempo' ve dalgalar halinde sürdürme kapasitesine işaret ettiği aktarıldı.
İRAN'IN YANITI: KÖRFEZ'E YAYILMA VE 'AÇIK UÇLU KAMPANYA' Analizde İran misillemesinin, balistik füze saldırılarını Şahed-136 gezici mühimmatıyla birleştirerek yüksek düzeyde operasyonel senkronizasyon sergilediği; Fateh-110 ve Zolfaghar gibi kısa menzilli balistik füze (SRBM) stokunun İHA dalgalarıyla birlikte kullanılarak Körfez genelindeki entegre hava savunma ağlarını zorlayan 'ani' ve yüksek tempolu fırlatmalar yapıldığı ifade edildi.
Yazarlar, Tahran'ın yanıtının ikili bir çatışmanın ötesine taşınarak ABD'nin bölgesel askeri ekosistemini zorlama amacı güttüğünü belirtti.
Bahreyn'in bir ABD Donanma hizmet merkezine doğrudan isabeti doğruladığı, Abu Dabi'de patlamalar ve sığınma emirleri sonrası en az bir ölüm bildirildiği; İran'ın daha sonra Dubai'nin havacılık merkezlerini hedef alarak Dubai Uluslararası (DXB) ve Al Maktoum (DWC) havaalanlarında operasyonların askıya alınmasına yol açtığı kaydedildi.
Analizde, Devrim Muhafızları'nın operasyonların 'kesin bir zafer' elde edilene kadar süreceği uyarısının, tek seferlik sembolik misillemeden ziyade 'açık uçlu bir kampanya' mantığına işaret ettiği vurgulandı.
Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma ve Dubai gibi küresel finans/ticaret merkezlerini hedef alma gibi yüksek riskli kararlarla 'çatışmayı küreselleştirerek' ekonomik maliyet üretmeyi hedeflediği değerlendirmesi yer aldı.
JEOPOLİTİK ÇERÇEVE: TRUMP, NETANYAHU VE DARALAN GERİLİMİ DÜŞÜRME ALANI Analizde, ABD ve İsrail söylemlerinin üç katmanlı hedefi işaret ettiği ifade edildi: İran'ın stratejik füze ve nükleer bağlantılı altyapısını geri itmek, yeni diplomatik şartlar dayatmak için baskı oluşturmak ve rejime doğrudan baskı uygulamak.
Bu kapsamda Başkan Trump'ın İranlılara 'hükümetinizi ele geçirin' çağrısının, çatışmayı 'maliyet takası'ndan Tahran açısından 'hayatta kalma' mantığına kaydırdığı; Netanyahu'nun ise operasyonu varoluşsal tehdit çerçevesinde sunduğu, bunun da gerilimi azaltma alanını daralttığı belirtildi.
HAMANEY SONRASI SENARYOLAR: ANAYASAL GEÇİŞ, 'CUNTA' İHTİMALİ, İÇ İSTİKRARSIZLIK Analizde, Hamaney'in öldürülmesinin 'Hamaney sonrası' bir gerçekliği dayattığı vurgulanarak dört senaryo sıralandı.
İlk senaryoda, 111. madde uyarınca Geçici Liderlik Konseyi'nin devreye girdiği anayasal süreç anlatıldı: Cumhurbaşkanı, Yargı Başkanı ve Anayasa Koruma Konseyi'nden (İhtiyat Konseyi tarafından seçilen) bir din adamından oluşan konseyin geçişi yöneteceği, Uzmanlar Meclisi'nin kalıcı lider seçimi için toplanması gerektiği; ancak savaş koşullarının süreci geciktirerek geçici yapıya bağımlılığı uzatabileceği kaydedildi.
İkinci senaryoda, resmi süreçleri aşarak iç düzeni sağlamak üzere Devrim Muhafızları merkezli bir askeri cuntanın ortaya çıkma ihtimali işlendi.
Üçüncü senaryoda, ölüm haberinin yaygın sivil huzursuzluğa, panik ve tahliyelere yol açabileceği; dördüncü ve düşük olasılıklı senaryoda ise rejim çöküşünü önlemek için maksimalist şartları kabul etme gibi 'teslimiyet' olasılığına değinildi.
Analizde ayrıca, geçiş sürecinin kilit kolaylaştırıcısı olarak görevlendirildiği ileri sürülen Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani'nin söylemlerinin yönetim sürekliliğini koruma amacına işaret ettiği; güvenlik aygıtının birleşik kalıp kalmayacağının ve düzenli ordu (Artesh) ile Devrim Muhafızları arasında çatlak oluşup oluşmayacağının kritik gösterge olacağı ifade edildi.
ULUSLARARASI TEPKİLER VE BÖLGESEL 'KISITLAMA' KATMANI Analizde Rusya'nın saldırıları kınadığı, atom tesislerine yönelik saldırılara karşı nükleer güvenlik söylemi üzerinden uyarıda bulunduğu; Almanya, Fransa ve İngiltere'nin İran'ı bölgesel saldırıları durdurmaya çağırırken azami itidal ve müzakerelere dönüş vurgusu yaptığı kaydedildi.
Bölgesel mimarinin ise ilk günden itibaren risk yönetimi ve diplomatik sınırlamaya odaklandığı belirtilerek, Türkiye'nin diplomasiyi önceleyen, askeri müdahaleye karşı çıkan bir duruş sergilediği; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'sağduyu galip gelmeli' vurgusunun, 'sınırlı askeri müdahale ve müzakere masasına hızlı dönüş' yönündeki bölgesel baskıyı güçlendirdiği değerlendirmesi paylaşıldı.
Kuveyt, Katar, BAE ve Bahreyn'in hedef alınmasının bu ülkelerde iç baskıyı artırdığı ve önceliği altyapı/halk güvenliğine ittiği kaydedildi. 'SIRADA NE VAR?': TEMPO, İKİNCİ AŞAMA VE UZUN SÜRELİ ÇATIŞMA İHTİMALİ Analize göre askeri tırmanışın çok aşamalı bir harekât mantığı izlemesi bekleniyor.
İlk 24 saatte liderlik düğümlerini ortadan kaldırma ve hava savunmasını etkisizleştirme odaklı hamlelerin, sonraki aşamada İran'ın deniz varlıkları ve dağıtılmış balistik füze envanterinin sistematik olarak imhasına kayabileceği değerlendirildi.
İç güç mücadelesinin tırmanış yörüngesini belirleyeceği; ABD ve İsrail'in otorite boşluğundan yararlanmak için tempoyu artırabileceği, Devrim Muhafızları'nın ise misilleme temposunu yüksek tutarak 'kinetik gücünün sağlam kaldığını' göstermeye çalıştığı kaydedildi.
İsrail'de olağanüstü hal ve bölgesel sivil havacılıktaki kesintilerle birlikte tarafların 'uzun süreli yüksek yoğunluklu' bir çatışmaya hazırlandığı vurgulandı.
DİNİ VE İDEOLOJİK BOYUT: Şİİ DÜNYASI VE 'EMSALSİZ' BİR KIRILMA Analizde, Hamaney'in sadece bir devlet başkanı değil, Şii dünyası için bir Marja' al-Taqlid olduğu hatırlatılarak, bu düzeyde bir din adamının suikastına dair tarihsel emsal bulunmamasının tepkilerin öngörülmesini zorlaştırdığı belirtildi.
Bu durumun İran'la ideolojik/dini bağları olan bölgesel devlet dışı aktörlerin çatışmaya girişini hızlandırabilecek bir 'katalizör' etkisi yaratabileceği; nükleer fetvanın geleceği ve Tahran'ın silahlanma yöneliminin kritik belirsizlik olduğu değerlendirmesi yapıldı.