Haber Detayı
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu
ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.
Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeyi düşleyen ABD’nin İran ile anlaşmazlığı uzun süredir gündemdeydi.
ABD İran’dan; - İsrail için tehdit oluşturan nükleer silah edinme gayretinin sonlandırılmasını, - Menzilleri İsrail’i de içine alan ve gelecekte ABD’ye de erişebilme ihtimali olan balistik füzelere menzil ve sayı kısıtlaması getirilmesini, - Ortadoğu’da İsrail ile mücadele eden silahlı gruplara verilen desteğin sona erdirilmesini diretiyordu.
Sonunda sorun, ABD ve İsrail’in birlikte İran’a karşı giriştikleri bir hava saldırısına dönüştü.
ABD başkanı saldırının gerekçesini “ülkesinin çıkarlarına yönelik tehditler” olarak açıkladı.
Ve iki ülke birlikte İran’ın nükleer tesislerini, füze üslerini ve askeri karargâhlarını hedef aldılar.
İran’ın dini lideri başta olmak üzere bazı asker ve sivil üst düzey kadrolar öldürüldü.
İran saldırılara uzun menzilli balistik füzelerle yanıt verdi.
ABD’ye ve İsrail'e yardım eden ülkelerdeki her üssün hedef alınacağını belirterek Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn’deki ABD askeri üslerini/tesislerini vurdu.
Kaygı verici bu ortam bölgede Türkiye açısından tehlikelerle dolu sıcak bir savaşı gündeme getirdi!
TÜRKİYE VE İRAN Türkiye, İran’la 560 kilometrelik sınıra sahip bir ülke olarak topraklarında belli sayıda bir ABD askeri varlığı barındırıyor.
Taraflar arasındaki çatışmada dört ayrı tehditle karşı karşıya...
Bunlar: - Türkiye’deki ABD askeri varlığını; özellikle de İncirlik, Kürecik gibi NATO ve ABD bağlantılı tesisleri hedef alan bir İran saldırısı, - İran’dan Türkiye’ye yönelebilecek bir “kitlesel göç” hareketi, - Harekâtın her iki tarafça bir şekilde Türkiye ile ilişkilendirilmesi, - Uzun evrede İran topraklarındaki bölücü/ayrılıkçı PJAK yapısının, ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda oluşturulması amaçlanan Ortadoğu “Kürdistan”ına eklemlenecek bir konumda şekillenmesidir!
Gelişmeler bu yolda iken siyasal iktidar şu ana kadar ABD’ye ve de İsrail’e karşı kuşkudan uzak, açık, kesin, kararlı bir tavır sergilememiştir.
ABD ve İsrail’e karşı oluşturulan herhangi bir siyasal hareket tarzından söz edilmemiştir.
Dilekte bulunmaktan ya da etkisi olmayan gelir geçer ifadeler beyan etmekten öteye geçilmemiştir.
İzlenen bu tutum, İran ile ilişkilerin sürdürülmesi ve ulusal çıkarlarımızın korunmasına katkı sağlamaktan çok uzaktır!...
İRAN VE JEOPOLİTİK KONUMU “Büyük Kiros”un medeniyet beşiği topraklarda kurduğu “Pers İmparatorluğu”nun mirasçısı İran, 2 bin 500 yıllık geçmişe sahip bir ülke.
Büyük İskender, Cengiz Han ve Timurlenk’in ayak bastığı topraklar; Makedonlar, Partlar, Moğollar, Araplar, Afganlar ve Türklerden izler taşıyor.
İran dünya enerji kaynaklarının yüzde 75’ine sahip olan Avrasya’da; Hazar havzası, Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya’yı birbirine bağlayan bölgede kilit bir noktayı tutuyor.
Her dört bölgede etkinlik sağlayan jeopolitik bir konumu var...
Bölgede Arap ülkeleriyle ve de İsrail ile dengelerin kurulması ve korunması açısından önemli bir aktör.
Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Azerbaycan’ın denizle olan bağlantısını sağlıyor.
Bu ülkeler açık denizlere ulaşabilmek için İran’a bağımlılar.
İran; Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu aracılığıyla dünyaya açan Hürmüz Boğazı’na egemen konumuyla Körfez bölgesini; petrolün ve sıvılaştırılmış doğalgazın güneye sevkini kontrol edebilme olanağına sahip bir ülke.
Saldırının daha ilk gününde boğazı gemi geçişlerine kapattı.
Eğer bunu sürdürebilirse özellikle Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’nın alımları başta olmak üzere, petrol ve gaz akışının kesilmesiyle dünya genelinde ekonomik yaşamın ve enerjiyle sağlanan gönencin ciddi derecede etkilenmesi kaçınılmaz olacak.
ULUSAL GÜÇ VE ETKİSİ İran ulusal güç unsurları açısından büyük olanaklara sahip bir ülke.
Yaklaşık 1.7 milyon kilometrekarelik geniş topraklarda büyük nüfusuyla genel bir savaşı uzun dönem sürdürebilecek güçte ve yetenekte.
Bazı alanlarda kısıtlama içinde olsa da belli etkinlikte bir silahlı kuvvetlere sahip.
Ayrıca yarı askeri güçleri ve milis kuvvetleri de var. 90 milyona yaklaşan nüfusun yüzde 50’si Farisi, yüzde 40’ı Türk, yüzde 6’sı Arap, yüzde 4’ü ise diğer unsurlardan oluşuyor.
Bu doku ABD’nin İran’da düşlediği rejim değişikliğinde önemli bir etken.
Toplum İslami rejime karşı genel bir duruş sergilese de özellikle Farisi kesimde ABD karşıtlığı çok yüksek.
Yurttaşı oldukları her ülkeye bağlılıkları ile bilinen Türklerin ise ABD/İsrail yanında yer almaları ihtimal dışı.
Varsa bile ABD ile birlikte hareket edebilecek unsurların etkin güçte olduklarına ilişkin bir bilgi yok.
Bütün bunlar dikkate alındığında; İsrail ile birlikte Ortadoğu’yu şekillendirme girişimlerini sürdüren ABD’nin; Irak ya da Suriye’de oluşturabildiği resmi İran’da oluşturabilmesi olanak dahilinde görülmüyor.
GELECEĞE BAKIŞ ABD ve İsrail’in İran’a karşı giriştikleri bu saldırı ne sonuç verirse versin ortaya çıkacak yeni resim; Türkiye açısından sorunlarla dolu bir gelecek olacaktır.
Hiç kuşku yok ki Türkiye bölgede varlığını güvenle sürdürebilmek için hareket tarzları geliştirecek ve önlemler alacaktır.
Ancak Türkiye her koşulda çatışmanın dışında kalmalıdır.
Ulusal haklar, çıkarları, hedefleri ve güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda kararlı bir duruş sergilemeli; İran’ın iç işlerine karışmaktan uzak durmalı; rejim sorununun ülke dinamiklerince barışçıl yollardan çözümüne katkı sunmalıdır.
Taraflardan herhangi birine sağlanacak; limanlar, havaalanları, yollar dahil ülkenin kara, deniz ve hava sahasını kullandırma, topraklarında konuş bölgesi ya da üs bölgesi tahsis etme, askeri tesislerinden yararlandırma, personel desteği sağlama; araç, gereç, silah, teçhizat, mühimmat temin etme gibi faaliyetin Türkiye’yi hedef haline getireceği ve bunun yıllarca sürecek bir anlaşmazlığın nedeni olacağı unutulmamalıdır.
ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır.
Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır.
Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır.
Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.
Türkiye’nin çevresinde, ilgi ve etki alanındaki tehdit niteliğinde her gelişme “Genelkurmay BaşkanlığıDışişleri Bakanlığı-Milli Güvenlik Kurulu- TBMM” zincirinin kurumsal yapısı içinde ele alınmalı; bu yapıya dayanmayan, ulus iradesini yansıtmayan “Denetimsiz Başkanlık Sistemi”nin yarattığı ya da ortaya çıkardığı ya da dolaylı yollarla sağladığı olanaklardan yararlanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, tarihimizde yaşanmış acı örneklerde olduğu gibi kişisel kararlara bırakılmamalıdır!
DOĞU SİLAHÇIOĞLU EMEKLİ TÜMGENERAL