Haber Detayı

Gülistan Kılıç Koçyiğit'ten İktidara "Süreç" Çağrısı: "İktidar Elini Çabuk Tutmalı"
Güncel haberler.com
02/03/2026 13:44 (1 saat önce)

Gülistan Kılıç Koçyiğit'ten İktidara "Süreç" Çağrısı: "İktidar Elini Çabuk Tutmalı"

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Barışın hukukunu oluşturmak, parlamentonun, yürütmenin ve tüm siyasetinin ortak sorumluluğudur. İktidar elini çabuk tutmalıdır. Günlere yayılan aylara yayılan bir mesele ile karşı karşıya olmadığımızı artık iktidarın görmesi gerekiyor. Kaybettiğimiz her gün, adım atmadığımız her günün aslında kayıp olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bölgesel gelişmelerin kendisi, yanı başımızda başlayan İran'a yönelik müdahale, savaş riskinin bütün bir Orta Doğu'yu kasıp kavurma riski karşısında Türkiye'nin gerçek anlamda iç barışını sağlaması için demokratik adımları, yasal adımları hızla atması gerekiyor. Sürecin halihazırda yasal çerçeveden yoksun olarak ilerlemesinin mümkün olmadığının altını çizmemiz gerekiyor"

(ANKARA) - DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Barışın hukukunu oluşturmak, parlamentonun, yürütmenin ve tüm siyasetinin ortak sorumluluğudur.

İktidar elini çabuk tutmalıdır.

Günlere yayılan aylara yayılan bir mesele ile karşı karşıya olmadığımızı artık iktidarın görmesi gerekiyor.

Kaybettiğimiz her gün, adım atmadığımız her günün aslında kayıp olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

Bölgesel gelişmelerin kendisi, yanı başımızda başlayan İran'a yönelik müdahale, savaş riskinin bütün bir Orta Doğu'yu kasıp kavurma riski karşısında Türkiye'nin gerçek anlamda iç barışını sağlaması için demokratik adımları, yasal adımları hızla atması gerekiyor.

Sürecin halihazırda yasal çerçeveden yoksun olarak ilerlemesinin mümkün olmadığının altını çizmemiz gerekiyor"DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM'de basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Koçyiğit, şunları söyledi:"27 Şubat'ın yıldönümü geride bıraktık.

Sayın Öcalan tarafından paylaşılan mesaj, Türkiye'nin demokratik geleceği açısından son derece önemliydi.

En önemlisi de demokratik bir çerçeve sunmasıydı.

Bu mesaj, silahın değil siyasetin, inkarın değil demokratik uzlaşının ve müzakerenin, çatışmanın değil birlikte yaşamanın esas alınması gerektiğini bir kez daha açık ve net bir şekilde ortaya koydu.

Bir yıl önce açıklamanın ne kadar önemli olduğu, içerisinde geçtiğimiz dönem açısından bir kez daha görüyoruz.

Özellikle bölgesel krizler bu çağrının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

Sayın Öcalan'ın çağrısının sadece Türkiye değil aslında bütün Ortadoğu'daki sorunlara çözüm önerisi getirdiğini ve aslında bütün bölgenin aslında barışını ve demokrasisini hedeflediğini açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

Bu çağrı son derece önemli.

Neden önemli.

İşte yakın zamanda kendisini demokrasiye kapatmış İran'da neler olduğunu açık ve net şekilde görüyoruz." "Somut ve bağlayıcı yasal düzenlemeler için bir dakika bile kaybedilmemelidir" O anlamıyla İran'a yönelik müdahalenin daha da büyümesi ve bölgesel çatışmanın daha da yayılması riski ortadayken, bugün herkesin dönüp Sayın Öcalan'ın çağrısına, ve onun yaptığı barış ve demokratik toplum sözüne kulak kabartması gerektiğinin altını çizmemiz gerekiyor.

Sorunların savaş ve çatışma yerine diyalog ve demokratik müzakereyle çözülmesi noktasında, Sayın Öcalan'ın yaptığı çağrı aslında bütün Orta Doğu'ya demokratik bir model önermesidir.

Demokratik bir modeli, Sayın Öcalan ortaya koymuştur.

Sadece bu modeli ortaya koymamış ve bunun yaşanması için yapılması gerekenleri, devlete, Meclis'e, topluma düşen sorumluluğun da altını çizmiştir.

O anlamıyla bu çağrının siyasal, hukuksal ve toplumsal bir sorumlulukla ele alınması gerektiğinin de altını çizmemiz gerekiyor.

Bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için artık gerçekten sözü eyleme geçirme zamanı gelmiştir.

Somut ve bağlayıcı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi için bir dakika bile kaybedilmemesi gerekmektedir.

Meseleyi güvenlikleştiren güvenlikçi bir dil ve anlayış yerine siyasetin ve hukukun çözüm diliyle ve sürece hukuksal yaklaşımla yaklaşmak gerekmektedir."Türkiye'nin temel sorunları demokratik siyaset ve hukuk temelinde çözülebilir"Güvenlikçi yasalarla değil barış yasalarıyla yol alınabilir, yol genişletilebilir ve sonuç alınabilir.

Buradan açıkça ifade ediyoruz.

Demokratik entegrasyon Meclis'in devreye girmesini, siyasi partilerin daha fazla sorumluluk almasını ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir hukuk mimarisinin kurulmasını zorunlu kılmaktadır.

Barış yasaları, demokratik siyaset önündeki engellerin kaldırılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ve güvence altına alınması bu sürecin temel ayaklarını oluşturmaktadır.

Bugün yaşadığımız pek çok krizin kaynağında demokratik hukukun yokluğu yer almaktadır.

Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye'nin temel sorunları güvenlikçi politikalarla değil, demokratik siyaset ve hukuk temelinde çözülebilir. 27 Şubat çağrısı tam da buna işaret etmektedir.

Cumhuriyet'le demokratik bir zeminde buluşmayı, eşit yurttaşlığı ve birlikte yaşama.

Sayın Öcalan'ın mesajında altını çizdiği gibi yeni dönemin dili buyurgan, üstenci ve otoriter olamaz.

Bu süreç karşılıklı saygıyı, doğru bir ilişkilenmeyi, doğru dinlemeyi, herkesin kendini özgürce ifade edebileceği demokratik bir zemini gerekli kılmaktadır."Sorumluluk başta Meclis'e ve tüm siyasete düşmektedir"Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve bir bütün toplumsal kesimlerin her birinin sürecin asli öznesi olduğu demokratik bir inşa da ancak böyle mümkün olabilir.

Kadın özgürlüğünü merkezine almayan, kadının sözünün ve eyleminin içinde yer almadığı bir sürecin başarı şansı da demokratik bir süreci ilerletmesi de mümkün olamaz.

O nedenle demokratik entegrasyon aynı zamanda özgürlükçü, eşitlikçi ve kadın özgürlüğünü ve toplumsal özgürlük, toplumsal dönüşümü, toplumun örgütlenmesini esas alan bir anlayışla yürütülmelidir.

DEM Parti olarak bir kez daha çağrımızı yeniliyoruz. 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının 2. yılında bu tarihi fırsat doğru değerlendirilmeli, doğru ele alınmalıdır.

Sorumluluk başta çatısı altında bulunduğumuz Meclis'e ve tüm siyaset kurumlarına düşmektedir.

Sayın Öcalan'ın Kürt meselesini çatışma zemininden siyaset zeminine çeken 27 Şubat çağrısının 1. yıl dönümünden sonra şimdi de 2. 27 Şubat çağrısı gelmiştir. 2. 27 Şubat'ı demokratik yasal adımların ve hukukun gereklerini yapmak gerekmektedir.

Meseleyi demokrasi ve siyaset zemininde tutmanın yolu çözüm adımlarını hukuksal çerçeveye ve güvenceye oturtmaktan geçiyor.

Barışın hukukunu oluşturmak, parlamentonun, yürütmenin ve tüm siyasetinin ortak sorumluluğudur.

İktidar elini çabuk tutmalıdır. "Bu çağrı bütün toplumadır" Günlere yayılan aylara yayılan bir mesele ile karşı karşıya olmadığımızı artık iktidarın görmesi gerekiyor.

Kaybettiğimiz her gün, adım atmadığımız her günün aslında kayıp olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

Bölgesel gelişmelerin kendisi, yanı başımızda başlayan İran'a yönelik müdahale, savaş riskinin bütün bir Orta Doğu'yu kasıp kavurma riski karşısında Türkiye'nin gerçek anlamda iç barışını sağlaması için demokratik adımları, yasal adımları hızla atması gerekiyor.

Sürecin halihazırda yasal çerçeveden yoksun olarak ilerlemesinin mümkün olmadığının altını çizmemiz gerekiyor. ve bu konuda yarına bırakmadan bugün adım atmanın öneminin altını bir kez daha çizmek istiyoruz. ve 27 Şubat çağrısının bir kez daha 1. yıl dönümünde yapılan çağrının aslında devlete, topluma ve Meclis'e yönelik bir çağrı olduğunun da altını çizmemiz gerekiyor.

Evet, hızlı bir şekilde Meclis raporunun da ortaya koyduğu gibi süreç yasalarının, barış yasalarının hızlı bir şekilde Meclis'e getirilmesi ve yasalaşması gerektiğinin altını çizelim.

Silah bırakma sürecini kolaylaştıracak, silah bırakanların siyasal ve sosyal hayata katılımını sağlayacak yasayı yapmadan bu sürecin ilerlemesinin koşullarını sağlamanın mümkün olmadığını da ifade etmemiz gerekiyor. ve bir kez daha çağrıda yer alan 'Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz' belirlemesinin de gereğinin eşitlik temelinde bir hukukla karşılanması gerektiğini de ifade etmek istiyoruz.

O anlamıyla bu çağrı bütün Türkiye halklarınadır.

Bu çağrı siyasetedir.

Bu çağrı devletedir.

Bu çağrı bütün toplumadır.

Şimdi hep beraber bu çağrının gereğini yapma zamanıdır.""ABD ve İsrail bölgeyi kendileri açısından dikensiz gül bahçesi haline getirmek istiyor"Koçyiğit, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldıralarına ilişkin de şu görüşleri dile getirdi:"28 Şubat Cumartesi sabahı ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları başladı.

İçerisinde siyasi ve dini lider Ali Hamaney'e de dahil olduğu üst düzey birçok kişinin, yönetici ve askeri komutanları öldürüldü.

Şimdi İran'a yönelik hava saldırılarının en önemli başlıklarından birisi sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırılar.

Bu anlamıyla Minap şehrinde bir ilkokul bombalanması sonucunda 150'den fazla çocuğun yaşamını yitirdiğini öğrendik.

Bunun bir katliam olduğunu ve bunu sivillere yönelik saldırıları en güçlü şekilde kınadığımızı DEM Parti olarak bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Öncelikle ilkemiz şu: Bir ülkeye dışarıdan yapılan askeri müdahalelerle özgürlük, demokrasi ve barışın gelmesi mümkün değildir.

ABD ve İsrail'in amacı gerçekten İran'ı özgürleştirmek değil, bölgeyi kendileri açısından dikensiz gül bahçesi haline getirmek olduğunu hepimiz iyi biliyoruz.

Bugün İran'a yapılanların en nihayetinde başka ülkelere yapılma riskini de görüyoruz.

Buna karşı da tek bir panzehirin, tek bir önlemin alınması gerekiyor.

Demokratikleşmek, demokratikleşmek ve demokratikleşmek.

Bugün İran'ın kendi sonunu kendinin hazırladığını, İran Mola rejiminin aslında kendi sonunu kendinin hazırladığını da çok iyi biliyoruz.

Kendisini demokrasiye kapatarak, halklarına zulüm ederek ve bütün özgürlük taleplerini idam sehpalarına taşıyarak bugünlerin taşlarını döşediğinin altını da çizmemiz gerekiyor.""Özgürlük alanını sınırlandıran değil, genişleten politikalar geliştirilmelidir""Son zamanlarda yaşanan tartışmaların birisi de aslında basın ve ifade özgürlüğünün nasıl yok edildiğini son aşamalarını da görüyoruz" diyen Koçyiğit "Laiklik Bildirisi"ne imza atanlara yönelik başlatılan soruşturmaya tepki gösterdi.

Koçyiğit, şöyle devam etti:""Biliyorsunuz laikliği savunuyoruz, ismiyle başlığıyla yayımlanan bir metne 168 yurttaş imza atmıştı ve onlar hakkında da bir soruşturma başlatılmıştı. 91 yaşındaki değerli iktisatçı Korkut Boratav, yazarlar, sanatçılar, aydınlar da bu soruşturma tehdidiyle karşı karşıya bırakıldılar. ve kendileri ifadeye çağrıldı.

Şimdi söyleyelim.

Farklı düşünceleri nedeniyle görüşlerini topluma açıkladıkları için insanların görüş ve düşünceleri nedeniyle kriminalize edilmesi, onların ifadeye çağrılması ve haklarında soruşturma açılmasını kabul etmediğimizi ilk elden söyleyelim.

Herkesin düşüncesini, itirazlarını özgürce ifade edebilmesi demokrasinin ve anayasanın gereği toplumsal kutuplaşmayı büyütecek her bir gelişim girişim aslında ortak yaşamı zayıflatıyor ve bunun ülkede büyük bir maliyeti, büyük bir faturası da her birimize çıkıyor.

Bunu ifade edelim.

İnançsal dinsel, dilsel, kültürel, kimliksel, özgürlük, kimliksel özgürlük bu ülkenin ortak ihtiyacı ve demokratik yaşamın da vazgeçilmezidir.

Özgürlük alanını sınırlandıran değil, genişleten politikaların geliştirilmesi, barış ve demokratik toplumun, özgür yurttaşlığın demokratik Cumhuriyet'in de gereğidir." "Kenan Şener'in gözaltına alınması, gazeteciliğe gözdağıdır" ANKA Haber Ajansı'nın İncirlik Üssü çevresinden yaptığı yayın gerekçe gösterilerek gazetecilere yönelik soruşturma ve gözaltı operasyonu başlatıldığını ifade eden Koçyiğit, şunları söyledi:"Kenan Şener, Mehlika Bilen, Sergen Ölçer ve Gürel Bıçakçı'nın gözaltına alınması haberciliğe açık bir gözdağıdır.

Yıllarca birçok basın kuruluşunun rutin olarak yaptığı bir haber nedeniyle bu haberi milli güvenliğe aykırı haber olarak yaftalamak ve bunun üzerinden de bir gözaltı operasyonunun yapılmasını asla kabul etmediğimizi ifade edelim.

Ortada ne askeri bir sır var ne de gizli bir bilgi var.

Ortada cezalandırılmak istenen haberciliktir, gazetecilik faaliyetidir.

Yani halkın haber alma hakkı, kısıtlanmak, engellenmek isteniyor.

Yeniden Meclis komisyonunun raporuna, ortak raporuna dönmek istiyorum.

Daha 18 Şubat'ta yayınlanan raporda basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasına dair de bir belirleme vardı.

Hemen arkasından Alican Uludağ gözaltına alındı, tutuklandı.

Şimdi de ANKA Haber Ajansı'na bu İncirlik'le ilgili haber yaptıkları için gazeteciler gözaltına alındı.

Bütün bunların aslında ülkedeki demokrasiyi zayıflatan, geriye götüren ve demokratik ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını engelleyen yaklaşımlar olduğunu ifade ediyor.

Bunları asla tasvip etmediğimizi söylüyoruz.

Açık ve net bir şekilde iktidar şuna karar vermelidir.

Artık istiyorlarsa gidecekler ve şunu söyleyecekler. ya bu ülkede basın özgürlüğüne dair altına imza attıkları raporun gereğini yapacaklar.

Ortak rapordaki gibi basın ve ifade özgürlüğünü tanıyacaklar ya da 'Gerçekten biz bize aykırı olan bizi bizim onaylamadığımız hiçbir habere onay vermediğimiz hiçbir haberi kabul etmiyoruz.

Bu ülkede basın özgürlüğü askıya alınmıştır' diyecekler.

Anayasaya aykırı görüşlerini ortaya koyacaklar ve hepimiz de bunu bileceğiz diyorum.""Bölgede yaşanan savaşın barış sürecini hızlandırma yönünde etki etmesi gerektiğini düşünüyoruz" DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, açıklaması sonrasında bir gazetecinin "Amerika ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla ilgili Meclis'te bir bilgilendirme olacak mı? veya bir bildiri ya da deklarasyon yayınlanır mı bu hafta?

İkincisi de bu bölgede yaşanan süreç, saldırılar Türkiye'deki süreci etkiler mi" sorusuna, şu yanıtı verdi:"Bir bilgilendirme yapılır mı onu açıkçası bilmiyorum.

Sürecin Türkiye sürecinin ne kadar bilgisine sahip, ne kadar sürece vakıf bilemiyorum ama belki bölgesel riskler ve ülkeye olabilecek göç akınları ve alınabilecek önlemler konusunda Meclis bilgilendirmesi talep edilebilir Dışişleri Bakanlığı'nda.

Ama halihazırda böyle bir gündem oluşmadı bizim açımızdan.

Onu ifade edelim.

Ortak bir bildiri konusunda da onu hafta içerisinde belki yeniden bütün gruplarla değerlendirme imkanı olabilir gündeme gelirse.

Bölgedeki bütün şiddet ve çatışma zeminlerinin ülkede yürüyen sürece tabii ki etkileri olur.

Ama biz bunun ülkedeki barış sürecini hızlandırma yönünde bir etki etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Çünkü 27 Şubat çağrısı tam da aynı zamanda bölgesel risklere bölgesel çatışma riskine aslında dikkat çekiyor ve bu konuda da Türkiye'nin aslında kendi iş sorununu çözmesi, Kürt sorunu demokratik barışçıl yollardan çözülerek Türkiye'den başlayan bütün bölgeye yayılan bir barış sürecine demokratik sürece aslında çağrı yapıyor.

O anlamıyla bizim açımızdan bütün bu risklerin içerisinde yapılması gereken ilk şey hızlı bir şekilde yasal adımları atmak, barış yasalarını, demokratik entegrasyon yasalarını çıkarmaktır.

Böyle bir etkisi olması gerekiyor.

Beklediğimiz her gün bölgesel risklerin arttığını, çatışma riskinin, bölgesel savaş riskinin arttığını görüyoruz ve bu da süreci daha da kırılgan hale getirebilir.

Onun için süreçte elimizi hızlandırmamız gerekiyor."

İlgili Sitenin Haberleri