Haber Detayı
Tartışma devam ediyor... Kim ne dedi... 'Politik psikoloji'de yeni Cereyan: "12 Eylül'ün piyasacı çocukları"
“Cereyanlar” tartışması devam ediyor. Gerçek Edebiyat’tan Ahmet Yıldız ve Birgün’den Selçuk Candansayar görüşlerini yazdı. Yıldız, İletişim Yayınevi ve Birikim dergisinin 12 Eylül darbe iklimindeki kuruluş sürecine dikkat çekerken, Candansayar 'linç yapıldığını' öne sürdü.
Tanıl Bora'nın yazdığı Cereyanlar kitabını önce CHP Lideri Özgür Özel sonra da Ekrem İmamoğlu, 'başucu eseri' olarak niteledi.
Odatv'nin fitilini ateşlediği tartışmaya gercekedebiyat.com Yayın Yönetmeni Ahmet Yıldız ve Birgün yazarı Selçuk Candansayar da katıldı.
Tanıl Bora'nın da yazarı olduğu Birikim Dergisi çevresinin “Cumhuriyetin kuruluş paradigmasını değersizleştirme ve gözden düşürme” amacı taşıdığını belirten Yıldız, “Tanıl Bora’yı okuyanların, Cumhuriyet’i kuran önderlerimizin her birinin aslında birer Kenan Evren olduğunu sanır; Bora 12 Eylül’ü ta Cumhuriyet’in ilk yıllarına taşıdı arsızca!
Öyle bir baskı oluşturdular ki cılız bir sesle bile kendi ülkesinde, 'Afedersiniz Türküm' diyen herkes faşist, Kenan Evren yaftasıyla tokatlandı.” diyor.12 EYLÜL'DE DOĞAN ÇOCUK Yıldız, yazısının girişinde İletişim Yayınevi ve Birikim dergisinin yayın hayatına başladığı dönemi şöyle kaydediyor:“Birikim dergisi, Amerikan sosyolojisi sevdalısı Toplum ve Bilim dergisi yetmemiş olacak ki Murat Belge, 'dayısı Yakup Kadri’den kalan mirası batıracak' uyarılarını dikkate almadan (demek ki bir bildiği varmış) İletişim Yayınevi’ni kurmuştu.İletişim’i kurduğu yıllar, darbe sonrası liberal ekonomi anlayışının bütün hız ve şiddetiyle uygulandığı, ülkenin her bakımdan ‘dünyaya açıldı’ğı, yani liberal ekonomi ile liberal düşüncenin ülkeyi adeta istila ettiği bir dönemdir.ENTELEKTÜEL MODABu yıllar aynı zamanda ‘liberal sol’ akımların da geliş(tiril)diği yıllardır!
Hele Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte daha da gemi azıya alan bu çevrelerin 'tarihin sonu' naraları hâlâ kulaklarımızda!Tarih, İletişim Yayınları’nın, Murat Belgelerin, Mete Tunçayların, Nilüfer Gölelerin, Tanıl Boraların önünü açıyor, zamanın entelektüel modası, bu neoliberal yeni sol çevrelerden oluşuyordu.Bir yandan tutuklamalar işkenceler, idamlar sürüyor bir yandan ‘Yumuşak güç’ cazibe ve meşruiyet araçları (alanları ve hatta dünya görüşleri ayrı ama aynı türküyü söyleyen yayınevleri, dergiler, yeni yazarlar, şairler, yeni kavramlar, yeni politikacılar...) devreye sokuluyordu.
ŞERİF MARDİN VE VAMIK VOLKAN'IN ÇALIŞMALARIŞerif Mardin ve 'çevre'sinin 'Merkez-çevre' tartışmalarıyla dinamitin fitilini ateşlediğini belirten Yıldız, Prof.
Vamık Volkan'ın çalışmalarını hatırlatıyor.
Mustafa Yıldırım'ın Sivil Örümceğin Ağında'nın dışında bu konuya dikkat çeken bir yazarın olmadığını belirten Yıldız ‘Politik psikoloji’ kavramı üzerinden itirazını dile getiriyor:“Politik Psikolojinin dünya çapında en önde gelen uzmanı “Dünya tarihini değiştiren önemli olaylara katkılarım oldu” diyen namı diğer ünlü CIA ajanı Kıbrıslı Türk Prof.
Dr.
Vamık Volkan ABD’den gelip kurduğu ‘Ekopolitik’ ekibiyle Türkiye düşünsel ve politik alanını ustaca şekillendiriyordu.Politik Psikoloji, Volkan’ın “Büyük Gruplar” adını verdiği etnik, kültürel gruplara ve uluslara yoğunlaşmış disiplinler arası akademik bir alandı.
Politik Psikolojiye göre aşırı ideolojilere bağlanma, derinde yatan, tarihsel köklere sahip motivasyonlardan kaynaklanıyordu.Motivasyon kaynakları arasında en önemlileri Seçilmiş Travma ve Seçilmiş Zaferdir.
Her ikisi de topluluk kimliğinin oluşmasında başat rol oynar.Seçilmiş Travma, grup üyelerinin geçmişte yaşadığı acı çekme, çaresizlik ya da utanç duygularına yol açan olayların nesilden nesile aktarılarak ortak hafızada kalıcılaşmasıyla ortaya çıkar.POLİTİK PSİKOLOJİNİN KURAMSAL ÇERÇEVESİSeçilmiş Zafer ise, tersine, grup üyelerine gurur ve üstünlük veren olayların sonucudur, nesilden nesile aktarılacak denli güçlü duygulara yol açar. (...) Tarihsel olguları açıklığa kavuşturup travma yaşayan grubun yas tutması mutlaka sağlanmalı!
Prof.
Vamık Volkan bu işin uzmanı ‘görevli’ olarak Güneydoğu Asya’dan tutun Kafkasya’ya oradan Balkanlar, Baltık ve Kıbrıs’a dek Dünyanın bütün sorunlu bölgelerinde bizzat koşturarak, Politik Psikolojinin kuramsal çerçevesini, tecrübelerini ABD lehine sonuç elde etmede sonuna kadar kullanmış bir kişidir.
Gittiği her yerde ulusları devletleri ayrıştırma yönünde çaba sarf etmiştir.
Ayrıştırmada izlenen yol basittir, toplumları sürekli travmatik geçmişe odaklamak. (Örneğin bunu, Terry Eagleton "Kaşınmayan yeri kaşımak" Paşinyan ise daha açık "1939'da nasıl Ermeni Soykırımı gündemi yoktu da 1950'de Ermeni Soykırımı gündemi nasıl ortaya çıktı?" diye sorarak netleştiriyor.) İşte böyle sönümlenmiş travmaları yeniden canlandırdılar, canlılığını sürdürenleri daha da alevlendirdiler.
Buna uygun bir geçmiş yoksa pireyi deve yaparak, olmadı düpedüz uydurarak yeni travmalar icat ettiler.”‘TARİHLE YÜZEŞİN’: YA TÜRKLER SUÇLUDUR YA CUMHURİYETBir dönem topluma nefes aldırmayan “Tarihle Yüzleşelim” histerisi rasgele ortaya çıkmış entelektüel züppelik değildi yani, inceden tasarlanmış kapsamlı psikolojik operasyonun mottosuydu.Dr.
Volkan ülkeden nihayet çekip gittiğinde bize bıraktığı adeta travma manyağı haline gelmiş bir toplumdur.
Müsebbipler de ya Türklerdir ya Cumhuriyet!
Osmanlı dönemine uzanan olaylarda sorumluluk Türklerdedir, sonrası için her tür melanet Cumhuriyetin kurumsal kimliğine etiketlenmiştir!Ermenileri katletmiş, Kürtleri, Rumları, Süryanileri, Dersim’de Alevileri katletmiş, Müslümanları mağdur etmiş, 12 Eylül darbesiyle cemi cümlemizi ezmiş failler...
Bütün mağduriyetler aynı çuvala dolduruldu.
Çuvalın dibini kazısak, sırasını bekleyen daha gün yüzü görmemiş envai çeşit mağduriyetle karşılaşacağımız kesin.
Gerçek veya sanal hepsinin toplumda şu veya bu ölçüde karşılığı var.SINIFSAL BAĞLAMDAN KOPUK MAĞDURİYET SÖYLEMİKim neden yapmış, sınıfsal toplumsal bağlamı ne; hangi dönemde gerçekleşmiş, tarihsel bağlamı ne önemi yok at çuvala gitsin.Diğer yandan, Seçilmiş Zaferlerimiz teker teker elimizden alındı.
Hem de Vamık Volkan alay edercesine Atatürk’e, Cumhuriyete övgüler düzerken başardılar bunu.
Suçun hepsini İslamcılara yüklemeyelim, sol liberallerin, hatta devrimci, sosyalist kişi ve grupların önünü ardını düşünmeden Cumhuriyete yönelttiği insafsızca eleştiriler, kuruluş sürecine faşist diktatörlük yaftası vuran, kurucu kadroları değersizleştiren söylemler (yeri gelmişken, Yalçın Küçük’ün adını da yad edelim) Cumhuriyete savaş açanların ekmeğine yağ sürdü.Emperyalistler adına iş gören Dr.
Volkan’ın toplumun geneline yaymaya çalıştığı düşünsel-psikolojik iklimin finalinde, travma yüklediği gruplar artık diğerlerinden ayrı yaşamak isteyecek, travmaların müsebbibi varsayılan “suçlu” gruplar ise suçlarının vebali olarak mağdurların ayrılıp gitmesine merhametle rıza gösterecekti.
TANIL BORA: ATLETİK ve ENERJİKTanıl Bora işte bu büyük kuşatmanın -Başarılı demeyelim ama- çalışkan (bir atlet gibi!) enerjik bir üyesidir.
Vamık Volkan’ın militanı bu köftehor, Türkleri, onun Atatürk’ünü, kurdukları Cumhuriyet’i yazdığı her cümlede büyük bir kin ve nefretle aşağıladı.
Vamık Volkan’ın yeşertip ekmeye çalıştığı zehirli tohumları genç beyinlerimize akademisyen adayı çocuklarımıza şaşılacak bir iştahla zerketti!
Politika, akademia, edebiyat ve sanat alanında yükselmek isteyen her yetenek bu kişilerin dergi ve yayınevlerinin yatak odalarından geçmeden ‘artis’ olamaz hale geldi.
Bu tayfanın tezgâhına düşmüş nice yetenek, yılan zehri zerkedilmiş halde ülkesine halkına kendine hayrı kalmayan donmuş beyinler haline geldi.HALKA NÜFUZ EDEMEDİLERNe var ki bu güruhun bir türlü başaramadığı ve onları çıldırtan bir somut gerçek vardı: Sıradan insanlara, halka aynı ölçüde nüfuz edemediler!Bu halk Osmanlının çöküşünü, Anadolu coğrafyasının hangi koşullarda güç bela elde tutulduğunu kolektif hafızasında taşıyan imparatorluk kültüründen gelmiş büyük bir halktı.
Cumhuriyete inancı sarsılsa da doğru bildiklerinden kuşkuya düşse de içgüdüsel refleksle tarihle yüzleşelim teranesine, BOP’a, Çözüm Sürecine hep soğuk baktı, direnç gösterdi.CUMHURİYETİN KURULUŞ PARADİGMASICumhuriyetin kuruluş paradigmasını değersizleştirmek, kurucu babaları gözden düşürmek...
Solcu, sağcı, bilim insanı, büyük yazar bildiğimiz nice tezgahtar, yılmadan usanmadan yorulmadan (gerçekten şaşırtıcıdır) bu ortak paydada kendi alanlarında çalıştı çabaladı!
Uzlaşmaz çelişkilerini bile ertelediler; kimi İslamcı, kimi laik, kimi şu etnisite ya da bu etnisite, solcu ya da sağcı...
Ama “ortak payda”yı asla riske etmediler, bütün kritik eşiklerde açık ya da örtülü birbirlerine destek verdiler. (Bu öyle ki şimdi pişman görünenler dahi 2010 referandumundaki tavırlarını aynen uygularlar.)Her birinin muradı başka başka da olsa Cumhuriyetin tasfiyesi nihai hedeflerine giden yolda zorunlu bir uğraktır çünkü.Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun pek övdüğü Cereyanlar’ın yazarı, işte ömrünü bu zaferleri Türk halkının elinden almaya adamış bütün faaliyetlerini buna göre ayarlamış bir zattı.İTTİHAT VE TERAKKİ'NİN YARIM BIRAKTIĞI İŞTanıl Bora'ya göre “Emperyalizme karşı” verilmiş bağımsızlık savaşı yoktur.
Savaş bir yana Cumhuriyeti bizzat emperyalistler kurmuşlardır.
Yedi düvele meydan okumamız hikâyedir, ne İnönü, ne Sakarya zaferi vardır ne Lozan!
Sıradan bir paşanın Padişahın kendisine verdiği görevi kötüye kullanarak koca imparatorluğu berhava etmesinden ibaretti her şey.
İttihat Terakki’nin yarım bıraktığı işi böylece tamamlamıştı.Demokratik devrim, Aydınlanma, Cumhuriyetçilik Bora efendiye göre despotizmin dik alası milliyetçi hezeyanlardı!"BİRGÜN GAZETESİ'NDE İTİRAZ Birgün yazarı Selçuk Candansayar ise Tanıl Bora'nın linç edildiğini öne sürdü.
Tanıl Bora'ya yönelik eleştirileri "birikmiş bir hıncın patlaması" olarak niteleyen Candansayar "İletişim Yayınları ve Birikim çevresinin başını çektiği o 'liberal sol' hat, 2010 Referandumu’nda bu toplumun geleceğine dair büyük bir illüzyonun üreticilerindendi." diyor.
AĞIR BEDELİN ÖDENEMEYEN FATURASICandansayar'ın görüşleri şöyle: "'Yetmez Ama Evet' (YAE) süreci, solun laiklikten ve sınıf analizinden koparılmasının zirve noktasıydı.
Bugün Tanıl Bora’ya yönelen ölçüsüz, haksız ve etik dışı kontrolsüz öfke, işte o dönemin yarattığı ağır bedelin bir türlü ödenemeyen faturası.
İptal kültürü ve linçcilik çoğu zaman doğru hedefi de tutturamaz.
Türkiye solu, sosyal medyanın o sığ "cancel" sularında boğulursa mücadele eksenini kaybeder."Birgün yazarı, Bora'nın linç edildiğini iddia ediyor: "Solu yeniden inşa etmek istiyorsak; dijital linçlerin konforlu dünyasından çıkıp, laikliği ve sınıfı birleştiren o sert ve gerçek zemine dönmek zorundayız.
Gerçek bir solcu, önüne atılan 'linç' nesnesine saldırmak yerine; neden bugün bir araya gelemediğimizi, neden sendikaların boşaldığını ve neden laikliğin bu kadar kolay feda edildiğini analiz etmekle yükümlü."Odatv.com