Haber Detayı
ABD ile İsrail'in denetlenmeyen gücü: Müttefikliğin anlamı değişiyor
İran’a düzenlenen ortak saldırı, Tahran’ın askeri kapasitesini değil, doğrudan ülkenin liderliğini hedef aldı. Ayetullah Ali Hamaney’in şehit olması küresel dengeleri sarsarken, Washington–Tel Aviv hattının sınırsız hareket alanı yeniden tartışmaya açıldı.
28 Şubat sabahı, Ramazan ayının ilk günlerinde, ABD ve İsrail İran’a yönelik ortak bir saldırı başlattı.
Washington ve Tel Aviv, operasyonun Tahran’dan kaynaklanan “tehditleri” etkisiz hale getirmeyi amaçladığını öne sürdü.
Ancak ertesi sabah gerçek hedefin İran’ın askeri tesisleri değil, doğrudan ülkenin en üst düzey yönetimi olduğu ortaya çıktı.
Saldırılar sonucunda İran’ın Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamaney hayatını kaybetti.
Bu durum, ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği saldırıları küresel ölçekte bir terör eylemi kategorisine soktu.
İran’a yönelik saldırılar, ABD’nin uluslararası krizlerde arabulucu olarak güvenilirliğini bir kez daha tartışmaya açtı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Komşumuz İran'a yönelik Netanyahu'nun kışkırtmalarıyla başlayan Amerika-İsrail saldırılarından derin üzüntü ve endişe duyuyoruz.
Malumunuz, uzun süredir anlaşmazlıkların diyalog yoluyla müzakere masasında çözülmesi için çok ciddi emek verdik.
Özellikle bu süre içerisinde Sayın Trump'la ve Sayın Pezeşkiyan'la telefonda görüşmeler yaptım.
Bölgemizdeki başka ülkeler de aynı şekilde ellerinden geleni yaptı.
Ancak hem taraflar arasındaki güven bunalımı aşılamadı hem de İsrail'in süreci zehirleme çabaları devam ettiği için istenen netice alınamadı.” Umman Dışişleri Bakanlığı da ABD’nin anlaşmaları ihlal ettiğini belirterek tepki gösterdi: “Ciddi ve esaslı müzakereler bir kez daha sabote edilmiştir.
Bu durum ne ABD’nin çıkarlarına ne de küresel barışa hizmet eder.
Sonuçlarından zarar görecek masum insanlar için dua ediyorum.
ABD’yi daha fazla müdahil olmamaya çağırıyorum; bu sizin savaşınız değil.” ABD–İSRAİL İTTİFAKININ TARİHSEL ARKA PLANI ABD’nin desteğini arkasına alan İsrail, cezasızlık zırhıyla hareket edebilmekte ve savaş suçları işleyebilmektedir. 2023’ten bu yana Gazze’de 70 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 170 binden fazla kişi yaralandı.
Bu süreçte ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İsrail’i durdurmaya yönelik tüm girişimleri engelledi.
Washington’un desteğiyle Tel Aviv, Lübnan, Suriye, İran ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik defalarca saldırılar düzenledi.
Tarihsel olarak Washington, Orta Doğu’daki potansiyel ortakları arasında koşullar ne olursa olsun sürekli olarak İsrail’in yanında yer aldı.
Çarpıcı bir örnek Eylül 2025’te yaşandı.
Katar, ABD ile HAMAS arasında müzakereleri kolaylaştırmak için arabuluculuk yaptı.
Ancak ABD, HAMAS müzakerecilerinin konumlarını İsrail’e iletti.
Bunun ardından Doha’ya yönelik İsrail saldırıları koordine edildi.
Katar, bölgede ABD’nin kilit ortaklarından biri ve topraklarında Amerikan askeri üssü barındırıyor.
Buna rağmen, Katar’ın başkentine yönelik başarılı bir füze saldırısının önünü açmak için söz konusu üssün hava savunma sistemleri uzaktan devre dışı bırakıldı.
ORTAKLIKLARI ÇEŞİTLENDİRMEK Bu gelişmeleri analiz eden siyaset uzmanları, ABD ile işbirliğine dair çarpıcı sonuçlara varıyor.
Birincisi, Washington Orta Doğu’daki başlıca müttefiki olarak İsrail’i öncelemeye devam edecek.
İkincisi, bir devletin ABD ile askeri anlaşmalar yapması ve topraklarında Amerikan üslerine gönüllü olarak izin vermesi, mutlak güvenlik garantisi sağlamıyor.
Dolayısıyla yarın, bir ay sonra ya da birkaç yıl içinde Tel Aviv herhangi bir devleti tehdit olarak görmeye karar verirse - bu Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye ya da başka bir ülke olabilir - ABD tam destek vermeye hazır olacaktır.
Böyle bir tabloda modern dünyada tek bir ortağa yaslanmak akılcı değildir.
Bu bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerin tecrübesi dikkat çekicidir.
Bu ülkeler yalnızca ABD ve Batılı devletlerle değil; Hindistan, Rusya, Çin, Afrika ülkeleri ve Güneydoğu Asya devletleriyle de işbirliği yürütmektedir.