Haber Detayı
Ahmet Özer'den DEM Parti Ankara İl Örgütü'ne ziyaret... Özer: 'Siyasal mutabakatı toplumsal mutabakata çevirmek gerekir'
Yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, DEM Parti Ankara İl Örgütü'nü ziyaret etti. Özer, Yapılması gereken iki şey vardır. Bir, siyasetin artık bir irade ortaya koyması gerekir. Çünkü bir toplumsal mutabakat oluştu. Bir rapor yayınlandı. Ben bu raporun kendisini içeriğinden daha önemli sayıyorum. Eksikleri, gedikleri olabilir. Zira asgari ölçülerde bir araya gelinmiştir. Ama ikinci önemli adım bu siyasal mutabakatı toplumsal mutabakata çevirmektir. Bunun için de yol şudur: Bir, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, kanaat önderlerinin bu sürece katkı vermeleridir. İki, her siyasi partinin de kendi tabanına bunu anlatması gerekir dedi.
Görevden uzaklaştırılan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, DEM Parti Ankara İl Örgütü'nü ziyaret etti.
DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat, Özer'e ziyareti için teşekkür ederek şunları söyledi: Sevgili Hocamız, Başkanımız Prof.
Dr.
Sayın Ahmet Özer'i ve beraberinde burayı ziyaret eden CHP Ankara İl Başkanı Sayın Dr.
Ümit Erkol'u ve beraberindeki heyeti İl Örgütümüzde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.
Bu vesileyle Sayın Başkanımıza geçmiş olsun diyoruz.
Kendisi hakkında hazırlanan son haksızlığı ve verilmiş olan cezayı da kabul etmediğimizi, etmeyeceğimizi bir kere daha beyan ediyoruz.
Bütün haksızlıklara, hukuksuzlara karşı Sayın Hocamızın verdiği mücadelenin yanındayız.
Aynı zamanda Hocamız çok sayıda araştırma yapmış, çok sayıda kitaplar yayınlamış bir bilim adamıdır.
Kürt meselesi konusunda da önümüzdeki süreçte kKendisinden önemli katkılar beklediğimizi bir kere daha belirtiyor ve kendisine beraberinden gelen CHP İl Başkanı ve CHP heyetine de hoş geldin diyoruz.
AHMET ÖZER: SÜRECİN UMUT VEREN YANI BARIŞ VE DEMOKRASİ SÜRECİ YAŞIYOR OLMAMIZDIR Özer ise şöyle konuştu: Prensip olarak bugüne kadar gittiğim her yerde CHP'yi, ziyaret ettiğim her yerde mutlaka DEM'i de ziyaret ediyorum.
Zira bu süreçte ben bu iki partinin kardeş partiler olduğunu, birlikte mücadele etmeleri gerektiğine inanıyorum.
Çünkü zor bir süreçten geçiyoruz.
Aynı zamanda umut vaat eden bir süreçten geçiyoruz.
Sürecin zorluğu bizim bugüne kadar yaşadıklarımızdır.
Sürecin umut veren yanı ise barış ve demokrasi süreci yaşıyor olmamızdır.
İçerideyken de en çok üzüntülerimden birisi barış sürecine fiilen katkıda bulunacakken içeride olup bulunamamaktan duyduğum üzüntüydü.
Gerçi orada da yine yazarak, çizerek elimden geldiğince katkı vermeye çalışıyordum.
Dolayısıyla ben bu süreci, bu barış sürecini aynı zamanda demokrasi sürecini bizim açımızdan olması gereken demokratikleşme sürecini ve nihayetinde Kürt meselesinin artık kalıcı bir biçimde çözülmesine giden gitmesi gereken süreci tarihi bir süreç olarak değerlendiriyorum.
Zira bu sürecin baş tutması Türkiye Cumhuriyeti'nin aynı zamanda demokratikleşmesi ve içinde Kürt'ün, Türk'ün, Laz'ın, Çerkes'in, Alevi'nin, Sünni'nin barış içinde eşit temelde demokraside bir arada yaşamalarını sağlayacaktır.
HİÇ KİMSE BU TARİHİ FIRSATI SİYASİ NEDENLERLE HEBA ETMEMELİDİR Bunun için de tabii ki iktidardan beklentilerimiz var.
İki gündür Ankara'da yaptığım temaslarda da bunları dile getirdim.
Dün DEM'in Sayın Eş Genel Başkanları benim 30 yıllık dostum olan çok değerli Tuncer Bakırhan'a ve çok değerli Tülay Hatimoğulları'yla da görüştüm.
CHP Genel Başkanımız Sayın Özgür Özer'le görüştüm.
Aynı şekilde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yle görüştüm.
Daha önce Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş Bey'le de görüşmüştüm.
Bütün bu görüşmelerde dile getirdiğim bir şeyi burada tekrar etmek istiyorum: Elbette Türkiye'de yaşayan 86 milyon artık barışın gelmesini istiyor.
Bu süreç sadece Türkiye'nin iç barışı için değil aynı zamanda bölge barışı için de bize tarihi bir fırsat sunuyor.
Hiç kimse bu tarihi fırsatı siyasi nedenlerle heba etmemelidir.
Hepimize düşen görev bu bilinçle hareket etmektir.
Ancak bu sürece aynı zamanda bir güven sağlamak lazım.
İşte Meclis'te bir komisyon kuruldu.
Bir siyasi mutabakat oluştu burada.
Fakat bu siyasi mutabakatı toplumsal mutabakata çevirmekle yükümlüyüz.
Toplumsal mutabakatın olabilmesi için de yasal değişiklik bile gerektirmeyen bazı somut adımların atılmasını bekliyoruz.
Nedir bunlar?
Örneğin AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasıdır.
Selahattin Demirtaş'ın, Figen Yüksekdağ'ın, Can Atalay'ın, Tayfun Kahraman'ın, Osman Kavala'nın hem AYM hem AİHM kararları mücibince artık özgür kalmaları gerekir.
Aynı şekilde kayyumlar meselesi var ortada.
Üç tane CHP'den 10 tane de DEM'de olmak üzere adeta halkın iradesinin gasbedildiği bir süreç söz konusu.
Dolayısıyla kayyum aynı zamanda demokrasimiz açısından da bir ayıptır.
Hele hele bu sürece de hiç yakışmayan bir durumdur.
O nedenle bu kayyum olayına da bir an önce son verilmesini halkımız, halklarımız bekliyor.
Çünkü bu adımın atılması aynı zamanda sürece olan inancı ve güveni de arttıracaktır.
BİR TARAFTAN BARIŞ SÜRECİ YAPILIRKEN ÖTE TARAFTAN ANA MUHALEFET PARTİSİNE HALA OPERASYONLAR SÜRÜYOR Bir diğer adım hasta tutuklularla, hükümlülerle ilgilidir.
Bu son derece insani ve vicdani bir durumdur.
Zaten yasalarımızda da vardır.
Hapishane koşullarında tedavi olamayacak, yaşamını idame ettiremeyecek insanların infazlarının geri bırakılması gerekir.
Bu bir lütuf da değildir.
Bu konuda bir adım atılabilir.
Ayrıca bir taraftan barış süreci yapılırken öte taraftan ana muhalefet partisine hala operasyonlar sürüyor.
Toplumun önemli bir kısmı, yarısı dışlanarak barışı nasıl sağlayacağız?
Biz hepimiz barışın olmasını istiyoruz.
Ama barış olabilmesi için de atılması gereken adımlar vardır.
Derhal bundan da vazgeçilmesi gerekir.
Zira Sayın Cumhurbaşkanı her konuşmasında iç cephenin güçlendirilmesinden bahsediyor.
Bugün etrafımız bir ateş topuna, çemberine dönmüşken tam da iç barışı güçlendirmeye ihtiyacımız varken ve üstelik bu konuda örgüt silah bırakmışken, kendini feshetmişken iç barış için elinden gelen her türlü adım atılmışken öte taraftan da ana muhalefet partisine bu uygulamaların yapılması iç barışa katkı sunmuyor, zarar veriyor.
O nedenle bu demin saydığım dört tane adımın atılması inanıyorum ki hep iç barışı güçlendirecektir hem de barış sürecine olan inancı ve güvenci yükseltecektir.
BU SÜREÇTE HEP BERABER EL ELE VEREREK ÜSTESİNDEN GELECEĞİMİZE İNANIYORUM Bu nedenle yapılması gereken iki şey vardır.
Bir, siyasetin artık bir irade ortaya koyması gerekir.
Çünkü bir toplumsal mutabakat oluştu.
Bir rapor yayınlandı.
Ben bu raporun kendisini içeriğinden daha önemli sayıyorum.
Eksikleri, gedikleri olabilir.
Zira asgari ölçülerde bir araya gelinmiştir.
Ama ikinci önemli adım bu siyasal mutabakatı toplumsal mutabakata çevirmektir.
Bunun için de yol şudur: Bir, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, kanaat önderlerinin bu sürece katkı vermeleridir.
İki, her siyasi partinin de kendi tabanına bunu anlatması gerekir.
Ben içeriden çıktığım günden beri il il dolaşıyorum.
Bu konuda beni davet edenlerin davetine icabet ediyorum.
Bu barış sürecinin ne kadar önemli olduğunu, Türkiye tarihi süreci içinde, bu ikinci yüzyıl için önemli bir fırsat olduğunu ve bunun mutlaka neşvünema bulması gerektiğini bu anlamda herkesin elinden gelen katkıyı sunması gerektiğinin altını çiziyorum.
İnanıyorum ki bundan sonra süreçte de bu adım adım yükselecektir ve bizim özlemle beklediğimiz eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin sağlanacağı günleri hep beraber yaşayacağız.
Zira bu dönemler zor dönemlerdir.
Maalesef ağır bedelleri oluyor.
Ama unutmayalım bu ağır bedelleri ödeyenlerin sayesinde bizim geleceğe dair, eşitliğe dair, özgürlüğe dair, adalete dair umutlarımız diri kalıyor.
Bu süreçte hep beraber el ele vererek üstesinden geleceğimize inanıyorum.
Erkol ise Umarım başlayan bu süreç siyasi partilerin çeşitli seçim hesaplarına kurban edilmez.
Bir an önce Türkiye özlediği barışına kavuşur.
Biz de elimizden gelen katkıyı yapmak için hazırız dedi.