Haber Detayı

ABD-İsrail ekonomik tuzağa düştü
Serhat latifoğlu aydinlik.com.tr
06/03/2026 00:00 (1 saat önce)

ABD-İsrail ekonomik tuzağa düştü

ABD-İsrail ekonomik tuzağa düştü

Emperyalist ABD ve soykırımcı İsrail geçen hafta cumartesi günü İran’da bir okula insanlık dışı bir saldırı yaparak yeni bir savaş başlattı.

ABD/İsrail koalisyonunun, saldırının şok etkisi ile savaşı kısa sürede bitirip İran’ı teslim almak üzerine kurduğu strateji, birkaç gün içinde çöktü.

İran etkili füze ve İHA/SİHA’larla yaptığı karşı saldırılarda İsrail’in savunmasını çökertti.

Geçen yıl 12 gün süren çatışmadan farklı olarak İran, Körfez’de bulunan ABD üslerini vurarak ağır hasar verdi.

Bu savaş sadece askeri bir çatışma değil, aynı zamanda küresel ekonomi üzerinde derin etkiler yaratabilecek bir yıpratma savaşına dönüştü.

Çatışmanın askeri boyutu kadar ekonomik boyutu da dikkat çekmektedir.

Füze saldırıları, hava savunma sistemleri, enerji piyasaları ve lojistik ağlar üzerinden yürüyen bu mücadele, modern savaşların artık yalnızca cephede değil ekonomik sistem içinde de verildiğini gösteriyor.

Son gelişmeler İran’ın klasik bir askeri karşılık vermek yerine çatışmayı uzun süreli bir ekonomik yıpratma stratejisine dönüştürmeye çalıştığını ortaya koyuyor.

İRAN’IN STRATEJİSİ: ZAMANA YAYILMIŞ BİR YIPRATMA SAVAŞI Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendiren bazı jeopolitik analizlere göre İran’ın temel amacı ABD ve İsrail’in askeri üstünlüğü ile doğrudan cephe savaşına girmek değil, savaşı zamana yayarak rakiplerine ağır bir ekonomik maliyet yüklemektir.

Bu yaklaşım klasik bir asimetrik savaş stratejisini andırmaktadır.

İran, askeri güç dengesi açısından ABD ile doğrudan rekabet edemeyeceğinin farkında olduğu için çatışmayı uzun süreli bir ekonomik yıpratma savaşına dönüştürmeye çalışmaktadır.

Bu stratejinin nihai amacı ABD’yi giderek artan savaş maliyetleri ile karşı karşıya bırakarak Washington yönetimini yeniden müzakere masasına oturmaya zorlamaktır.

ASİMETRİK MALİYET DENGESİ UÇURUMU Bu çatışmada dikkat çeken en önemli unsur maliyet farkıdır.

İran’ın kullandığı bazı balistik füzeler ve kamikaze drone sistemlerinin maliyetinin yaklaşık 50 bin ile 100 bin dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Buna karşılık ABD ve İsrail’in kullandığı hava savunma sistemlerinin önleme füzeleri çoğu zaman 1 milyon doların üzerinde maliyetlere sahiptir.

Başka bir ifadeyle İran nispeten düşük maliyetli saldırı sistemleri kullanarak rakiplerini çok daha pahalı savunma sistemlerini devreye sokmaya zorlamaktadır.

İsrail’in ‘Demir Kubbesi’ yoğun füze ve İHA/SİHA saldırısı ile yorularak sistem bir süre sonra adeta çalışamaz hale getirilmiştir.

KRİTİK LOJİSTİK VE FİNANS MERKEZLERİ VURULDU İran’ın son saldırılarında dikkat çeken bir diğer unsur ise hedef seçimidir.

İran, ABD uçak gemilerini veya büyük askeri platformları doğrudan hedef almak yerine küresel ekonomik sistem açısından kritik olan lojistik ve finans merkezlerine yönelik saldırılar gerçekleştirmektedir.

Dubai, Bahreyn, Katar ve Abu Dabi gibi merkezlerin hedef alınması küresel ticaret ve enerji piyasalarında psikolojik etkiler yaratmaktadır.

SAVAŞIN GÜNLÜK MALİYETİ YÜKSEK Geçmiş çatışmalar referans alındığında İsrail’in günlük askeri operasyon maliyetinin yaklaşık 700 milyon dolar olduğu tahmin edilmektedir.

Ancak hava savunma sistemleri ve altyapı hasarları eklendiğinde bu rakam yaklaşık 2 milyar dolara kadar yükselmektedir.

ABD açısından da tablo ağırdır.

Tomahawk seyir füzeleri, istihbarat operasyonları ve askeri üslerin savunulması büyük maliyetler doğurmaktadır.

Bu nedenle ABD ve İsrail tarafının günlük savaş maliyetinin 4 ila 5 milyar dolar seviyesine ulaşabileceği değerlendirilmektedir.

KÖRFEZ EKONOMİLERİNDE ZİNCİRLEME ETKİ Savaşın ekonomik etkileri yalnızca çatışan ülkelerle sınırlı değildir.

Körfez bölgesindeki ekonomik merkezler de ciddi biçimde etkilenmektedir.

Hava sahalarının kapanması, lojistik faaliyetlerin aksaması ve turizmde yaşanan düşüş bölge ekonomilerinde önemli kayıplara yol açmaktadır.

Günlük ekonomik kaybın 3 ila 4 milyar dolar seviyesine ulaşabileceği tahmin edilmektedir.

KÜRESEL ENERJİ RİSKİ ARTIYOR Ortadoğu’daki gerilimin en kritik noktalarından biri Hürmüz Boğazı’dır.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten geçmektedir.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte petrol fiyatları hızla 85 dolara kadar yükseldi.

Savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının 120 doların üzerine çıkması ihtimalini artırır.

Bu durum küresel ekonomide ciddi enflasyon ve durgunluk baskısı yaratabilir.

Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji tankerleri ağırlıklı olarak Çin ve ABD ekonomileri için önemli.

İran sadece Çin tankerlerinin geçişine izin veriyor, dolayısıyla kısa vadede yaşanan enerji şokunun Çin üzerinde etkisi daha yumuşak olacak gibi görünüyor.

Ancak savaşın uzun sürmesi halinde tüm dünya ekonomisinde yeni bir enerji şoku yaşanabilir.

Bunun en bilinen örneklerinden biri 1973 Petrol Krizi’dir.

Arap ülkelerinin Batı’ya uyguladığı petrol ambargosu sonucunda petrol fiyatları birkaç ay içinde dört katına çıkmış ve dünya ekonomisi ciddi bir stagflasyon dönemine girmiştir.

Yüksek enflasyon ile düşük büyümenin aynı anda yaşandığı bu dönem ekonomi tarihinin en zor dönemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE OLUMSUZ ETKİLERİ VAR Türkiye enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı bir ekonomiye sahiptir.

Bu nedenle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış Türkiye’nin enflasyon görünümü üzerinde doğrudan etkili olmaktadır.

Enerji maliyetlerindeki yükseliş üretim maliyetlerini artırarak geniş bir maliyet enflasyonu yaratabilir.

Petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye’de enflasyonu birkaç puan artırabileceği değerlendirilmektedir.

Ancak bazı sektörlerde şirketlerin maliyet artışlarını fırsata çevirerek fiyatlarını maliyetin üzerinde artırabilmesi enflasyonun tahmin edilenden daha yüksek seviyelere çıkmasına neden olabilir.

EKONOMİK DAYANIKLILIK ÖNEMLİ Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler modern savaşların yalnızca askeri güç dengeleriyle değil ekonomik dayanıklılıkla da belirlendiğini göstermektedir.

Düşük maliyetli saldırı sistemleri ile yüksek maliyetli savunma sistemleri arasındaki fark uzun süreli çatışmalarda belirleyici olabilir.

Bu nedenle İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda küresel ekonominin geleceğini etkileyebilecek bir mücadele haline gelmiştir.

EKONOMİ PROGRAMI JEOPOLİTİK RİSKLERE UYGUN DEĞİL Sonuç olarak, ABD’nin küresel egemenliğini koruması için gereken maliyetlere katlanması her geçen gün zorlaşıyor.

Dolayısıyla ABD’nin ‘egemen imajını’ bozmadan adım adım çekildiğini göreceğiz.

Bu süreç Türkiye için önemli fırsatlar getiriyor.

Ancak mevcut neoliberal ekonomik model ile muhtemel büyük ekonomik şoklarla başa çıkılması mümkün değil.

Daha güvenlikçi bir yaklaşımla kapsamlı yeni bir program geliştirilmeli, milli, planlı, kalkınmayı önceleyen bir ekonomi programı ile yolumuza devam etmeliyiz.

İlgili Sitenin Haberleri