Haber Detayı

Size bir felâketi değil, bir aynayı anlatacağım...
Memduh bayraktaroğlu nefes.com.tr
06/03/2026 05:00 (2 saat önce)

Size bir felâketi değil, bir aynayı anlatacağım...

Bugün sizlere Jose Saramago’nun 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında büyük payı olan...

Bugün sizlere Jose Saramago’nun 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında büyük payı olan “Körlük” isimli romanından söz edeceğim…Bir sabah arabada beklerken birdenbire kör olan birini anlatarak başlayan roman aslında, gözlerin değil, vicdanın karardığı bir dünyayı anlatıyor ama bu körlük, karanlık değil: bembeyaz bir körlük…Adam hiçbir şey göremiyor...“Bembeyaz körlük mü?” diye sorduğunuz ve hemen ardından: “Adamın gözleri mi kör oldu, yoksa bu bir metafor mu?..

Yani gerçekte kör olan insanlık mı?” diye devam ettiğiniz kanaatindeyim…José Saramago’nun “Körlük” romanı işte tam da bunu soruyor…***Trafikte aniden kör olan adamı muayene eden doktor da kör oluyor...Doktorun karısı hariç herkes birer birer körleşmeye başlıyor…Doktorun karısı kör değildir ama bunu saklar...Neden?..

Çünkü görmenin yükü ağırdır… Gören gözler insanlığın vicdanıdır… Gören gözler tanıklığın sorumluluğudur… Gören gözler karanlıkta ışık olma cesaretidir...Saramago sanki bize şunu fısıldar: eğer sen görüyorsan, ne yapıyorsun?..***Bütün bir şehrin salgın hastalık sonucu kör olması üzerine, Devlet kör olanları, terk edilmiş bir akıl hastanesinde karantinaya alıyor...Temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale geliyor…İnsanlar açlık, korku ve çaresizlik içinde kalıyor...Güç ilişkileri hızla değişiyor…Şiddet, tecavüz, sömürü, küçük gruplar halinde oluşan “çeteler” ortaya çıkıyor…Toplumsal düzen tamamen çöküyor…Hijyen yok oluyor, ahlâk eriyor...***Kitabı okurken, Saramago’nun, “medeniyet” dediğimiz şeyin aslında çok ince bir cilâ olduğunu anlatmak istemiş olabileceğini düşünmüştüm…Biraz korku… Biraz belirsizlik… Biraz panik… Ve o cilânın dökülüşü…Güç, açlık ve ahlâkın çöküşüRomanın geçtiği ülkenin, şehrin adı yok hatta, kahramanlarından hiçbirinin adı yok…Neden?..

Çünkü Saramago bir ülkenin değil, insanlığın hikâyesini anlattığına dikkat çekmek istiyor...Salgın, gerçek körlük değil, bir metafor…Asıl dikkat çekilmek istenen: ahlâkî körlük…Akıl hastanesinde bir grup kör, silahı ele geçiriyor… Yiyecekleri kontrol ediyor… Sonra ne oluyor?..Yemek karşılığında para istiyorlar… Yetmez, kadınların bedenlerini istiyorlar…***İşte burada Saramago insan doğasının en karanlık tarafını gösteriyor:Medeniyet çöktüğünde… Hukuk ortadan kalktığında… Devlet yok olduğunda…“İnsan ne olur?” sorusuna cevap veriyor…Gözlerimiz açıkken de kör olmak...Romandaki körlük bize, kalabalıkların manipüle edilebilirliğini… Kriz zamanlarında otoriterleşmeyi…Ahlâkın ne kadar kırılgan olduğunu… Gücün insanı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor…Bu roman sadece edebiyat değil canlarım… Bu bir siyaset felsefesi metni… Bu bir psikoloji deneyi… Bu bir uygarlık sorgulaması...***Romanın sonunda şu soru soruluyor:“Kör olduk, çünkü görmek istemedik…”.

İşte mesele bu: bazen gözlerimiz açıkken de körüz...Haksızlığı görmeyiz… Yoksulluğu görmeyiz… Adaletsizliği görmeyiz… İnsan onurunun ezilişini görmeyiz…Sonra bir gün bir salgın gelir ve… Zaten kör olduğumuzu fark ederiz…En büyük felâket...Saramago’nun bu romanı, pandemi sonrası dünyada daha da anlamlı hale geldi…Kriz anında insanların nasıl değiştiğini gördük…Market raflarını boşaltan açgözlüleri gördüğümüz gibi, komşusuna yardım edenleri de gördük...Ancak bilmenizi isterim ki “Körlük” karanlığı anlatır ama umudu yok etmez…Çünkü insan hem canavardır hem de merhametin kaynağı…***Şimdi size soruyorum canlarım: Bugün biz gerçekten görüyor muyuz?..

Yoksa sadece bakıyor muyuz?..Körlük bir gün gözlerimize gelmeden önce vicdanımızı açabilecek miyiz?..Ama daha önemlisi… Etrafınıza bir bakın...

Gerçekten bakın ama...Belki de en büyük felâket, kör olduğumuzu fark etmemektir…

İlgili Sitenin Haberleri