Haber Detayı
İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, kuvvet kullanma yasağının ihlali olarak değerlendiriliyor
Uzmanlar, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan güç kullanma yasağıyla bağdaşmadığını ve meşru müdafaayla ilgili şartların yerine getirilmediğini belirtiyor.
ELİF GÜLTEKİN KARAHACIOĞLU - Uzmanlar, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan güç kullanma yasağıyla bağdaşmadığını ve meşru müdafaayla ilgili şartların yerine getirilmediğini belirtiyor.İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat'ta İran'a askeri saldırı başlattı.İran da İsrail'in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri saldırıları, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nda yer alan güç kullanma yasağı açısından ve saldırıların sivil bölgeleri hedef alması nedeniyle uluslararası hukukta yoğun tartışmalara yol açıyor.Oslo Üniversitesinden Uluslararası Hukuk Profesörü Gentian Zyberi, Londra Queen Mary Üniversitesinden İnsan Hakları Profesörü Neve Gordon ve Columbia Üniversitesinden Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Giulio M.
Gallarotti, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının hukuki boyutunu AA muhabirine değerlendirdi.Uzmanlar, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan güç kullanma yasağıyla bağdaşmadığını ve meşru müdafaayla ilgili şartların yerine getirilmediğini vurguluyor.Önleyici müdahale tartışmalarıUluslararası hukukta "önleyici saldırı" (preemptive strike), bir devletin henüz fiilen saldırıya uğramadan önce yakın ve kaçınılmaz bir silahlı saldırıyı engellemek amacıyla güç kullanması anlamına geliyor.Önleyici müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için saldırının yakın ve kaçınılmaz tehdit oluşturması, müdahale dışında başka bir seçeneğin bulunmaması ve kullanılan gücün acil ve orantılı olması gerekiyor.ABD'li ve İsrailli yetkililer, İran'a yönelik saldırılarını "önleyici müdahale" çerçevesine oturtmaya çalışırken uzmanlar, saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade ediyor.İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, "İsrail devleti, kendisine yönelik tehditleri ortadan kaldırmak için İran'a önleyici bir saldırı başlattı." dedi.ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'dan kaynaklanan "yakın bir tehdit" bulunduğunu savunarak, İsrail İran'a saldırdıktan sonra ABD'nin kendisine saldırılmasını beklemesi halinde daha fazla kayıp vereceğini öne sürdü.Washington'ın saldırıyı bekleyip karşılık vermek yerine daha büyük kayıpları önlemek amacıyla "proaktif ve savunma amaçlı" adım attığını savunan Rubio, "Bunun ABD kuvvetlerine karşı bir saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk ve (İran) bu saldırıları başlatmadan önce önleyici bir şekilde harekete geçmezsek daha fazla kayıp vereceğimizi biliyorduk." dedi.Zyberi, önleyici saldırı ve önleyici meşru müdafaa kavramlarının uluslararası hukukta tartışmalı olduğunun altını çizerek, en geniş kabul gören önleyici saldırı teorisine göre bile İran'a karşı güç kullanımının ancak belirli şartlar altında meşru sayılabileceğini belirtti.Bu şartlara atıfta bulunan Zyberi, İran'ın ABD ya da İsrail'e saldırma niyetinin bulunması, bunu gerçekleştirebilecek askeri kapasiteye sahip olması ve yaklaşan saldırıyı önlemek için güç kullanımının son ve acil seçenek olması gerektiğini ifade etti.Zyberi, "Ne ABD ne de İsrail, İran'ın ABD veya İsrail'e saldırmayı planladığını veya saldırının yakın olduğunu kanıtlayan herhangi bir delil sunmadı.
Aslında, ABD ve İran müzakere halindeydi ve Umman, saldırılar gerçekleşmeden hemen önce iyi bir ilerleme kaydedildiğini belirtmişti." değerlendirmesinde bulundu.Gordon, "Meşru önleyici saldırı kavramı, 2003 yılında Irak'a yapılan yasa dışı saldırı sırasında geliştirilen bir ABD icadıdır.
BM Şartı, saldırı başlatmanın yasal olduğu koşulları açıkça belirtiyor ve önleyici saldırı bu kavramların arasında yer almıyor." ifadelerini kullandı.Güç kullanma yasağı ve meşru müdafaa tartışmalarıBM Şartı, devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanmasını ve güç kullanma tehdidinde bulunmasını yasaklıyor ancak bu yasağın iki temel istisnası bulunuyor.Ülkeler, silahlı saldırıya uğraması halinde belirli kurallar çerçevesinde meşru müdafa hakkını kullanabiliyor ya da BM Güvenlik Konseyi de uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla güç kullanımına yetki verebiliyor.Zyberi "Bu saldırılar, BM Şartı'nın 2(4) maddesinde ve uluslararası hukukun genel ilkelerinde yer alan güç kullanma yasağını açık bir şekilde ihlal ediyor.
Bu saldırılar, yasa dışı güç kullanımıdır.
BM Güvenlik Konseyinin onayı yoktu ve 51. maddede yer alan meşru müdafaa ile ilgili şartlar yerine getirilmedi." ifadelerini kullandı.Gordon, "ABD ve İsrail'in saldırısı açıkça yasa dışıdır, tüm dünya düzenini tehlikeye atmıştır ve bu nedenle suç olarak kabul edilmektedir." dedi.İran'ın misillemeleri, meşru müdafaa sayılıyor mu?İran'ın misilleme saldırılarının, sivilleri ve sivil bölgeleri hedef almaması ve kullanılan gücün orantılı olması halinde, bu eylemlerin meşru müdafaa hakkı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de tartışılıyor.Zyberi, devam eden silahlı çatışma bağlamında İran'ın ABD ve İsrail'e ait askeri hedefleri vurabileceğini ancak komşu ülkelerdeki sivil hedefleri hedef almaktan kaçınması gerektiğini, aksi takdirde durumun daha da kötüleşebileceğini vurguladı.Gordon, "İran'ın ABD ve İsrail askeri hedeflerine yönelik misilleme saldırıları, Birleşmiş Milletler Şartı'na göre yasaldır." dedi.Caroline DoktriniUluslararası hukukta meşru müdafaa kapsamında önleyici güç kullanımının sınırlarını belirleyen bir ilke olan "Caroline Doktrini", ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında yeniden gündeme geldi.Caroline Olayı, 1837'de Kanada'daki İngiliz yönetimine karşı ayaklanan isyancılara destek taşıdığı iddia edilen "Caroline" adlı geminin, İngiliz kuvvetleri tarafından ABD sınırları içinde basılarak ateşe verilmesiyle tırmandı.İki ülke arasındaki krizin ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Daniel Webster ile İngiliz yetkililer arasında yürütülen yazışmalarda, bir devletin meşru müdafaa gerekçesiyle önleyici güç kullanabilmesi için saldırının "ani ve ezici olması, başka seçenek bırakmaması" gerektiği, kullanılacak gücün ise orantılı olması gerektiği vurgulandı.Caroline Doktrini, BM Şartı'nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkının yorumlanmasında da önemli referanslardan biri olarak gösteriliyor.Gallarotti, bu konunun ABD ve İsrail'in saldırıları için geçerli olup olmadığı sorusu üzerine, "Caroline, tehdidin yakın ve ezici olması gerektiğini, yanıt verme yolları konusunda hiçbir seçenek veya müzakere olanağı bırakmaması gerektiğini şart koşuyor.
İran'da durum kesinlikle böyle değil." değerlendirmesinde bulundu.BM Şartı'nın 2. maddesinin 4. fıkrasının, bir ülkenin başka bir ülkeye kuvvet kullanmasını açıkça yasakladığına dikkati çeken Gallarotti, ABD ve İsrail'in saldırılarının, bu bağlamda uluslararası hukukun ihlali olduğunu belirtti.???????