Haber Detayı
Nefsi terbiyenin ayı: Ramazan
Ramazan, yalnızca aç kalmanın değil; insanın kendisiyle yüzleştiği, nefsini dizginlemeyi öğrendiği ve aynı zamanda hayatındaki sınırları yeniden hatırladığı önemli bir arınma mevsimidir. Bu yüzden günah, sadece bir yasak değil; insanın hem kendisine hem de topluma zarar veren sınır ihlallerinin genel adıdır
Prof.
Dr.
TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Her yıl Ramazan ayı geldiğinde sokakların havası değişir.
Aynı şehir, aynı insanlar, aynı telaş...
Ama yine de farklı bir iklim hissedilir.
Bu farklılık yalnızca aç kalmanın verdiği fiziksel bir durum değildir.
Ramazan, insanın kendisiyle yüzleştiği, iç dünyasına yöneldiği ve hayatını yeniden tarttığı bir muhasebe mevsimidir.
Belki de bu yüzden, Ramazan denilince en çok hatırlanan kavramlardan biri 'arınma'dır.
Günahlardan arınma...
Peki günah nedir ve insan neden arınmaya ihtiyaç duyar?
GÜNAH BİR SINIR BİLİNCİDİR Günah kavramı çoğu zaman yalnızca 'yasak' anlamıyla algılanır.
Oysa günah, insanın kendisine ve başkasına zarar veren davranışlarının adıdır.
Bir sınır ihlalidir.
İnsan doğası gereği arzu eder, ister, sahip olmak ister.
Açlık hisseder, öfkelenir, kıskanır, hırslanır.
Bunların hiçbiri başlı başına kötü değildir.
Ancak bu duygular kontrolsüz kaldığında zarar üretmeye başlar.
İşte günah, bu taşmanın adıdır.
Öfkenin şiddete dönüşmesi, hırsın zulme evrilmesi, arzunun başkasının hakkını çiğnemesi...
İnsan nefsini dizginleyemediğinde hem kendisini hem de toplumu yaralar.
Bu nedenle günah kavramı, yalnızca bireysel bir inanç meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir denge unsurudur.
Ramazan ise tam da bu dengeyi yeniden kurma çağrısıdır.
ORUÇ KENDİNİ TUTABİLMEKTİR Ramazan'ın en belirgin ibadeti oruçtur.
Fakat oruç sadece yeme içmeden uzak durmak değildir.
Oruç, iradenin eğitilmesidir.
İnsan gün boyu en temel ihtiyacı olan yeme ve içmeden bilinçli olarak vazgeçer.
Bu, insanın kendine şunu söylemesidir: 'İstersem yaparım ama yapmıyorum.' Bu cümle, arınmanın başlangıcıdır.
Çünkü günah çoğu zaman 'istek' ile 'yapma' arasındaki mesafenin kısalmasından doğar.
İnsan her istediğini yapmaya başladığında sınırlar ortadan kalkar.
Oruç ise o mesafeyi yeniden inşa eder.
Nefisle irade arasına bilinçli bir durak koyar.
Aç kalan insan, açın hâlini anlar.
Susayan insan, bir yudum suyun kıymetini fark eder.
Böylece bencillik törpülenir, merhamet güçlenir.
Günahın temelinde çoğu zaman bulunan 'ben merkezcilik', yerini 'biz bilinci'ne bırakır.
TOPLUMSAL YÜZÜ Günah yalnızca bireyin iç dünyasında kalmaz.
Yalan söyleyen bir kişi yalnız kendini kirletmez; güven duygusunu da zedeler.
Haksız kazanç elde eden biri sadece kendi vicdanını yaralamaz; toplumsal adaleti de sarsar.
Dedikodu yapan, iftira atan, kin besleyen her birey toplumun huzurundan bir parça eksiltir.
Ramazan ayı, bu yüzden sadece bireysel ibadet ayı değildir.
Aynı zamanda toplumsal bir arınma çağrısıdır.
İftar sofralarının kalabalıklaşması, zekât ve fitrelerin verilmesi, yardımların artması tesadüf değildir.
İnsan yalnız kendi günahından değil, topluma karşı sorumluluklarından da arınmak ister.
Kırdığı kalpleri onarmaya, ihmal ettiği görevleri hatırlamaya yönelir.
Belki de Ramazan'ın en güzel tarafı budur: İnsanlara ikinci bir başlangıç fırsatı sunması.
ÜMİTLE BAKMA CESARETİ Arınmanın en önemli adımı tövbedir.
Tövbe, sadece 'pişman oldum' demek değildir.
Tövbe, yapılan yanlışın farkına varmak, onu terk etmek ve bir daha dönmemeye niyet etmektir.
Bu, insanın kendi kusurunu kabul edebilme olgunluğudur.
Modern dünyada hata kabul etmek zayıflık gibi gösterilir.
Oysa insanı büyüten şey, hatasızlığı değil; hatasından dönme cesaretidir.
Ramazan gecelerinde yapılan dualar, edilen istiğfarlar aslında insanın kendi vicdanıyla konuşmasıdır. 'Yanlış yaptım ama düzelmek istiyorum' diyebilmek, ruhun yükünü hafifletir.
Günahın en ağır tarafı vicdanda bıraktığı izdir.
Tövbe ise o izi silmeye yönelik bir irade beyanıdır.
Ramazan'da arınma yalnızca mideyle sınırlı değildir.
Asıl arınma, dilin, gözün ve kalbin orucuyla başlar.
Yalan söylememek, kırıcı sözden kaçınmak, dedikodudan uzak durmak...
Gözü haramdan sakınmak, kalbi haset ve kibirden temizlemeye çalışmak...
İşte gerçek arınma budur.
Çünkü insanı kirleten çoğu günah, küçük gibi görünen alışkanlıklardan doğar.
Küçük bir yalan, küçük bir kırıcı söz, küçük bir haksızlık...
Zamanla büyür, karakterin parçası hâline gelir.
Ramazan, bu zinciri kırmak için bir fırsattır.
İÇSEL TEMİZLİĞİN BAYRAMI Bir ay boyunca kendini kontrol etmeye alışan insan, yılın geri kalanında da daha dikkatli olmayı öğrenebilir.
Ancak burada önemli bir soru vardır: Ramazan bitince ne olacak?
Eğer arınma sadece bir ayla sınırlı kalırsa, Ramazan bir alışkanlıktan öteye geçmez.
Oysa amaç, bu ayda kazanılan bilinci hayatın geneline yayabilmektir.
Oruçla güçlenen irade, yıl boyunca kötülükten uzak durmaya yardımcı olmalıdır.
Tövbe ile temizlenen kalp, yeniden kirlenmemek için daha dikkatli olmalıdır.
Ramazan bir başlangıçtır; sonuç değil.
Ramazan'ın sonunda bayram vardır.
Bayram, sadece yeni kıyafetler giymek, tatlı yemek değildir.
Asıl bayram, vicdanın hafiflemesidir.
Kırgınlıkların giderilmesi, küslüklerin sona ermesi, helalleşmelerin yapılmasıdır.
Gerçek bayram, insanın Rabbi ve kendisiyle barışmasıdır.
Günahlardan arınma, insanı melek yapmaz; ama daha bilinçli, daha merhametli ve daha adil bir insan hâline getirir.
Ramazan'ın kazandırmak istediği de budur: Nefsini tanıyan, sınırlarını bilen, hatasından dönebilen bir insan.
Sonuç olarak Ramazan, sadece takvimde yer alan bir ay değil; ruhun yenilenme mevsimidir.
Günah kavramı ise bu yenilenmenin pusulasıdır.
İnsan nerede hata yaptığını bilirse, yönünü de düzeltebilir.
Ramazan, o yön düzeltmenin adıdır.
Belki de en büyük arınma, insanın her Ramazan'da kendine şu soruyu sormasıdır: 'Geçen yıla göre daha iyi bir insan oldum mu?' Cevap 'evet'e yaklaştıkça, Ramazan amacına ulaşmış demektir.