Haber Detayı
Trump, İran kumarıyla nasıl kendi ayağına sıktı
Donald Trump’ın İran’a saldırısı iç cephede belirgin bir çatışmaya dönüştü. Son bir haftada MAGA dünyasında itirazlar arttı, askerler ses yükseltti, Hollywood tepki gösterdi. ABD’de eşzamanlı başlayan çatlaklar derinleşmeye devam ediyor.
The New York Times yazarı Peter Baker’ın 6 Mart tarihli analizinde işaret ettiği gibi Trump, İran savaşına klasik 'başkan etrafında kenetlenme' iklimiyle girmedi.Tam tersine, savaş daha ilk günlerinde içeride kuşkuyla, öfkeyle ve ideolojik tartışmayla karşılandı.
Reuters/Ipsos anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 27’si İran saldırılarını desteklerken, yüzde 43’ü karşı çıktı; yüzde 56’sı da Trump’ın askeri gücü kullanmaya fazla hevesli olduğunu düşündüğünü söyledi.
CNN verilerinde de tablo benzerdi; kamuoyunda destek, çoğunluğa hiç ulaşmadı.THE ECONOMIST’TEN DİKKAT ÇEKEN UYARI: TRUMP DURMALIThe Economist dergisi 5 Mart tarihli analizinde Trump’ın İran operasyonunun askeri açıdan başarılı görünse de siyasi hedeflerinin belirsiz olduğunu vurguladı.
Dergi, savaşın bölgeye yayılma, enerji piyasalarını sarsma ve İran içinde kaos yaratma risklerine dikkat çekerek Trump’ın hedeflerini daraltması ve İran’ın askeri kapasitesini zayıflattıktan sonra operasyonu sonlandırmasının daha rasyonel bir seçenek olacağını savundu.Savaşın ekonomik sonuçlarına da dikkat çekilen analizde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı hedef alması ve enerji altyapısına saldırması küresel petrol ve gaz fiyatlarını hızla yükselttiği, Brent petrolün kısa sürede varil başına 83 dolara çıktığına dikkat çekildi.
Dergiye göre petrolün 100 dolara yaklaşması halinde küresel büyüme yavaşlayabilir ve enflasyon yeniden yükselişe geçebilir.AMERICA FIRST SORGULANIYORAsıl sarsıntı ise Trump’ın en sadık grubu “America First” çevrelerinde yaşandı zira bu çizgi, yıllardır Irak ve Afganistan yorgunluğunu siyasete çeviren, “sonsuz savaşlar”a karşı çıkan bir damarı temsil ediyordu.
Reuters’ın genç Trump seçmenleriyle yaptığı görüşmelerde bile aynı ikili ruh hali görülüyordu: İran saldırısına sıcak bakanlar vardı ama iş yönetim değişikliği, kara harekatı ve ucu açık savaş ihtimaline gelince destek hızla tereddüde dönüyordu.
Genç erkek seçmenler arasında bile Trump’ın anlattığı America First çizgisiyle uyum yüksek sesle sorgulanmaya başladı.Görsel: BBCBu itirazın en belirgin ve en sert seslerinden biri yorumcu Tucker Carlson oldu.
Carlson, saldırıyı “tam anlamıyla iğrenç ve şeytani” diye niteledi; ardından da kararın Washington’dan çok Benjamin Netanyahu’nun öncelikleriyle şekillendiğini söyledi.
Carlson, “Bu kararı Amerika vermedi, Netanyahu verdi” diyerek MAGA içinde İsrail merkezli dış politika tartışmasını daha da görünür kıldı.
Trump ise Carlson’a doğrudan karşılık verdi ve “MAGA Trump’tır” diyerek Carlson’ın çizgisini dışarı itti; yorumcu için “iyice yolunu kaybetti” dedi.
Bu söz düellosu, tartışmanın MAGA’nın gerçek sahibinin kim olduğu meselesine de sıçradığını gösterdi.CUMHURİYETÇİLER RAHATSIZCumhuriyetçilede itirazın yüzü Thomas Massie oldu.
Trump’ın ulusal güvenlik ekibi 3 Mart’ta Kongre’ye operasyonu anlatırken bazı Cumhuriyetçiler özellikle “America First” çizgisini gündeme getirdi, hatta Amerikan kara birliklerinin devreye girip girmeyeceğini sordu.
Massie, bu çizginin en görünür ismiydi: saldırının Kongre onayı olmadan yürütülmesini anayasal açıdan sorunlu buldu ve savaş yetkileri tartışmasını yeniden açtı.
İran dosyasında Cumhuriyetçi Parti topyekûn kopmuş değil ama Reuters’ın da gösterdiği gibi parti içinde açık bir huzursuzluk var; mesele artık “İran vurulsun mu vurulmasın mı” değil, “Trump kendi tabanına ne vaat etmişti, şimdi ne yapıyor?” sorusuna dönmüş durumda.SAĞ MEDYA BÖLÜNDÜMAGA medyasındaki sarsıntı da dikkat çekici boyuta ulaştı.
Megyn Kelly, Matt Walsh ve Tucker Carlson gibi isimler savaşın gerekçesine, mesajına ve özellikle İsrail bağlantısına itiraz ederken; Sean Hannity, Brian Kilmeade, Mark Levin ve Ben Shapiro gibi isimler Trump’ın arkasında durdu.Tucker CarlsonKelly, Amerikan askerlerinin “yabancı bir ülke için ölmemesi gerektiğini” söylerken, Walsh da Rubio’nun sözlerinin “İsrail bizi savaşa sürükledi” algısını güçlendirdiğini yazdı.
Sağ medyadaki kavga öyle bir noktaya taşındı ki Guardian bu tartışmayı muhafazakâr medya içinde açık savaşa dönüşen bir bölünme olarak tanımladıı.ESKİ ASKERLER SES YÜKSELTİYOR27 Şubat 2026 günü, yani saldırıdan bir gün önce ABD’de veteranlar (gaziler) ve eski askerlerden oluşan bir grup, İran’la savaş ihtimali büyürken Başkan Trump’a hitaben açık mektup yayımladı.
Mektupyaklaşık 90 eski asker ile çeşitli veteran örgütlerinin temsilcileri tarafından imzalandı.Emekli Tümgeneral Dennis Laich mektubun en önündeki isimlerden biriydi ve ordunun kaynaklarının tükendiğini, bu tip bir "seçim savaşının" (war of choice) ABD'yi zayıflatacağını savundu.Trump’ın en sadık destekçilerinden biri olarak bilinen Eski Savunma Bakanı Emekli Albay Douglas Macgregor, operasyonun başladığı günden beri en sert muhalefeti yürütüyor.
Saldırıyı stratejik bir felaket ve büyük bir hata olarak tanımlayan MacGregor "Tüm limanlarımız ve üslerimiz tehdit altında.
İsrail için kendi askerlerimizi feda ediyoruz.
Bu MAGA değil, bu neocon bir ajandadır" diyerek Trump’ın çevresindeki savaş yanlısı isimler tarafından "esir alındığını" söyledi.Douglas MacGregor"SAVAŞÇI RUHUNDAN YOKSUNLUK"Sokağa yansıyan en sert görüntü ise Brian McGinnis olayıydı.
Eski Piyade ve Kuzey Carolina’dan Senato adayı olan McGinnis, Senato Silahlı Hizmetler alt komitesi oturumunda ayağa kalkarak “Bu savaşın sebebi İsrail, bu onların savaşı.
ABD onlar için savaşmak istemiyor” diye bağırınca apar topar dışarı çıkarılmaya çalışılırken kolu kırıldı.
Cumhuriyetçi Senatör Tim Sheehy de bu müdahaleye dahil oldu.Bu olay, bir yandan savaş karşıtı öfkenin şiddetini, diğer yandan İran savaşının Amerikan iç siyasetinde ‘kimin savaşı’ tartışmasına dönüştüğünü açıkça gösterdi.
McGinnis vakası, veteran (gazi) çevrelerinde ve savaş karşıtı ağlarda sembolik bir kırılma anı olarak öne çıktı.Operasyonun mimarı sayılan Savunma Bakanı Pete Hegseth ise bu eleştirileri "savaşçı ruhundan yoksunluk" olarak tanımlıyor ve ordudaki muhalefeti bastırmaya çalışıyor.PENTAGON’DA KAFALAR KARIŞIKPentagon cephesi neocon tavırda ısrarcı ama kafalar orada da karışık: Reuters’ın 2 Mart tarihli haberine göre Savunma Bakanı Pete Hegseth, “Bu Irak değil, bu sonsuz bir savaş değil” diyerek endişeleri küçümsedi.Pete HegsethAma aynı brifingde Genelkurmay Başkanı Dan Caine, hedeflere ulaşmanın zaman alacağını belirtti; daha fazla Amerikan kaybı beklediklerini açıkladı.
Aynı gün Reuters, altı Amerikan askerinin öldüğünü bildirdi.
Yani Beyaz Saray her ne kadar 'sonsuz bir savaş değil' dese de, kamuoyunun ve MAGA tabanının en korktuğu şey olan 'uzayan savaş, artan kayıp, belirsiz hedef' üçgeni daha ilk hafta içinde görünür hale geldi.HOLLYWOOD DEVREYE GİRDİJane Fondaİran saldırısı kültürel cephede bile seslerin yükselmesine neden oldu. 88 yaşındaki aktris Jane Fonda Los Angeles’ta düzenlenen bir protestonun en ön saflarındaydı.
Fonda “Trump üzgün, dengesiz bir adam.
Demokrasiye karşı savaş açmış durumda.Bu savaşı bizim adımıza yürütebilirsiniz, ancak bizim rızamızla değil” sözleriyle Hollywood’un adeta temsilcidi oldu.
Aktör Ben Stiller ise Beyaz Saray’ın Tropic Thunder film görüntüsünü İran savaşı montajında kullanmasına sert tepki gösterdi: “Savaş bir film değil” dedi.Ben Stiller - Tropic Thunder filmindenStiller’ın tepkisi bir magazin ayrıntısı değil zira Beyaz Saray’ın savaşı Hollywood sahneleri, video oyunu estetiği ve militarist montajlarla pazarlamaya çalışması, Trump’ın İran dosyasında siyasi meşruiyet açığını popüler kültürle kapatma arayışı olarak görünüyor.
Yani savaşın kendisi kadar, savaşın nasıl satıldığı da tartışma konusu oldu.KATOLİKLER TEDİRGİNABD ve İsrail her ne kadar saldırıları bir din savaşına sürüklemeye çalışsa da dini cephede yekpare bir destek oluşmadı.
Özellikle Katolikler durumdan rahatsız:Papa Leo XIV dünya liderlerinin savaştan vazgeçmesi için çağrı yaptı; Vatikan’ın en üst düzey diplomatlarından Kardinal Pietro Parolin de ABD-İsrail saldırılarını endişe verici buldu ve 'önleyici savaş' mantığını eleştirdi.
ABD Katolik Piskoposlar Konferansı Başkanı Paul Coakley de diyalog ve diplomasi çağrısı yapanlardan… Yani Trump’ın her dış hamlede otomatik olarak arkasına dizilen muhafazakâr-dini blokta da bu kez çatlaklar oluştu; en azından ana akım Katolik kurumlar savaşı açık biçimde sorguladı.Evanjelistlerin Oval Ofis'te yaptığı dua ise Hristiyanlar arasındaki fikir ayrılıklarının somut bir örneği oldu.EŞZAMANLI ÇATLAKLARBütün tablo bir arada okunduğunda şunu söylemek mümkün: ABD’de tek bir ayrışma yok, birkaç eşzamanlı yarılma var.
Birincisi kamuoyu yarılması; savaş çoğunluk desteğiyle başlamadı.
İkincisi MAGA yarılması; Trump’ın yıllarca “America First” diye kurduğu siyasal hikaye şimdi kendi sadık çevreleri tarafından sınanıyor.
Üçüncüsü ise kurumsal yarılma; Kongre’de savaş yetkileri ve kara harekatı korkusu yeniden masada.Ve vitrinde duran kültürel-ahlaki yarılma…Trump hala Cumhuriyetçi tabanın büyük bölümünü yanında tutuyor gibi bir imaj sergiliyor; AP’nin aktardığı gibi muhafazakâr medya ekosisteminin çoğu hala onun safında.
Ama son bir hafta gösterdi ki İran savaşı, Trump’ın ikinci dönemindeki en riskli iç cephe sınavına dönüştü.
Çünkü bu kez kavga sadece İran’la ilgili değil.
Savaş uzadıkça, kayıplar arttıkça ve hedefler belirsiz kaldıkça bu çatlakların daha da derinleşmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.Gözde SulaOdatv.com