Haber Detayı
Odaları kaplayan devasa metal yığınları: İlk hard disklerin şaşırtan dünyası
Cebinizdeki telefonun binlerce katı büyüklükteki cihazlar, bir zamanlar sadece birkaç doküman saklayabiliyordu. 1960'ların 4 kiloluk dev disk paketlerinden bugünün tırnak kadar çiplerine uzanan bu teknolojik yolculukta, mühendisliğin sınırlarını zorlayan değişimleri mercek altına aldık.
Teknolojide bugün ulaştığımız hız ve cihazlardaki küçülme genellikle kanıksanıyor.
Bir zamanlar tek bir bilgisayarın koca bir odayı kapladığı gerçeği, yeni nesillere adeta bir masal gibi geliyor.
Akıllı telefonlarımızın tırnak ucu kadar parçalarına sığdırdığımız devasa veri dünyası, 1960’larda çamaşır makinesi boyutundaki cihazlarla ancak ayakta tutulabiliyordu.Özellikle verilerin saklandığı sabit sürücülerin geçirdiği değişim, modern mühendisliğin aslında ne kadar büyük bir mesafe katettiğini anlamak için yeterli.
Eski dönemlerde bilgisayarlar sadece odaları işgal etmekle kalmıyor, veri depolama üniteleriyle de adeta birer beyaz eşya mağazasını andırıyordu.
IBM’in 1311 modeli, bu devasa yapının en somut örneklerinden biri.
İçinde “disk paketleri” adı verilen ve değiştirilebilen üniteler barındıran bu sürücüler, hem kapladıkları alan hem de ağırlıklarıyla bugünün teknolojisinden çok uzaktı.
Sadece tek bir disk paketinin ağırlığı yaklaşık dört kilogramı buluyordu.
Bugün cebimizde taşıdığımız ve varlığını bile hissetmediğimiz flaş belleklerin yanında, o dönemin depolama birimleri tam birer ağır sıklet şampiyonu gibi duruyordu.Megabaytlar için tonlarca metalBu cihazların bu kadar devasa olmasının aslında çok temel bir sebebi vardı: İçlerinde veriyi tutan plakaların çapı tam 14 inç, yani yaklaşık 35 santimetre civarındaydı.
Üst üste dizilen bu dev plakalar, dışarıdan bakıldığında modern bir sürücüden ziyade metal bir konserve kutusuna benziyordu.
Kapasiteleri ise bugünün standartlarıyla kıyaslandığında oldukça şaşırtıcıydı.
Bir disk paketi ancak 1,5 megabayt civarında veri saklayabiliyordu.
Yani bugün telefonunuzla çektiğiniz tek bir yüksek çözünürlüklü fotoğrafı bile o devasa makineye sığdırmanız neredeyse imkansızdı.Bu sistemlerin en büyük zorluklarından biri sadece boyutları değildi.
Diskleri değiştirmek, o dönemde çalışan teknisyenler için tam bir kabusa dönüşebiliyordu.
Veriyi okuyan kafa mekanizmasının her değişimde milimetrik olarak hizalanması gerekiyordu ve bu işlem, hassasiyeti nedeniyle son derece güç bir işti.
Bu cihazlar genellikle karmaşık hesaplamalar yapan muhasebe birimleri ve bankalar için tasarlanmıştı; fiyatları ise o dönem için dudak uçuklatan seviyelerdeydi.Uyumluluk çıkmazı ve ana bilgisayarlarGünümüzde herhangi bir harici sürücüyü alıp bilgisayarınızın ya da telefonunuzun girişine takmak saniyeler süren sıradan bir iş.
Ancak IBM 1311 zamanında işler hiç de böyle ilerlemiyordu.
Bu sürücülerin beş farklı modeli bulunuyordu ve her biri sadece belirli ana bilgisayar sistemleriyle çalışabiliyordu.
Örneğin, bankacılık verilerini işleyen bir sisteme takacağınız modelle, genel veri işleme birimine bağlanacak model birbirinden tamamen farklıydı.
Yanlış üniteyi yanlış sisteme bağladığınızda cihazların birbiriyle iletişim kurması imkansızdı.Sistemin kontrolü ise tamamen ana ünite üzerindeydi.
Devreler, uyarı ışıkları ve anahtarlarla donatılmış olan ilk sürücü, bilgisayara bağlanan bir kumanda merkezi gibi davranıyordu.
Depolama alanını artırmak istediğinizde, bu ana üniteye ek sürücüler bağlayarak kapasiteyi genişletme şansınız oluyordu; ancak bunun için odada devasa bir yer ayırmanız gerekliydi.Odaları kaplayan devasa metal yığınlarından, avuç içine sığan ve milyonlarca kat daha fazla veri tutan çiplerin dünyasına geçtik.
Bugün sırt çantamıza, hatta anahtarlığımıza sığdırdığımız verilerin bir zamanlar koca bir binayı doldurduğunu düşünmek, teknolojinin ne kadar hızlı evrildiğini bir kez daha hatırlatıyor.