Haber Detayı

Görüşürüz anne!
Doğan akdeniz aydinlik.com.tr
09/03/2026 00:00 (21 saat önce)

Görüşürüz anne!

Görüşürüz anne!

Sabahın erken saatleri… Evdekiler henüz uyanmamış, fokurdayan çayın buharı mutfağın tavanında milyonların gözyaşlarına dönüşecek birazdan… Okul çantası her zamanki yerinde, kapının yanında.

İçinde defterler, birkaç ders kitabı ve küçük bir kalem kutusu… Mikaeil annesine (son kez) sarılıyor.

Bir çocuk için sıradan bir sabah!

Bir anne için sıradan bir vedalaşma!

Oysa tarih bazen en sıradan cümleleri bile bir çağın en ağır tanıklığına dönüştürüyor.

İran’da bir ilkokulun hedef alındığı saldırıda yüzlerce çocuğun öldüğü haberi yayıldığında, uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken şey yalnızca askeri operasyon değildi.

Bir çocuğun annesine sarıldığı o fotoğraf, savaşın acı ve gerçek yüzünü hatırlatan sembollerden birine dönüştü.

Çünkü savaşların tarihine bakıldığında cephelerde kazanılan zaferler kadar, hatta onlardan daha fazla, çocukların ölümü dünya vicdanında kalıcı izler bırakır.

KÜRESEL HAFIZADA AHLAKİ KIRILMA Modern uluslararası hukuk, sivillerin korunmasını savaş hukukunun merkezine yerleştirir.

Uluslararası İnsancıl Hukuk (International Humanitarian Law) çerçevesinde özellikle okullar, hastaneler ve ibadethaneler ‘korunan sivil hedefler’ kategorisinde değerlendirilir.

Bu tür yerlere yönelik kasıtlı saldırılar, Roma Statüsü (Rome Statute - Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurucu Statüsü) kapsamında savaş suçu olarak tanımlanır.

Ancak, hukuki tanımlar çoğu zaman savaşın insani boyutunu anlatmakta yetersiz kalır.

Çünkü çocuk ölümleri yalnızca istatistik değildir, onlar küresel hafızada ahlaki kırılma anlarıdır.

VİETNAM, GAZZE… 1968 yılında Vietnam’ın My Lai köyünde yaşanan katliam bu kırılma noktalarından biridir.

ABD askerlerinin yüzlerce sivili öldürdüğü olayda hayatını kaybedenlerin büyük bölümü kadın ve çocuktu.

Katliamdan sonra çekilen fotoğraflar dünya basınına ulaştığında Vietnam Savaşı’nın algısı dramatik biçimde değişti.

ABD içinde yüz binlerce insan savaş karşıtı protestolara katıldı.

My Lai yalnızca bir katliam değildi, aynı zamanda bir savaşın meşruiyetinin sorgulanmaya başladığı an olarak tarihe geçti.

Benzer bir kırılma 2014 yılında Gazze’de yaşandı.

Birleşmiş Milletler’e ait bir okulun vurulması sonucu çok sayıda çocuk hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler (United Nations - BM) ve uluslararası insan hakları örgütleri olayla ilgili soruşturma çağrısında bulundu.

Okulların hedef alınması, uluslararası kamuoyunda savaş hukukunun ihlali tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Bu tür olayların ortak bir özelliği vardı: askeri dengeleri değiştiremeseler bile savaşın ahlaki dengesini değiştirebilmek.

Bir tankın imha edilmesi askeri bir başarı olarak görülebilir.

Bir okulun vurulması ise küresel vicdanda bir kırılma yaratır.

Bu nedenle, modern savaşlarda çocuk ölümleri yalnızca insani bir trajedi değil, aynı zamanda psikolojik ve diplomatik bir dönüm noktasıdır.

SAVAŞ SUÇU Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun UNICEF (United Nations Children’s Fund - Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) verilerine göre son yirmi yılda savaş bölgelerinde on binlerce çocuk hayatını kaybetti.

UNICEF raporları özellikle üç kritik ihlale dikkat çekiyor: okulların hedef alınması, çocukların silahlı çatışmalarda öldürülmesi ve eğitim altyapısının sistematik şekilde yok edilmesi… BM Genel Sekreterliği tarafından yayımlanan ‘Children and Armed Conflict’ (Silahlı Çatışmalarda Çocuklar) raporları ise okullara yönelik saldırıların modern savaşların en endişe verici eğilimlerinden biri olduğunu vurguluyor.

Uluslararası hukuk bu tür ihlaller için üç temel yargı mekanizması öngörüyor: Bunlardan ilki Uluslararası Ceza Mahkemesi (International Criminal Court - ICC)’dir. 2002 yılında kurulan bu mahkeme, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi ağır suçlardan bireyleri yargılayabilen ilk kalıcı uluslararası mahkemedir.

Roma Statüsü ’ne göre sivillerin kasıtlı olarak hedef alınması veya okullar gibi sivil altyapının vurulması savaş suçu kapsamında değerlendirilebilir.

İkinci mekanizma Uluslararası Adalet Divanı (International Court of Justice - ICJ)’dır.

Bu mahkeme bireyleri değil, devletleri yargılar.

Devletler arası sorumluluk ve savaş hukukunun ihlali gibi konular ICJ’nin yetki alanına girer.

Üçüncü mekanizma ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (European Court of Human Rights - ECHR)’dir.

Avrupa Konseyi üyesi devletlerin insan hakları ihlallerini inceleyen bu mahkeme, sivillerin korunması konusunda bağlayıcı kararlar verebilmektedir.

Ancak, uluslararası hukuk mekanizmalarının etkisi çoğu zaman siyasi dengelerle sınırlıdır.

Savaş suçları davaları yıllarca sürebilir, bazı durumlarda ise hiç açılmayabilir.

Bu nedenle çocuk ölümleri çoğu zaman hukuki süreçlerden önce kamuoyu baskısını tetikler.

Modern savaşlarda propaganda ve algı yönetimi askeri güç kadar belirleyici hale gelmiştir.

Bir fotoğraf bazen diplomatik dengeleri değiştirebilir.

NAPALM GIRL 1972’de Vietnam’da çekilen ‘Napalm Girl’ fotoğrafı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Napalm saldırısından kaçan küçük kızın görüntüsü dünya basınında yayımlandığında savaşın algısı dramatik biçimde değişmişti.

Çünkü bir fotoğraf bazen yüzlerce sayfalık askeri rapordan daha güçlüdür.

Mikaeil’in annesine sarıldığı fotoğraf da tam olarak böyle bir sembole dönüşme potansiyeli taşıyor.

O görüntü yalnızca bir çocuğun vedasını değil, savaşın görünmeyen tarafını anlatıyor.

Savaşların askeri tarihine bakıldığında generallerin, stratejilerin ve cephe hatlarının anlatıldığı sayısız kitap bulunur.

Ancak savaşların ahlaki tarihini yazan şey çoğu zaman çocukların hikâyeleridir.

KİM BU ‘BARIŞ ELÇİSİ’!

Tam da böyle bir dünyada, savaşların ortasında çocukların öldüğü haberleri gelirken, uluslararası sistemin sahnelediği bazı görüntüler insanı ister istemez düşündürüyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde barış, insan hakları ve küresel sorumluluk üzerine yapılan konuşmalar… Kürsüde verilen iyi niyet mesajları… ve dünyanın dört bir yanında devam eden savaşlar.

Bu çelişkinin sembolik örneklerinden biri de Melania Trump’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumuna başkanlık ederek barış ve insan hakları üzerine mesajlar vermesiydi.

Elbette barış herkesin savunması gereken bir değerdir; ancak uluslararası siyasetin bugün geldiği noktada şu soruyu sormamak mümkün değil: Savaşların gerçek yüzünü hiç görmemiş olanlar, barışın gerçek ağırlığını taşıyabilir mi?

Küresel düzenin en kritik güvenlik platformunda bir model ve takı tasarımcısının barış elçisi rolüne bürünmesi, belki de uluslararası sistemin sembolik boşluğunu anlatan güçlü bir fotoğraf karesidir.

Çünkü barış, diplomatik salonlarda kurulan cümlelerden çok daha ağır bir sorumluluktur.

Ve o sorumluluğun gerçek bedelini çoğu zaman siyasetçiler değil, anneler ve çocuklar öder.

Savaşların en ağır tanıklığı, en basit cümlelerde saklıdır.

Bir çocuğun evden çıkarken söylediği o cümlede olduğu gibi: ‘Görüşürüz anne!’

İlgili Sitenin Haberleri