Haber Detayı

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik canlı yayında soruları yanıtladı Açıklaması
Politika haberler.com
09/03/2026 15:52 (2 saat önce)

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik canlı yayında soruları yanıtladı Açıklaması

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı göndermesine ilişkin, "Burada doğal olarak bizim oradaki hak ve menfaatlerimiz açısından, KKTC'nin güvenliğini sağlamak açısından kuvvet dengesini daha...

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı göndermesine ilişkin, "Burada doğal olarak bizim oradaki hak ve menfaatlerimiz açısından, KKTC'nin güvenliğini sağlamak açısından kuvvet dengesini daha da pekiştirmek üzere bu adımları atmamız gayet normal.

Bu, herhangi bir kimseye karşı atılmış bir adım değil.

Güvenlik perspektifini pekiştirme açısından atılmış bir şey." dedi.Çelik, NTV'deki "Özel Röportaj" programında, gazeteci Ahmed Arpat'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını değerlendiren Çelik, bunun bilinen siyasi tarih açısından en korkunç savaşlardan biri olduğunu söyledi.Çelik, ABD ve İsrail'in İran'a bu şekilde saldırmasının hiçbir hakkaniyet ve hukuki temeli olmadığını belirterek, "Doğrudan saldırganlık, barbarlık dediğimiz bir tutumla İran hedef alınıyor.

Tabii İran'la esas konu olan nükleer müzakereler konusunda bir diplomasi masası kurulmuşken, bir ve ikinci görüşme yapıldıktan sonra üçüncü görüşmenin Viyana'da yapılma vakti gelmişti.

Herkes o görüşmeye hazırlanıyordu, bu sırada bu vahşi saldırılar, Amerika ve İsrail tarafından İran'a dönük olarak gerçekleştirildi." diye konuştu.Bunun sonuçlarına da değinen Çelik, şöyle devam etti:"Bunun tabii şöyle bir sonucu var.

Diplomasi masasını bundan sonra kim ne için kursun?

Aslında diplomasinin esası savaşı önlemek için, savaşın ortaya çıkaracağı maliyetler, herhangi bir şekilde kimse ve insanlık için bir sorun doğurmasın diye kurulmuş bir şeydir.

Bu kalktığı zaman kaba güçten, kuvvetten başka bir şey konuşulmaz.

İkinci husus dünya düzeni dediğimiz olguyla ilgili.

Çok uzun zamandır çeşitli olaylar vesilesiyle İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninin dikişlerinin zorlanmaya başladığını, bunun güncellenmesi gerektiğini konuşuyorduk.

Ama şunu net söyleyebiliriz artık.

Bu olayla birlikte 'düzen' diye bir şey kalmamıştır.

Düzenin güncellenmesi diye bir şeyden bahsedemeyiz.

Çünkü ortada da bir düzen yok, güncelleyecek bir şey yok."AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik, "güç yoluyla iki ülkenin başka bir ülkeyi haksız, hukuksuz, saldırgan, vahşi şekilde hedef almasının bildikleri anlamda düzen ve kural kavramının ortadan kalkması" anlamına geldiğini anlattı.Çelik, bunun bir de alt başlıkların da olduğunu aktararak, "Mesela diyor ki 'Rejim değişikliği talebiyle bunu yapıyoruz.' Şimdi rejimini her beğenmediği ülkeye bir başka ülke savaş açarsa rejim sebebiyle o zaman dünyada barış içerisinde bir metrekare yer bile kalmaz.

Her taraf kan gölüne döner." değerlendirmesini yaptı.Hristiyan din adamlarının ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı sürerken Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump'a dokunarak onun için dua etmesine ilişkin bir soru üzerine Çelik, savaşın duayla kutsanmayacağını dile getirdi."Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde olsaydı bu masanın ağırlığı başka türlü olurdu"Çelik, müzakerelerin Türkiye ev sahipliğinde yapılması durumunda daha farklı sonuçların olup olmayacağı yönündeki soruya şöyle cevap verdi:"Bir akademisyen dostumuz şöyle bir değerlendirmede bulunmuştu: 'İyi ki Türkiye'de olmamış.

Müzakere masası Türkiye'de kurulmuşken böyle bir şey olması çok sıkıntılı olur.' Orada ikinci bir görüş de söylendi ki ben şimdi söyleyeceğimiz ikinci görüşten yanayım. 'Hayır, İstanbul'da olsaydı, Türkiye'de olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde olsaydı bu masanın ağırlığı başka türlü olurdu.

Çünkü Türkiye, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda da masa kuran bir ülke, dünyanın çeşitli kriz bölgelerinde masa kuran bir ülke ve bu konularda da bütün tarafların desteğini alan bir ülke.

Tabii ki bunu biz şimdi bilemeyiz ama tabii bunun ağırlığı muhakkak suretle farklı olurdu."İran'da Uzmanlar Meclisi, ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki hava saldırısında öldürülen Ali Hamaney'in ardından liderlik makamına oğlu Mücteba Hamaney'in seçilmesiyle ilgili konuda İran devleti ve halkının iradesine saygı duyduklarını ifade eden Çelik, "Çok radikal bir politika değişikliği, 'Dini liderin şu ya da bu kişi olmasına göre politika değişir.' demek İran'ı çok tanımamak, İran devlet mimarisini, işleyişini çok tanımamak anlamına da gelebilir." dedi.Çelik, Trump'ın bu savaşı başlatırken bundan nasıl çıkacağına yönelik bir stratejisi olmadığı yönündeki tartışmalara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:"Buradan yansıyan, bu bir resmi bilgi değil tabii ki, ilk başta ABD daha çok İran üst düzeyini hedef alıp, İran'ın işte füze kapasitesini yok etme odaklı bir yaklaşım içinde gözüküyordu.

İsrail ise topyekun rejimi, nükleer konuları, füze kapasitesini ve daha da ötesi İran'ın bütün bir devlet mimarisini hedef alan bir yaklaşım ortaya koyuyordu.

Hiç kimsenin bir ülkeye rejim değişikliği için saldırma hakkı yok.

Yani burada İsrail'in kendi kafasına göre bu kadar Siyonist, katliamcı, soykırımcı bir devlet olarak etrafındaki ülkelerin rejimini şekillendirmeye çalıştığını, onların savunma kapasitesini yok etmeye çalıştığını görüyoruz.

Ama onun ötesinde de şöyle bir şey var: Bir ülkeye sırf rejimi için ya da o ülkenin savunma hakkı olmasın diye saldırmak barbarlığın, saldırganlığın ta kendisidir.

Dolayısıyla tüm bu argümanlar aslında meselenin yerli yerine oturmadığını gösteriyor.

Tahran'daki rafineri vurulduğu zaman halkın üzerine ateş yağıyor.

Oradaki liderlik kapasitesi yok edildiği zaman işte görüyorsunuz çeşitli ayrılıkçı hareketler hareketlenmeye başlıyor.

Dolayısıyla topyekun İran halkı cezalandırılmış oluyor.

İran büyük bir ülke, kadim bir kültüre sahip ve burada bu savaştan önce de biz bunu ifade ettik.

İran'ın birtakım sorunları olduğunu hiç kimse inkar edemez.

Ama kendi dinamikleri içerisinde çözmesi lazım.

Şu anda Amerika ve İsrail'in yaptığı gibi barbar saldırganlığın getireceği hiçbir sonuç yok.

Bu Afganistan'da denendi, başka yerlerde denendi.

Hele de kara harekatı gibisinden birtakım değerlendirmeler çok daha korkunç sonuçlara yol açar."İsrail'in Orta Doğu'nun haritasını değiştirmek gibi herhangi bir hakkı ve hukukunun söz konusu olmadığının altını çizen Çelik, "Cumhurbaşkanımızın 'Dünya beşten büyüktür.' sözü Birleşmiş Milletlerde (BM) çok duyuldu, Türkiye'de de çok iyi tanınıyor.

Fakat diğer bir sözünün ne kadar önemli olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

BM kürsüsünden defalarca haritayı göstererek dedi ki 'BM'de şu anda bizi dinleyenlere ve dünyaya soruyorum.

İsrail'in sınırları neresidir?

Şimdi bir devletin sınırları belirsiz olabilir mi?

Eğer bugün bölge ve küresel düzen bir tehdit altındaysa bunu tehdit eden İsrail'dir.

Dünyanın her yerindeki Yahudilerin güvenliğini tehlike altına sokan da Netanyahu hükümetinin bu politikalarıdır." ifadelerini kullandı.Çelik, Türkiye'yle İsrail'i bir çatışma ve olası bir savaş bağlamında ilk olarak anmaya başlayanların aslında "Siyonist lobinin Batı'daki uzantıları" olduğuna işaret etti."Türkiye'nin kimseden çekindiği yok"Herhangi bir ülkeye dönük saldırgan bir tutumlarının bulunmadığını dile getiren Çelik, şunları belirtti:"Biz savaşın değil, barışın tarafındayız.

Biz kaba kuvvetin değil, diplomasinin tarafındayız.

Allah'a şükür kendimizi koruyacak, milli güvenliğimizi her halükarda muhafaza edecek ve ulusal güvenliğimizi koruma açısından her türlü tehdide karşı savunma sanayimizin geldiği durumdan Türk Silahlı Kuvvetlerinin hazırlıklarına, istihbarat kapasitemizden iç güvenlik konseptimize kadar topyekun bir hazırlığımız yıllardır var.

Bunu güncelleyerek devam ettiriyoruz.

Türkiye'nin kimseden çekindiği yok.

Bir şekilde hakkını, hukukunu, milli menfaatlerini müdafaa etmek konusunda da herhangi bir tavizi de söz konusu olamaz.

Ama Türkiye'yi ikide bir, belli çevrelerin, belli ülkelerle savaş, çatışma bağlamında anmasının da dikkati uzaklaştıran bir tarafı var.""Amerika'nın ve İsrail'in saldırısını tamamen gayrimeşru bulduğumuzu, tamamen haksız ve hukuksuz bulduğumuzu söyleyerek temel ilkeyi koyuyoruz." diyen Çelik, bazı İslam ülkelerine füze atışlarının İran'a bir faydası olmayacağı gibi, İsrail'in büyük resimde görmek istediği tabloya dair birtakım sonuçlar çıkarabilecek bir gidişatı olabileceğini değerlendirdiklerini anlattı.""Füze, Türk hava sahasını hedeflediği için vuruldu"Çelik, İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmesine ilişkin "Füze, Türk hava sahasını hedeflediği için vuruldu.

Kesin bir şey diyemem ama hedefi güneyde.

Amerikan üslerini hedef aldıklarını söyledikleri için.

Bir ülke ve bu ülke bizim komşumuz.

Haksız ve hukuksuz bir saldırıya uğruyor.

Bu saldırıyı durdurmak için elimizden gelen bütün diplomatik kapasiteyi, gücümüzü buna seferber etmemiz gerekiyor.

Burası burada esas olan barış masasının kurulması, diplomasinin tekrar çalışmaya başlaması ve bu saldırının durması.

Bunun için de en geniş cephenin oluşturulması lazım." diye konuştu.Çelik, İran'daki silahlı ayaklanma konusunda teşvik edilenlere "Kürt gruplar" denmemesi gerektiğine dikkati çekerek, "İran'daki Kürt kardeşlerimizle terör örgütleri farklıdır. 'Kürt gruplar' demek çok yanlış olur.

Orada Kürtlerin hepsini ayrılıkçı göstermek gibi bir sonuç çıkar, onu demeyelim.

Onlar Kürt grup değil, terörist." değerlendirmesini yaptı."KKTC'nin güvenliğini düşünmek zorundayız"Ömer Çelik, Milli Savunma Bakanlığınca, KKTC'nin güvenliğinin artırılmasına yönelik kademeli planlamalar çerçevesinde, 6 adet F-16 savaş uçağının ve hava savunma sistemlerinin buraya konuşlandırılmasına ilişkin ise şunları kaydetti:"Doğu Akdeniz'deki durum ortada.

KKTC'nin güvenliğini düşünmek zorundayız.

Rum tarafı şu anda Siyonizmle, Siyonist saldırganlıkla, bu soykırımcı şebekeyle en yakın duran taraflardan bir tanesi.

Tabii bu da esasında alınlarına yazılan bir utanç vesikası olacak.

Yani bu kadar soykırım yapılırken bu anlaşmaları imzalayan ya da bu ilişkileri kuran en başta Yunanistan'la, Rum Kesimi geliyor.

Tabii burada doğal olarak bizim oradaki hak ve menfaatlerimiz açısından, KKTC'nin güvenliğini sağlamak açısından kuvvet dengesini daha da pekiştirmek üzere bu adımları atmamız gayet normal.

Bu, herhangi bir kimseye karşı atılmış bir adım değil.

Güvenlik perspektifini pekiştirme açısından atılmış bir şey."

İlgili Sitenin Haberleri