Haber Detayı
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen
Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.
Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.
Oysa bu cümlelerin ardında son derece tanıdık bir fizik yatıyor: Elektrik, ısı ve su.
Bugünün yeni fabrikaları sessiz: Penceresiz binalar, içeride binlerce sunucu, dışarıda trafo merkezleri ve jeneratörler. “Dijital dönüşüm” olarak adlandırdığımız şeyin önemli bir bölümü tam da bu sessiz yapılarda gerçekleşiyor.
Yapay zekâ tartışmasını yalnızca “yenilik”, “rekabet” ya da “verimlilik” başlıklarına sıkıştırmak, konuyu yüzeysel okumak demektir.
Bugün tartışmaların odağındaki iki kavram üzerinde özellikle durmalıyız: yapay zekânın enerji iştahını anlatan “Energy for AI”(Yapay zekâ için enerji) ve enerji sistemlerini dönüştürme potansiyelini anlatan “AI for energy” (Enerji için yapay zekâ).
Yalnızca birini konuşursak ya “teknoloji karşıtı” bir karamsarlığa savruluruz ya da “teknoloji zaten çözer” rahatlığıyla kamusal maliyeti görünmez kılarız.
Kamucu yaklaşım, her ikisini birlikte ele alarak teknolojiyi savunurken kamu yararını da güvence altına alan bir çerçeve kurmayı zorunlu kılıyor.
FATURA KİME KESİLİYOR?
Enerji verimliliği, iklim değişikliği, yapay zekâ ve temel fizik gibi alanlarda araştırmalarla tanınan LBNL’nin raporuna göre ABD veri merkezleri 2023’te 176 TWh tüketti.
Bu rakamın büyüklüğünü şöyle tarif etmek mümkün.
Hollanda ile küçük bir Balkan ülkesinin toplam tüketiminden daha fazla.
Ya da İstanbul’un yıllık enerji tüketimin dört katı.
Rakamlar ve tahminler ise sürekli güncelleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) “Energy and AI” çalışmasına göre veri merkezlerinin küresel elektriğin yaklaşık yüzde 1.5’ini (yaklaşık 415 TWh) tüketiyor ve bu eğilim sürdükçe 2030’da 945 TWh’e ulaşabilecek.
Başka bir ifade ile Türkiye’nin toplam enerji tüketiminin üç katından daha fazla enerji bu alanda kullanılacak.
Bu nedenle yapay zekâ artık yalnızca “yeni bir yazılım” değil, başlı başına bir elektrik talebi rejimi olarak da görmeliyiz.
Bu talep büyüdükçe trafo kapasitesi, iletim hatları ve su temini gibi altyapı gerçekleriyle de yüzleşmek kaçınılmaz oluyor.
Ve bütün bu süreçlerin sonucunda faturanın en zayıf halka olan vatandaşa kesilmesi olasılığı çok yüksek. ‘PUE PARADOKSU’ Veri merkezi verimliliğinin temel göstergesi PUE (power usage effectiveness/ Güç kullanım verimliliği), Uptime Institute’ün 2024 araştırmasına göre ortalama 1.56 düzeyinde seyrediyor ve birkaç yıldır kayda değer bir değişim göstermiyor.
Kolay erişilebilen kazanımlar büyük ölçüde tüketildi, artık daha iyiye gitmek daha pahalı, daha karmaşık ve çoğunlukla yerel altyapı dönüşümünü gerektiriyor.
Eskiden basit mühendislik dokunuşlarıyla verimlilik sağlıyorduk, artık o dönem bitti.
Daha düşük PUE değerleri için çok daha pahalı, karmaşık ve devrimsel teknolojilere (su altı veri merkezleri veya doğrudan sıvı soğutma gibi) mecburuz.
Aksi takdirde PUE değerinin 1.56’da kalması için bile yapay zekâ için üretilen enerjinin neredeyse üçte birini yalnızca sunucuları soğutarak havaya uçmasına seyirci kalmaya devam edeceğiz.
Yani verimlilik zorunlu ama tek başına yeterli değil, bu gerçek bizi kaçınılmaz biçimde kamucu politika alanına taşıyor.
ULUSAL TARTIŞMAYA DÖNÜŞEN BİR SORUN Günümüzde veri merkezlerinin kontrolsüz büyümesi, “özel sektör yatırımı” parantezine alınarak geçiştirilemeyecek kadar stratejik bir boyuta ulaştı.
Bu tesisler, şebeke yükünden su kaynaklarına, ekolojik dengeden enerji maliyetlerinin adil paylaşımına kadar toplumun ortak yaşam alanlarını doğrudan etkilemektedir.
Dolayısıyla bu sürece kamucu bir projeksiyonla yaklaşmak kaçınılmazdır.
Bu nedenle dünyada farklı uygulamalar gündeme gelmeye başladı.
Texas’ta 2025’te imzalanan Senate Bill 6, veri merkezleri gibi büyük yüklerin şebeke krizlerinde kesintiye tabi tutulmasını ve altyapı maliyetlerine katkı sağlamasını zorunlu kılıyor.
ABD’de gündeme gelen Clean Cloud Act ise yapay zekâ veri merkezleri için emisyon standartları getirmeyi amaçlıyor.
İngiltere’de Ofgem, planlanan projelerin bir araya geldiğinde “çok büyük bir güç talebi” yaratacağı uyarısında bulunuyor.
Virginia’daki Prince William County’de tartışmalı bir veri merkezi projesi mahkeme kararıyla durduruldu; yerel halkın itirazları teknofobi değil, şebeke yükü, su kaynakları ve adil maliyet paylaşımı gibi somut kaygılara dayanıyor.
Bununla birlikte ayrı bir sorun da şeffaflık eksikliği.
OpenAI, Google, Anthropic gibi büyük model sağlayıcıları enerji tüketim verilerini kamuoyuyla paylaşmıyor.
Şeffaflık olmadan çevresel etkileri ölçemez, iyileştirme hedefleri koyamaz, kamu politikası tasarlayamayız.
Kamucu yaklaşımın ilk şartı “ölç ve açıkla” ilkesidir.
MALİYET HALKA YIKILMAMALI Yapay zekâ çağında kamuculuk, duman çıkarmayan bacaları da denetlemektir.
Ancak bu denetim teknolojiye karşı çıkmak değil, teknolojinin toplumsal faydasını güvence altına almak demektir.
Veri merkezleri büyümeye devam edecek.
Asıl soru bu büyümenin şebekeyi güçlendiren, yenilenebilir enerji entegrasyonunu hızlandıran, kentlere somut yarar üreten, şeffaf ve denetlenebilir bir çizgide mi ilerleyeceği, yoksa maliyeti halka yıkan, suyu ve elektriği “sessizce” tüketen bir modele mi döneceğidir.
Yanıtı teknoloji değil, politika verecek. “AI for energy” bize enerji dönüşümünü hızlandırma olanağı sunuyor, “Energy for AI” ise bu dönüşümün bedelini adil biçimde paylaştırma zorunluluğunu hatırlatıyor.
Bu ikisini aynı cümlede kurabildiğimizde teknolojiyle kamu yararını birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan koşullar olarak konumlandırmış olacağız.
TAYFUN İŞBİLEN İSKİ BİLGİ İŞLEM DAİRESİ BAŞKANI