Haber Detayı

Ruhun da işi gücü yok maskaralık yapacak!
Yaşam yeniasir.com.tr
11/03/2026 06:50 (3 saat önce)

Ruhun da işi gücü yok maskaralık yapacak!

KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI... Son zamanlarda yeniden moda oldu. Adına kimi ’ruh çağırma’, kimi ’medyumluk’, kimi de ’spiritüalizm’ diyor. Bir masa etrafında toplanıyorlar. Bir fincanı ters çevirip harflerin üzerinde dolaştırıyorlar. Sorular soruyorlar, cevap aldıklarını zannediyorlar. İşte...

KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI...

Son zamanlarda yeniden moda oldu.

Adına kimi 'ruh çağırma', kimi 'medyumluk', kimi de 'spiritüalizm' diyor.

Bir masa etrafında toplanıyorlar.

Bir fincanı ters çevirip harflerin üzerinde dolaştırıyorlar.

Sorular soruyorlar, cevap aldıklarını zannediyorlar.

İşte bu mesele bana yıllar önce yaşadığım bir hatırayı hatırlattı. 12 Eylül darbesinden bir gün önceydi.

Halamın oğlu akşam vakti arkadaşın evinde toplanacaklarını, yemek yiyeceklerini ve beni de çağırdıklarını söyledi: 'Hadi beraber gidelim' dedi.

Ben de kırmadım, birlikte gittik.

Yemekler yenildi, çaylar içildi.

Sohbet koyulaşmıştı.

Bu arada benden bir şeyler anlatmamı istediler.

O zamanlar on sekiz yaşındaydım, diğerleri ise benden en az beş yaş büyüktü.

Benim okumaya, araştırmaya küçüklüğümden beri çok meraklı olduğumu biliyorlardı.

Bu isteklerini ganimet bilip, imanî meselelerinden bazı hakikatleri anlatmaya çalıştım; ilgiyle dinlediler...

Bir süre sonra ev sahibi olan arkadaş, 'Size bir sürprizim var' dedi.

Herkes merakla 'Nedir?' diye sorunca ortaya büyükçe bir sehpa getirdi.

Sehpanın üzerine A'dan Z'ye kadar harfleri yazdı.

Bir kenara da sıfırdan dokuza kadar rakamları dizdi.

Ardından bir fincan getirip ters çevirdi ve sehpanın ortasına koydu.

Sonra da şöyle dedi: 'Herkes parmağını fincanın üzerine çok hafif şekilde koysun!

Sakın bastırmayın.' ALLAH DİLEMEDİKÇE...

O an içime bir şüphe düştü. 'Bu işte bir iş var' dedim kendi kendime.

Herkes parmağını fincanın üzerine koydu.

Ben de koydum ama dikkatle izliyordum.

Ev sahibi 'Ruh çağıracağız' dedi.

Bir kaç seslenişten sonra: 'Ruh geldi' dedi.

Kimi geleceğini soruyor, kimi kiminle evleneceğini...

O günlerin siyasi karmaşasından dolayı bazıları da 'Bu sağ-sol kavgası bitecek mi, kim iktidara gelecek?' gibi sorular soruyordu.

Gerçekten de fincan hareket etmeye başladı.

Sorulara göre harflerin üzerinde dolaşıyor, bazen rakamlara gidiyor, güya cevaplar veriyordu.

Ama ben dikkatle bakıyordum.

Ev sahibinin parmağı diğerlerine göre biraz daha gergindi.

Anladım ki fincanı o yönlendiriyor.

Ben de parmağımı hafifçe bastırarak fincanın yönünü değiştirmeye başladım.

Artık fincan benim istediğim harflere gidiyordu.

Oradaki arkadaşların bazılarını tanıyordum.

İçlerinde kimin kimi sevdiğini, kimin kiminle evlenmek istediğini de biliyordum.

Sorular geldikçe cevapları ben yazdırmaya başladım.

Bir süre sonra ev sahibi şaşırdı.

Çünkü fincan artık onun istediği yere değil, benim istediğim yere gidiyordu.

Gece dağıldık.

Herkes gördüklerine hayret ediyordu.

Sabah uyandığımızda ise bambaşka bir haberle karşılaştık: 12 Eylül ihtilali olmuştu.

Akşam ruh çağrılmış, gece de cinler gelmişti.

Darbeciler cinlik yapacaktı ve ne cinlikleri de yaptılar.

Şimdi onlar darbelere gelmişlerdir inşallah...

O gün tekrar bir araya geldiğimizde herkes hâlâ gece olanları konuşuyordu.

Fincanın nasıl hareket ettiğini, sorulara nasıl cevap verdiğini heyecanla anlatıyorlardı.

Dayanamadım ve gerçeği söyledim: 'Abilerim, siz ne sorduysanız fincanı ben hareket ettirdim.

Cevapları da ben verdim.' Sonra da şunu söyledim: 'Hiç kimse ruh çağıramaz.

Allah dilemedikçe bir ruh bulunduğu âlemden çıkıp da insanların masasına gelemez.' Çünkü insanın aklına şu soru geliyor: Ruhun işi gücü yoktur da gelip masalarda maskaralık mı yapacak?

Ehl-i Sünnet itikadına göre insan öldüğünde ruhu 'berzah' (ölüm ile diriliş arasındaki bekleme) âlemine geçer.

Ruh Allah'ın tasarrufu altındadır.

HAKİKATI KOVALAMAK Nitekim Kur'an'da şöyle buyrulur: 'Önlerinde diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.' (Müminun Suresi, 100) Yani ruhlar insanların çağırmasıyla gelip giden varlıklar değildir.

Şu hâlde insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: Ebediyet yolculuğuna çıkmış bir ruhun, dünyada toplanmış birkaç meraklı insanın fincan oyunlarına katılması akla sığar mı?

Kur'ân bu konuda başka bir hakikati de hatırlatır: 'İnsanlardan bazıları cinlerden bazılarına sığınırlardı; bu da onların azgınlığını artırırdı.' (Cin Suresi, 6) Demek ki insan ruh çağırdığını zannederken, farkında olmadan cinlerin oyuncağı, maskarası hâline gelebilir ve gelmişlerdir.

Oysa Müslümanın yolu bellidir.

Mümin gaybın kapılarını zorlamaz.

Fincanların, medyumların ve karanlık seansların peşinden gitmez.

Çünkü bilir ki: Gaybın anahtarları yalnız Allah'ın elindedir.

İnsana düşen ise fincanların peşinden koşmak değil, hakikatin peşinden gitmektir.

Aslında ruh çağırmak yerine hakikati vicdanına, kuvvetli imanı kalbine ve gayreti bedenine çağırsa her sorunu çözülecek.

İlgili Sitenin Haberleri