Haber Detayı

Sofranız Boşalıyor: Türkiye’de Gıda Düzenini Kim Kuracak?
Mete yolaş gercekgundem.com
12/03/2026 06:00 (4 saat önce)

Sofranız Boşalıyor: Türkiye’de Gıda Düzenini Kim Kuracak?

Türkiye'de doğanın sınırlarını gözeten, kırsalı adaletle kalkındıran ve refahı tabana yayan bir kamusal fayda alanına ihtiyacımız var. Bu kamusal fayda alanını sağlamanın yolu sosyal dayanışma ekonomisini benimsemekten geçiyor.

Çiftçi Neden Toprağını Kaybediyor?Türkiye tarımı bir kırılma noktasında.

Küçük ölçekli gıda-tarım işletmeleri hala belkemiği.

Ama büyük sermaye bu yapıyı çözmeye başladı.

Çiftçilerin yaklaşık yüzde 65'i 49 dekardan küçük arazilerde üretim yapıyor.

Yani Türkiye tarımının kılcal damarlarını küçük aile işletmeleri oluşturuyor; tıpkı mahalledeki bakkal, kırsaldaki mevsimlik işçi ve kentteki asgari ücretli gibi bu üreticiler de sistemin en kırılgan halkası.Ne var ki küresel sermaye grupları çok aracılı uzun tedarik zincirleri kurarak bu küçük işletmeleri köşeye sıkıştırıyor.

Büyük endüstriyel şirketlerle tek başlarına yarışmaları olanaksız.

Bu tablo kırsaldaki yoksulluğu derinleştiriyor, köyden kente göçü tetikliyor.

Ve sonuçta o göç sofranıza ulaşıyor.

Toprağını bırakan çiftçi çoğaldıkça, tarladan sofraya uzanan zinciri birkaç büyük şirket ele geçiriyor.Türkiye'de her iş kolu büyürken tarımı birileri sistematik olarak küçültüyor.

Bir de arazi sıkışması var.

Gıda-tarım tekelleri karbon denkleştirme projeleri ve çevreci etiketiyle arazi kapıyor.

Spekülatif sermaye tarım arazisi fiyatlarını gerçek tarımsal getirinin çok üstüne çıkarıyor.

Sonuç ortada: bu düzen çiftçiyi ve besiciyi mülksüzleştiriyor.Araziler bir yandan gayrimenkul rantçılarının, büyük altyapı projelerini yürütenlerin, denetimsiz maden şirketlerinin ve spekülatif alıcıların ağır baskısı altında.

Arazisini işleyemeyen yaşlı çiftçi de, köyünden ve tarımdan uzaklaşan genç de toprağını çokuluslu şirketlere ya da yerel holdinglere satmak zorunda kalıyor.

Burada bir eşitsizlik zinciri var: yaşlı çiftçi de genç çiftçi de besici de gıda-tarım emekçisi de kentte yoksullukla mücadele eden yurttaş da aynı piyasacı düzenin farklı halkalarında eziliyor.

Sermaye büyüdükçe emek küçülüyor.

Şirket karları arttıkça sofradaki tabak boşalıyor.Krizin Çözümü: Yeni Nesil Kooperatif ve Sosyal Dayanışma EkonomisiBu noktada dayanışmaya, işbirliğine, adil bölüşüme ve demokratik özyönetime dayanan kooperatif, topluluk destekli tarım ağları ve adil ticaret inisiyatiflerinin oluşturduğu alternatif bir çerçeve çizen sosyal dayanışma ekonomisine ihtiyacımız bulunuyor.Bugünkü piyasacı tarım politikaları fosil yakıta bağımlı, üret-tüket-at mantığıyla işleyen doğrusal bir model dayatıyor.

Bu modeli dayanışma ekonomisiyle doğa temelli bir düzene dönüştürmemiz gerekiyor.

Yeni nesil kooperatifler ekseninde yerelden genele yayılan bir gıda sistemi kurmalıyız.Bunun yolu bence açık: ilçelerde, illerde ve bölgelerde birbirine bağlı Gıda Politikaları Konseyleri oluşturmalıyız.

Bu konseyler ulusal düzeyde bir Gıda Politikaları Kurulu çatısı altında toplanmalı ve demokratik yönetişimle çalışmalı.

Yönetim meclislerinde çiftçiler, besiciler, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, akademisyenler, gıda-tarım işçileri ve kamu temsilcileri yan yana oturmalı.

Söz hakkı sermayeye değil, üreten ve tüketen yurttaşa ait olmalı.Yeni nesil kooperatifler büyüklüklerine göre bu konseylere katılmalı.

Konseyler yerel üretim planlaması yapmalı, gıda-tarım atıklarını yerelde değerlendirmeli, su hasadı gerçekleştirmeli, suyun verimli kullanımını sağlamalı.

Dijital ve yerel pazar yerleriyle yurttaşla doğrudan bağ kurmalı.

Böylece doğa odaklı, sürdürülebilir ve dayanışmaya dayalı bir gıda mimarisi ve sosyal dayanışma ekonomisi inşa edebiliriz.Bugün çiftçinin, besicinin, gıda-tarım emekçisinin ve kentteki yurttaşın ortak talebi aslında aynı: adil, sağlıklı ve herkesin sofrasına ulaşabilen bir gıda düzeni ve bu düzeni besleyen bir ekonomik model.

İlgili Sitenin Haberleri