Haber Detayı

Sanatçı Sedat Anar müzikal çalışmalarında Anadolu'nun irfanından besleniyor
Güncel haberler.com
12/03/2026 11:44 (1 saat önce)

Sanatçı Sedat Anar müzikal çalışmalarında Anadolu'nun irfanından besleniyor

Türkiye'de santur enstrümanını yeniden görünür kılan isimlerden biri olarak tanınan müzisyen ve besteci Sedat Anar, sanatta bir kalıba sığmamanın önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'de santur enstrümanını yeniden görünür kılan isimlerden biri olarak tanınan müzisyen ve besteci Sedat Anar, sanatta bir kalıba sığmamanın önemli olduğunu söyledi.Geleneksel Doğu müzikleri ile tasavvufi müzik geleneğini santur üzerinden yorumlayan sanatçı, özellikle son yıllarda yaptığı albümler ve konserlerle dinleyicilerin beğenisini kazandı.İran ve Orta Doğu müzik geleneğinde önemli bir yere sahip olan santuru, Türkiye'de icra eden sınırlı sayıdaki sanatçıdan biri olan Anar, müzik hayatına dair AA muhabirine açıklamalarda bulundu.Başarılı sanatçı, "mümbit" bir coğrafya olarak belirttiği Anadolu'nun derin kültürel zenginliğinden beslendiğini söyledi.Sadık Yalsızuçanlar'ın Anadolu'ya dair görüşlerini her zaman dile getirdiğini ifade eden Anar, "'Güneşin doğduğu yer anlamına gelen Anadolu'muz, yüzyıllardır erenlerin kutsi nefesiyle mayalanmaktadır.

Bu topraklar çokluktan kinaye, yetmiş bin evliyanın nefesiyle döllenmiştir.' Bu benim için müthiş bir tanımlamadır." dedi."Anadolu, uçsuz bucaksız rengarenk ve mis gibi kokan bir çiçek bahçesi gibidir"Sedat Anar, İbn Arabi'nin bir süre Anadolu'da yaşadığına işaret ederek, "Anadolu'da yaşayanlardan Yunus Emre'miz, Niyazi-i Mısri'miz, Mevlana'mız, Ahmed-i Hani'miz, Feqiye Teyran'ımız ve Süryani Aziz Mor Efremi'miz...

Anadolu, uçsuz bucaksız rengarenk ve mis gibi kokan bir çiçek bahçesi gibidir.

Santurumla bu büyük insanların kelamına müzik yapmaya çalışıyorum.

Deryada bir damla olabilirsem ne mutlu bana." diye konuştu.Müziğin toplumsal söylemi taşıyan ifade kanallarının başında geldiğine dikkati çeken Anar, "Duygular kadar bir dönemin ruhu, kavramları, ilişkileri olguları da müziğin üzerine yüklenir.

Her çağın getirdiği zorunlu değişimler ve her çağın kural bozucuları vardır.

Müzikte her çağ belli bir gramer ve anlatım değeri oluşturur.

Besteciler de bunu kendi müziğine uyarlar.

Bir eser oluşturma süreci içinde olan sanatçı, ortaya çıkaracağı eserin kim tarafından anlaşılacağını düşünmez, o eserini üretmekle meşguldür." ifadelerini kullandı.Anar, müzisyen ve besteci kimliğinin yanında iyi bir dinleyici olduğunu belirterek, "Müzikte yaşanan değişimler çoğu dinleyici ve müzisyen tarafından ilk başta yadırganır.

Yeni şeyler söylemek her zaman eleştiri odağı olur ve sonrasında zamanla anlaşılır.

Şimdiki müziğin aşırı çoğulculuğu, yaşadığımız dönemin aslında kendine ait bir müzik kültürünün olmadığını gösteriyor.

Elbette ki az sayıda da olsa kendilerine özgü müzik yapmayı başarmış besteciler ve icracılar var." diye konuştu."Doğu çalgılarını bile armonik bir yapıyla icra etmeye çalışıyorum"Bir sanatçı olarak "geleneksel müzik" icra etmediğinin altını çizen Anar, şunları kaydetti:"Doğu çalgılarını bile armonik bir yapıyla icra etmeye çalışıyorum.

Santur, cura, kopuz, lavta, setar ve tambur kullandığım gibi handpan, kontrabas, keman, çello, gitar, hatta son zamanlarda elektronik altyapılar da kullanıyorum.

Gerçek anlamıyla 'geleneksel müzik' yapan insan sayısı çok az.

Ben bunu, Afrika'da ve Hindistan'da dinledim.

Aşık Veysel geleneksel müzik yapardı.

Artık ozanlarımızın sayısı da çok azaldı, bir Mahzuni Şerif, Muhlis Akarsu veya Feyzullah Çınar ortaya çıkmıyor."Sedat Anar, kendisi için bazı sanatçıların öneminden bahsederek, "Ustam olarak gördüğüm Gustav Mahler'in, 'Gelenek, geçmişin külüne tapmak değildir, ateşi söndürmemektir.' sözünden ve Hz.

Mevlana'nın, 'Yeni şeyler söylemek zamanı' sözünden ilhamla feyz ile yoluma devam ettim.

Geleneksel tanımı, zaten geleneğe ek yapmak anlamına da gelir. 'Amak-ı Hayal' albümüm çıkınca birçok eleştirmen işimi 'sufi', 'etnik,' 'world', 'deneysel' hatta 'alternatif' müzik olarak tanımladı.

Bu çok hoşuma gitti.

Sanatta bir kalıba sığmamak ne güzeldir.

Zaten önemli olan da budur." şeklinde konuştu.Dünyanın farklı yerlerinde devam eden işgal ve savaşlara dair duyduğu üzüntüyü dile getiren Anar, sözlerini şöyle tamamladı:"Gazze'de 100 bine yakın insan öldürüldü.

Kendimden utanıyorum.

Onlarca Müslüman ülkesi bu katliamı utanmadan sessizce izlediler.

Gazze'de öldürülünce dağılan suratları tanınsın diye ayaklarına ve kollarına adlarının yazıldığı çocukların videolarını izledim.

Bütün bunlar olurken müziğin, sanatın, kültürün de bir anlamı kalmıyor.

Ben o dönem sazımı elime alıp çalamadım.

Bir süre önce de İran'da 150'den fazla çocuk öldürüldü.

Gazze'de katledilen çocuklar için de 'Gazze' diye santurumla bir ağıt besteledim.

Ama artık ağıt bestelemek istemiyorum.

Çocukların neşeyle oynayıp dans edeceği besteler yapmak istiyorum.

Savaşların sona ermesi için dua ediyorum.

Anadolu'daki sufilerin sözlerine ve 'Komşusu açken tok yatan bizden değildir!' hadis-i şerife şu anda kaç Müslüman uyuyor?' diye sormak istiyorum."

İlgili Sitenin Haberleri