Haber Detayı
Güzel insanlar!
Fenerbahçe, belki de finale kadar yürüyebileceği Avrupa'da yapması gerekenleri yapmadı. Nothingham'ı yenmenin tesellisiyle Avrupa defterini kapatmak bir gurursa, coşkuyu bu kadar kolay eskiten bir takımın daha önce sorgulanması gerekiyordu ama yöneticiler kendilerini sorgudan muaf tutuyor. Oysa Fenerbahçe…
Fenerbahçe, belki de finale kadar yürüyebileceği Avrupa'da yapması gerekenleri yapmadı.
Nothingham'ı yenmenin tesellisiyle Avrupa defterini kapatmak bir gurursa, coşkuyu bu kadar kolay eskiten bir takımın daha önce sorgulanması gerekiyordu ama yöneticiler kendilerini sorgudan muaf tutuyor.
Oysa Fenerbahçe iyi yönetilmiyor.
Ara transferde alınması gerekenlerle, gönderilmemesi gerekenler arasındaki çelişkinin ligde yarattığı sıkıntıları görüyoruz.
Görkemli duruşa bakın; 'herkes uyuduktan sonra biz golcü aramaya gidiyoruz!' Sonra bir bakıyorsun, Üsküdar'da sabah olmuş!
Lookman'ın transferinde verilmeyen teminat mektubu, sezon sonunda okunmak üzere yöneticilerin adresine postalanmış olabilir.
Bu takımın tek hedefi lig şampiyonluğu ama teşrifte gönülsüz bir takım duruşu var.
Bir takım sadece rakibe değil, kendi takımında kaçak dövüşenlere karşı da mücadele veriyorsa, istediğini alması için daha çok mücadele etmesi gerekiyor.
Futbolcuların bunu meslek onuruna ve aldıkları milyonlara mahsuben göstermeleri gerekiyor.
Dilerim bu bilinci onlara aşılayacak birileri Fenerbahçe'de mevcuttur.
Yoksa yine gam yükünün kervanı gelir, birileri tıpış tıpış gider!
Bir kez daha gördük ki; Avrupa denince Galatasaray çok şeyin karşılığıdır.
Liverpool gibi bir takımı iki kez yenebilmek, üstelik iki maçta da gol yemeden bunu başarmak her takımın harcı değil.
Bu takım üst düzey futbolla yeni bir turun siparişini de vermiş olabilir, elenebilir de.
Ama ne olursa olsun verilen mücadele ve elde edilen sonuç alkışlanmalıdır.
Başarıların arkasındaki adam Okan Buruk.
Yerine göz dikenlerin 'pusuda' beklediği adam.
Takımın sallandığı farz edilen zamanlarda bile her şeyi yoluna koyabilen, üstüne üstlük ilginç teoriler üreten özel bir adam.
Elbette kendini kaybettiği zamanlar da oluyor ama 4 sezondur bu takımı sürekli yukarı taşıyor.
O yüzden 'tırnak içinde Okan!' Benim maziye düşkünlüğümü yıllardır okuyanlar bilir.
İnsanlık hukukunu yerle bir edip kötülüğü marka yapanlar, ne zarafet bıraktılar ne adalet.
Ama o güzel insanlar hala var.
Birkaç gün önce Beşiktaş Divan Kurulu Başkanı Ahmet Ürkmezgil'in iftar davetine katıldım.
Ahmet Ürkmezgil, tanımış olmaktan gurur duyduğum ve dostum diyebileceğim en zarif yönetici.
Beşiktaş'ın efsane futbolcuları Ulvi Güveneroğlu, Nejdet Ergün, Rasim Kara, Kadir Akbulut, Gökhan Keskin, Şenol Fidan ve Zekeriya Alp de davetliydi.
Onlar ki hem yetenek hem sportmenlik konusunda bugün ders kitabı olarak okutulması gereken adamlar.
Her birinin elini tek tek sıktım. 'Sizin futbolculuk yıllarınızda ben magazinle uğraşıyordum' dedim. 'Ama hepinize saygım o zamanlar da sonsuzdu şimdi de sonsuz.' Oturduğum masada can dostlarım Abdullah Avcı ve Gökhan Tepe vardı.
Arkamdaki masaya bir baktım, Alpaslan Eratlı, Cemil Turan, Cem Pamiroğlu, Özcan Kızıltan.
Hepsine birden sarıldım. 'Hepinizi de çok seviyorum, sizler başkaydınız' dedim.
Bende bıraktıkları izler hala dün gibi duruyordu.
Oğuz Çetin ve Aykut Kocaman'ı da uzaktan gördüm, onlar da bu asalet fotoğrafına yakışan isimler.
Trabzonspor'da yardımcı antrenör olarak görev yapan Orhan Kaynak'ı kaybettik.
Tertemiz bir insan, üstelik henüz 56 yaşındaydı.
Genetik olarak talihsiz bir ailenin beşinci kalp krizi.
Fenerbahçe'de oynayan Kayhan Kaynak 34 yaşında, Beşiktaşlı Reşit Kaynak 46 yaşında kalp krizine yenik düşen harika insanlar ve çok yetenekli futbolculardı.
Trabzon camiasının başı sağolsun, bu güzel insanın da mekanı cennet olsun.