Haber Detayı

Ramazan ışığında dönüşen Türkiye
Yaşam yeniasir.com.tr
13/03/2026 06:50 (4 saat önce)

Ramazan ışığında dönüşen Türkiye

PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI... Her yıl Ramazan geldiğinde, toplumun ritmi değişir. Sokaklar sahur davullarıyla uyanır, iftar sofraları paylaşmanın simgesi olur. Ramazan ayı, tıpkı bir ayna gibi, toplumun en derin katmanlarını yansıtır. Bu ay, bireysel ibadetlerle birlikte, elbette kolektif bir...

PROF.

DR.

TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...

Her yıl Ramazan geldiğinde, toplumun ritmi değişir.

Sokaklar sahur davullarıyla uyanır, iftar sofraları paylaşmanın simgesi olur.

Ramazan ayı, tıpkı bir ayna gibi, toplumun en derin katmanlarını yansıtır.

Bu ay, bireysel ibadetlerle birlikte, elbette kolektif bir hafıza, ritim ve dayanışma festivalidir.

Yasin Aktay'ın bir yazısını okurken, bu aynanın Türkiye'nin değişen sosyolojisini nasıl aydınlattığı üzerinde durmak gerekti.

Aktay'ın analizini temel alarak, kendi perspektifimden yorumlamak gerekirse, Ramazan, sadece manevi bir tazelenme değil, toplumun direncini, dönüşümünü ve aidiyetlerini test eden bir laboratuvar.

Esasında bu sekülerleşme masallarını boşa çıkarıyor ve bize, Türkiye'nin sosyolojik dokusunun ne kadar esnek ama bir o kadar da köklü olduğunu gösteriyor.

HAFIZANIN CANLI RİTMİ Her yıl Ramazan geldiğinde, toplumun ritmi değişir.

Sokaklar sahur davullarıyla uyanır, iftar sofraları paylaşmanın simgesi olur.

Aktay'ın da vurguladığı gibi, bu ay bireysel niyetlerin ötesinde, kolektif bir habitus yaratır - Pierre Bourdieu'nun deyimiy deyimiyle, davranış kalıpları ve duyarlılıklar.

Aktay'ında ifade ettiği gibi, GENAR'ın Şubat 2026 araştırması bunu rakamlarla doğruluyor: Toplumun yüzde 78'i Ramazan'la mutlu oluyor, tazeleniyor.

Oruç tutanlar yüzde 67, zekât verenler yüzde 80.

Bu oranlar, Ramazan'ın Türkiye'nin omurgasını oluşturduğunu kanıtlıyor.

Bu, dijital çağda bile analog bir bağın gücü: Sosyal medya akışlarında kaybolan bireyler, Ramazan'la yeniden aile, komşu ve toplum zincirine bağlanıyor.

Değişen Türkiye, kentleşmeyle parçalansa da, bu ay parçaları birleştiren bir yapıştırıcı gibi işliyor.

SEKÜLERLEŞME EFSANESİ Türkiye'de 'gençler dinden kopuyor' diye bir nakarat var, ama Ramazan aynası bu efsaneyi paramparça ediyor.

Aktay, Diyanet'in 2014 verilerinden (yüzde 83 oruç tutma) Ankara Enstitüsü'nün 2023 rakamlarına (yüzde 67 düzenli oruç) kadar bir dizi araştırmayı sıralıyor.

Nişancı'nın çalışması ise daha çarpıcı: 18-24 yaş arası gençlerde düzenli oruç oranı yüzde 76, yaşlılarda ise benzer seviyelerde.

Bu, dramatik bir kopuş değil, yumuşak bir dönüşüm gösteriyor.

Eğitim artıyor, dijitalleşme hızlanıyor, ama din kültürel bir kök olarak kalıyor.

Sekülerleşme, Batı modeli gibi lineer bir yol değil; Türkiye'de hibrit bir form.

Gençler belki camiye daha az gidiyor, ama iftar sofrasında, sosyal medyada Ramazan paylaşımlarında maneviyatı yaşıyor.

Bu, toplumun mühendislik projelerine direncini gösteriyor - Modernitenin dayattığı seküler çabalara rağmen Ramazan dimdik ayakta.

NESİLLER ARASI KÖPRÜ Aktay'ın gençlere odaklanması tesadüf değil; çünkü geleceğin sosyolojisi burada şekilleniyor.

Veriler, 18-24 yaş grubunda oruç tutma oranının yüzde 76 olduğunu söylüyor - 65 üstüyle neredeyse aynı.

Bu, ateistleşme iddialarını havada bırakıyor.

Biz bunu veri akışlarında görüyoruz: Gençler gelenekleri modern araçlarla yeniden yorumluyor.

Sahur alarmı aplikasyonları, online zekât platformları...

Ramazan, gençlerin aidiyet arayışını karşılayan bir araç.

Yorumlayarak söylemek gerekirse; bu nesil, dini bireysel bir tercih olarak görüyor, ama toplumsal baskı olmadan da sürdürüyor.

Değişen Türkiye'nin sosyolojisi burada: Eskiye saygı, yeniye uyum.

Eğer gençler maneviyattan kopmuş olsa, Ramazan sokakları boş kalırdı; oysa iftar davetlerine katılım yüzde 68 - bu, canlı bir köprü.

RAMAZAN'IN DAYANIŞMA EKONOMİSİ Ramazan, sadece açlık değil, bolluk ve bereket ayı.

Aktay'ın belirttiği gibi, zekât ve sadaka oranı yüzde 80, teravih katılımı yüzde 43.

Bu, paylaşmanın sosyolojik bir zorunluluk haline geldiğini gösteriyor.

İftar sofraları, zengin-fakir ayrımını eritiyor; sokak iftarları, toplumun eşitlik idealini somutlaştırıyor.

Benim derinlik kattığım yorum: Bu, kapitalist tüketim toplumunda bir karşı akım.

Ramazan, bireysel birikim yerine kolektif dağılımı teşvik ediyor.

Değişen Türkiye'de, ekonomik eşitsizlikler artsa da, bu ay geçici bir ütopya yaratıyor.

Veriler, oruç ve namazın farklı dinamiklere sahip olduğunu gösteriyor - namaz disiplin, oruç ise toplumsal eşlik gerektiriyor.

Ramazan, toplumun empati kaslarını çalıştırıyor.

TARİHSEL DİRENÇ VE GELECEK Aktay'ın yazısına atıfla, Ramazan'ı biraz da sosyoloji, tarih ve siyaset aynası olarak görmek durumundayız.

Kimi zaman din bastırılmasına rağmen, bu ayın canlılığı, toplumun hafızasının susturulamayacağını kanıtlıyor.

Toplum, boş bir levha değil; kökleri derin.

Dijital dönüşümde bile Ramazan, analog bir direnç noktası.

Gelecekte, belki Vip iftarlar olacak, ama öz aynı kalacak - paylaşma, hatırlama, tazelenme.

Değişen Türkiye'nin sosyolojisi, bu aynada net: Dönüşüm var, ama kopuş yok.

Ramazan, her gelişinde bizi kendimize bakmaya zorluyor; ve gördüğümüz, güçlü, esnek bir toplum.

Bu ay, sadece bir bireysel ibadet iklimi değil; aynı zamanda Türkiye'nin ruhunun yansıması.

Aktay'ın çarpıcı analizini yorumlayarak söylüyorum, Ramazan, değişimi kucaklarken kökleri koruyan bir festival.

Belki de en derin ders bu: Toplumlar değişiyor, ama bazı ritimler ebedi kalıyor.

Öyle değil mi?

İlgili Sitenin Haberleri