Haber Detayı
Yapay zekâ fazla başarılı olursa kriz çıkar mı?
Bugün 2008 kürsel finans krizine benzer bir eşikte olabiliriz ancak bu kez yapay zekâ alanında. Gerçek şu ki yapay zekâ iş gücü verimliliğini dramatik biçimde artırıyor. Ancak bu artış yeni istihdam ve gelir alanlarının oluşma hızını aşarsa, ekonomik denge talep tarafında bozulabilir. Ve paradoks şu: Risk, yapay zekânın başarısız olması değil, fazla başarılı olması…
YZTD YK Üyesi & Fingate.io Co-CEO ERGİ ŞENERBir sabah uyandığınızı düşünün.
Şirketiniz, yazılım geliştirme ekibinin yarısına artık ihtiyaç olmadığını açıklıyor.
Hukuk departmanında üç kişinin yaptığı işleri bir yapay zekâ sistemi dakikalar içinde tamamlıyor.
Kreatif ajanslardan ya da mali müşavirlerden alınan dış hizmetlere ihtiyaç kalmıyor.
İşleyişte verimlilik artıyor, maliyetler ciddi oranda düşüyor, şirketin hisseleri yükseliyor.
Ancak çalışanların maaşları artmıyor, daha az yeni mezun işe alınıyor, bazı departmanlar kapanıyor…Bu tablo ilk bakışta bir şirket stratejisi gibi görünebilir.
Ancak benzer kararlar binlerce şirket tarafından aynı anda alındığında mesele makro hale gelir.
Çünkü ücretler bir maliyet kaleminden ziyade, ekonominin talep motorudur.
Eğer verimlilik artışı istihdam ve gelir artışı üretmeden gerçekleşirse, sistemin denge noktası değişmeye başlar.Ekonomik krizler sadece sistem işlemediğinden çıkmaz; kontrolsüz çalıştığı için de çıkabilir. 2008 küresel finans krizi bunun çarpıcı bir örneğiydi.
Bugün benzer bir eşikte olabiliriz, bu kez yapay zekâ alanında.Gerçek şu ki yapay zekâ iş gücü verimliliğini dramatik biçimde artırıyor.
Ancak bu artış yeni istihdam ve gelir alanlarının oluşma hızını aşarsa, ekonomik denge talep tarafında bozulabilir.
Ve paradoks şu: Risk, yapay zekânın başarısız olması değil, fazla başarılı olması…Verimlilik patlaması mı, talep şoku mu?IMF’nin analizlerine göre gelişmiş ekonomilerde işlerin yaklaşık yüzde 40’ı yapay zekâdan etkilenecek.
McKinsey ise 2030’a kadar yüz milyonlarca işin otomasyon etkisiyle dönüşebileceğini öngörüyor.
Bu tablo ilk bakışta bir üretkenlik devrimi gibi görünüyor.
Ancak bu üretkenliğin nasıl dağıtılacağını da hesaba katmak gerekiyor.MIT’den Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu’nun çalışmaları burada kritik bir ayrım ortaya koyuyor: Teknoloji ya emeği doğrudan ikame eder (automation) ya da yeni görevler ve yeni iş alanları yaratarak ekonomiyi genişletir (reinstatement).
Tarihsel olarak kalıcı refah artışı, ikinci etkinin güçlü olduğu dönemlerde ortaya çıktı.Ancak Acemoğlu’nun son dönemde dikkat çektiği bir başka risk daha var: “so-so technologies”.
Yani toplumsal değeri sınırlı, ancak maliyet düşürdüğü için tercih edilen teknolojiler.
Eğer yapay zekâ yatırımları ağırlıklı olarak emeği ikame etmeye yönelir ve yeni ürünler, yeni sektörler ve yeni gelir alanları üretme kapasitesi zayıf kalırsa, ekonomi sınırlı refah üretimi tuzağına girebilir.Şirket düzeyinde bakıldığında karar nettir: Yapay zekâ daha verimli çalışır, maliyetleri düşürür ve üretimi artırır.
Bu rasyonel bir tercihtir.
Ancak aynı tercihi binlerce şirket eş zamanlı uyguladığında ekonomi farklı bir dinamiğe girer.
İş gücü talebi zayıfladıkça ücret artışı baskı altına girer; ücret artışı zayıfladıkça tüketim ivme kaybeder.
Tüketim yavaşladığında şirketlerin marjları yeniden baskılanır ve çözüm olarak daha fazla otomasyona yönelme eğilimi güçlenir.Buradaki mesele eş zamanlı rasyonelliğin yarattığı bir koordinasyon problemidir.
Ekonomi, tek tek şirketlerin doğru kararlarıyla bile kolektif olarak kırılganlaşabilir.
Üretim kapasitesi hızla artarken satın alma gücü aynı hızda büyümezse, sistem sessiz bir denge kaybına sürüklenebilir.Eksponansiyel teknoloji, lineer kurumlarSanayi devrimi onlarca yıla yayıldı.
Bilgi teknolojileri dönüşümü daha hızlıydı.
Yapay zekâ ise çeyrekler içinde sıçrıyor.Sorun teknolojinin hızındansa; kurumların ve işgücü piyasasının bu hıza uyum kapasitesi.
Eğer dönüşüm hızı, yeniden beceri kazanma ve yeni iş alanı yaratma hızını aşarsa, istihdamın niteliği değişirken, gelir dağılımı baskı altına girebilir.Ekonomik istikrarın omurgası güçlü bir orta sınıftır.
Yapay zekâ bu kez yalnızca üretim hatlarını değil; ofis katlarını, beyaz yakalı ve bilişsel işleri de hedef alıyor.
Analizler, teknolojik şokların gelir eşitsizliğini artırma eğilimine dikkat çekiyor.
Gelir dağılımı bozulduğunda büyüme yalnızca yavaşlamaz; kırılgan hale gelir.Yapay zekâyı yavaşlatmak değil yönlendirmekTarih gösteriyor ki teknolojik ilerleme durdurulamaz.
Ancak yönü ve dağılımı şekillendirilebilir.
Hedef, yapay zekâyı yavaşlatmaktansa; hangi amaçla ve nasıl kullanıldığını belirlemek olmalı.Bunun için de yerine koyma stratejisinden güçlendirme stratejisine geçiş gerekiyor. “Human-in-the-loop” modelleri ve insanı tamamlayan tasarımlar, geçiş döneminde kritik rol oynayabilir.
Bununla birlikte, yeniden beceri kazanımı hızlanmak zorunda.
Reskilling artık bireysel bir kariyer tercihinden öte; makroekonomik istikrar meselesi.
Mikro-sertifikalar, sektör– üniversite iş birlikleri ve şirket içi dönüşüm programları ölçeklenmeden, verimlilik artışı geniş kitlelere yayılmayacaktır.Yapay zekâ yeni ürün kategorileri, yeni hizmet modelleri ve yeni değer zincirleri yaratılmadıkça teknoloji refah üretmek yerine maliyet optimizasyonuna sıkışabilir.MIT’den başka bir ekonomist Erik Brynjolfsson’un vurguladığı gibi, verimlilik artışı ancak doğru tamamlayıcı yatırımlarla refaha dönüşür.
Bunun için teknoloji kadar; onu çevreleyen kurumsal ve ekonomik mimariye de odaklanmak gerekiyor.Yapay zekâ bir teknoloji sınavı olduğu kadar bir ekonomi tasarımı sınavıdır.
Kazananlar, daha hızlı otomasyon yapanlardansa; bu hızı kapsayıcı bir refaha dönüştürebilenler olacaktır.