Haber Detayı

Acıyı bal eylemek: Yeter Gültekin
Artı yazı artigercek.com
14/03/2026 00:00 (3 saat önce)

Acıyı bal eylemek: Yeter Gültekin

Bazı insanlar acıyı büyütmez, onu dönüştürür. Yeter Gültekin de öyle insanlardan biriydi. Belki de bu yüzden ardından kalan şey sadece hüzün değil, aynı zamanda direncin ve hafızanın kendisi

Yeter Gültekin’i kaybetmenin ardından bir dostluk, bir mücadele ve bir hafıza yazısı… Acıyı büyütmeyip onu dirence dönüştüren bir kadının ardından.

Yeter Gültekin’i kaybettiğimiz ilk günden beri onunla ilgili anıları nasıl yazmalıyım diye kafamda evirip çeviriyorum.

Bir yandan da bu yazıyı yazarak artık onun gidişini kabullenmenin vereceği korku var.

Yani onun bir telefon uzaklığındaki varlığının artık olmadığını kabullenme.

WhatsApp mesajlarımıza bakıyorum; ara sıra sanki ondan mesaj gelecekmiş gibi hissediyorum.

Onu kaybetmeden 2-3 hafta evvel telefonda konuşmuştuk.

Kemoterapisinin iyi gittiğinden bahsetmişti bana.

Bir de beni Almanya’ya davet etmişti. “Gelirsen seni misafir etmek isterim” demişti… Böylesi bir gidiş beklemiyordum.

Bedenini yakarak sevgilisi Hasret Gültekin’in küllerine karışmak istemesi miydi onun vasiyeti, bilmiyorum.

Ama bu tercihin altındaki sebepleri tahmin edebiliyorum.

Pandemi Günlerinde Tanışmak Yeter ablayla ilk kez Covid’in ilk ya da ikinci yılında birebir tanışma fırsatım olmuştu.

Kendisini dik duruşuyla, verdiği mücadeleyle, meramını çok net bir şekilde üslupluca anlatmasıyla, metanetiyle; Sivas Katliamı davasının görüldüğü yıllardaki mahkemelerdeki çıkışlarıyla ve her sene Sivas anmalarına katılmasıyla tanıyordum.

Aklına, duruşuna, özgüvenine, duygularını gösterebildiği kadarına ve güzelliğine hayranlıkla bakıyordum.

Covid’in ilk yıllarında Avustralya’da çok ciddi önlemler getirildi.

Bu önlemler evden çıkmama yasaklarından toplum merkezlerine gitmeme kurallarına; alışveriş için evden yalnızca bir kişinin çıkabilmesine ve çalışma zorunluluğu olanlar dışında herkesin evden çalışmasına kadar uzanıyordu.

Bütün bunlar toplum sağlığını korumak için yapılıyordu ama hepimiz bir akıl tutulması yaşıyorduk.

Dünyanın dört bir yanında kapanmalar, ölümler ve sağlık sorunları yaşanıyordu.

Yaşlıların Covid’e yakalanarak bakım evlerinde yalnız hayatlarını kaybetmeleri, hayatını kaybedenlerin cenazelerinin sınırlı sayıda insanla kaldırılması gibi sahnelerle karşılaşıyorduk.

İnsanlar bir yandan yiyecek, içecek, temizlik ve hijyen malzemeleri için panikle alışveriş yapıyor, diğer yandan da dayanışma sesleri her yerden yükseliyordu.

İnsanlar birbirlerine destek mesajları yolluyorlardı, birbirlerinin kapılarına çiçekler bırakıyorlardı.

Yaşlı büyüklerini bakım evlerinde ya da kendi evlerinde camın dışından sadece bakarak birkaç dakika da olsa görebiliyorlardı.

Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok yerde insanlar balkonlarında müziklerle birlikte koca bir koro oluşturuyorlardı.

Apartman komşuları sepetlerle birbirlerine yaptıkları yemekleri paylaşıyorlardı.

Kadın, erkek, queer; her cinsiyetten insan evinde ekmek yapmayı, yoğurt mayalamayı öğreniyor ve bilgilerini sosyal medya aracılığıyla paylaşıyordu.

Kadınların birbirlerini desteklemesi özellikle dikkat çekiyordu.

Çünkü bu kapanma dönemlerinde hırsızlık, cinayet ve trafik kazaları gibi olaylar azalmıştı ama insanların ev içine hapsolması nedeniyle ev içi şiddet de artmaya başlamıştı.

Kadınların her türlü zorluğa rağmen dayanışma göstermesi umudumu yükseltiyor, içimi hafifletiyordu.

İşte böyle zamanlarda hayatımıza Zoom üzerinden buluşmalar, tanışmalar, karşılıklı sohbetler ve hatta birlikte yemek yemeler girdi.

Artık dünyanın öbür ucundaki tanıdık ya da tanımadığımız insanlarla bir şekilde çevrimiçi olarak görüşebiliyorduk.

Çoğu zaman bu görüşmeler birer akıl sağlığı desteğine, toplumsal dayanışmaya dönüşüyordu.

Özellikle Aleviler gibi kendi ülkelerinde katliama uğrayanlar için katliamın yıl dönümlerinde yapılan anmaları gerçekleştirememek büyük bir hüzündü.

Biz de Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu olarak bu hüznü Zoom üzerinden bir nebze hafifletebileceğimizi düşündük.

İlk aklımıza gelen isimler Yeter Gültekin ve Mazlum Çimen’di.

İkisiyle de iletişime geçtiğimizde çok naif bir şekilde 2 Temmuz anması için yapacağımız söyleşiye katılabileceklerini belirttiler.

Çünkü ne olursa olsun, evlerimizden çıkamasak da, arabalarla ya da uçaklarla yitirdiklerimizi anmaya gidemesek de onları unutmadığımızı ve her koşulda anma yapabilme cesareti ile inadımızın olduğunu biliyorduk.

İşte Yeter Gültekin’le böyle bir zamanda tanıştık. 2 Temmuz’un Hafızası Kendisinden Hasret Gültekin’i anlatan bir özgeçmiş istedim ve birkaç telefon görüşmesinden sonra 2 Temmuz için Zoom bağlantısını gerçekleştirdik. 2 Temmuz olduğunda ben üniversite sınavlarına girmiştim ve sınav sonuçlarımı bekliyordum.

Otelin yandığını, oradaki sanatçıların, aydınların, çocukların otelde mahsur kaldığını, hiçbir devlet yetkilisinin bir şey yapmadığını televizyonda 8 saat boyunca izlemeyi hiç unutmadım.

Çocuk aklımla “Neden kimse onları kurtarmıyor?” diye soruyordum.

O günü, babamın ve annemin çaresizliğini, o otelde öldürülen birçok gençle aynı yaşta olduğumu ertesi gün kimlikleri açıklanınca öğrenecektim. 33 can… Dile kolay değil mi?

Sadece bir numara belki birileri için ama vicdanı olan her birey için 33 can. (Metin içindeki 33 isim listesi aynen korunmuştur.) Gönülden Gönüle Kurulan Köprü Hasret Gültekin’in heykeli, Dersim’in Nazımiye ilçesindeki Düzgün Baba Cemevi’nin bahçesine dikilmişti.

Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden sanatçı Hasret Gültekin’in heykeli, kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce sökülerek cemevinin arkasına kaldırıldı.

Ondan sonra büyük uğraşlarla 2022 yılında Hasret’in heykeli Hacı Bektaş Veli’de Ozanlar Yolu’nda görkemli bir açılışla, Yeter Gültekin’in, Alevi kurum temsilcilerinin ve siyasetçilerin de bulunduğu bir şekilde açıldı.

O açılışa katılma şerefine ben de nail oldum.

Orada sevgili Yeter Gültekin’le tanışma fırsatını ilk kez yüz yüze elde ettim.

Gururlu ve hüzünlüydü.

Yorgundu… Heykeline bile tahammül edemeyenlere inat o anıtı dikmenin gururu vardı.

Kendisine gülümseyerek yaklaştım.

Bana doğru yanaştı, gözlerime baktı ve “Ben bu gözleri bir yerden tanıyorum” dedi.

Ben de kendisiyle Zoom üzerinden tanıştığımızı anlattım.

Sımsıcacık sarıldı bana.

O yoğunluğu içinde kocaman kalbiyle bana yer açtı.

Sonrasında beni Hasret’in annesi ve kız kardeşiyle tanıştırdı.

İşte o günden sonra büyük ozanın dediği gibi gönülden gönüle bir köprü vardı; görülmeyen bir köprü kuruldu aramızda.

Neşet Ertaş’ın “Gönül Dağı” ağıtında dediği gibi: Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez Gönülden gönüle giden Çok sık olamasa da ikimiz de yaşadığımız ülkelere döndükten sonra ara ara haberleştik.

Aylar önce kendisiyle konuştuğumuzda kanser olduğunu söyledi.

Umutluydu.

Bana güç veriyordu düştüğüm anlarda. “Sen güçlü kadınsın” diyerek beni düştüğüm yerden, tüm hastalığına rağmen kaldırmaya devam ediyordu.

Hep mücadele ediyordu; hayatla, adaletsizlikle, amansız hastalığıyla.

Tıpkı kendisiyle yaptığımız söyleşide Sivas anmalarında dağıtılan lokmalara, insanların ellerinde dönerlerle bu törenlere katılmalarına üzülmesi gibi… Madımak Oteli’nde yanarak can veren 33 cana böylesi bir saygısızlık ve bilinçsizlikle davranılmasına karşı net tavır alıyordu.

İçimi titreten kadın… Mücadelen mücadelemizde yaşayacak.

Gidişin çok erken… Bazı insanlar acıyı büyütmez, onu dönüştürür.

Yeter Gültekin de öyle insanlardan biriydi.

Belki de bu yüzden ardından kalan şey sadece hüzün değil, aynı zamanda direncin ve hafızanın kendisi.

Işığın daim olsun.

Hasret’in ve Yeter Gültekin’in anısına, gönülden gönüle kurulan o görünmez köprüye… Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi buraya bırakıyorum: https://www.youtube.com/watch?v=zhbqZNce0zI

İlgili Sitenin Haberleri