Haber Detayı

Beyaz Eylem…
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
14/03/2026 04:00 (3 saat önce)

Beyaz Eylem…

Bugün Tıp Bayramı.

Bugün Tıp Bayramı.

Bu yıl da 14 Mart ülkemizde yine bayram havasına ulaşamamış, sağlıkta ticarileşmenin öne çıktığı bir aralıkta buruk kutlanıyor.

Geçtiğimiz şubat ayında, kamuoyuna “yenidoğan skandalı” olarak yansıyan, aralarında hekimlerin ve sağlık çalışanlarının olduğu bir çetenin el altından anlaşma yaptığı özel hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerine hastaları yönlendirmesi sonucu haksız gelir elde etmesine neden olan davaya ilişkin TBMM komisyon raporu yayımlandı.

Bu rapor ve TTB’nin rapora yönelik ayrıntılı itirazı sağlık sisteminin içine çekildiği yapıyı yorumlamamızı sağlıyor.

Sağlıkta ticari çeteleşmenin sonucu çok sayıda bebeğin yoğun bakımda ölmesine neden olan sistemin sorgusu eksik kalmasına rağmen rapor önemli veriler sunuyor.

Göz ardı edilmemesi gereken en önemli bilgi yenidoğan yoğun bakım yatağı sayısındaki dünya verileriyle olan kıyasımız.

Raporda, “2022 yılında OECD ülkelerinde 100 bin kişiye düşen yoğun bakım yatağı 3.8 iken ülkemizde 16.1’dir.

Bir başka deyişle ülkemizde OECD ortalamasının yaklaşık 4.2 katı kadar yenidoğan yoğun bakım yatağı bulunmaktadır” deniliyor.

Bu noktada tersine birinciliğimiz söz konusu.

Gereksiz yere yoğun bakıma yatışta bir dünya markasıyız!

Dahası astronomik rakama ulaşan yoğun bakım sayısıyla dünyaya yeni gelmiş bebekler üzerinden önce aileleri sonra da SGK’yi dolandıran kepazeliğe yol açılmış bir sistemin üzerinde oturarak yeni skaldallara kapı aralıyoruz. *** Rapordaki en önemli bölümlerden biri de Sağlık Bakanlığı ve SGK tarafından uygulanan ödeme tarifelerinin sağlık hizmetlerinin nitelikli, kesintisiz, güvenli sunumunu destekleyecek biçimde yeniden düzenlenmesi gerektiğinin belirtilmesi.

Mesai içi ve sonrası hizmet veren hekim kadrosunun sürdürülebilir şekilde istihdamını mümkün kılacak düzeyde bir ödeme altyapısı oluşturulması, yapının 7/24 esasına göre hizmet veren yenidoğan yoğun bakım ekip bütünlüğünü teşvik etmesi de aynı raporda somutlanıyor.

Bu noktada ise ödeme sisteminin değiştirilmesi üzerinde duruluyor.

Haklı bir yönelim gibi görünse de sağlıkta taşeronlaşmanın ülkemizdeki neoliberalizm politikalarıyla yükselişe geçtiği gerçeği ile bağlantılı bir tablo karşımızda duruyor.

Özel hastanelerin artmasıyla birlikte kamucu bir anlayıştan uzaklaşan sağlık sistemi rant düzenini meşru kılıyor.

Bu da hekimler kadar hasta sağlığını etkiliyor. *** Anton Çehov ’un “Vanya Dayı” sında, Profesör Serebryakov ve güzeller güzeli eşi Yelena’nın taşraya gelişi ile çiftlik evindekilerin yaşamlarını değiştirdikleri dönem anlatılır.

Çiftlik evine profesörün rahatsızlığı için çağrılan Doktor Astrov, sevdasını kendi iç derinliğinde yaşarken bir bilimadamı olarak da katılır aralarına.

Ve “Kendisine verilen şeyi çoğaltması için mantıkla, yaratıcı güçle donatılmıştır insan ama bugüne kadar hep yaratacağına yok etti” diyerek bin yılların döngüsünü anlatır.

Her şeye rağmen yaşam kutsaldır ve biriciktir.

Sonia’nın Vanya Dayı’ya seslenişinde de bu duygu ön plandadır: “Yaşayacağız Vanya Dayı, yaşayacağız.

Çok uzun günler ve yorucu akşamlar geçireceğiz.

Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız.” Yaşam umutla, yaşatma da mucizevi bir değerle değil bilimle kanatlanır.

O yüzden hep söylerim hekimlik en devrimci meslektir diye.

Hele hastanın duyduğu güvenle bütünleşirse en talihsiz anlarda bile inanç gelişir.

Mesleğini insan sıcaklığıyla birleştirmiş, Anadolu’nun hüzünlü sesine kulak vermiş, ondan umudunu kesmemiş; acısını, kaygısını, sevincini çevresindekilere sonsuz güven duygusuyla bütünleştirebilmiş nice hekim çıkıyor karşımıza.

Ne acı ki yaşatmak üstüne çaba gösteren bir mesleğin insanlarını hedef göstermek üstüne kurulu bir anlayışı öne almaya başladı toplum.

Doktorlar eli yüreğinde, şiddetsiz bir sağlık düzeni talep ediyor.

Çalışma koşullarının iyileştirilmesinden kendi sağlıklarına, güvenceli ve insanca ücret talebinden hastaya yeterli zaman ayırmaya, acil servis sorunlarının çözülmesinden atama ve yükselmelerde liyakatin öne alınmasına, tıp ve uzmanlık eğitiminde sorunların çözülmesinden bilimselliği temel alan bir sağlık sistemine geçişi haykırıyor.

Hekimler 11 Mart’tan itibaren “Beyaz Eylem” le toplumsal yaşama katılarak “Adaletin hâkim olduğu, laik, demokratik, barış içinde bir ülkede emeğimizin ve mesleğimizin değer görmesini istiyoruz” çağrısını öne alıyor.

İlk defa 14 Mart, 1829’da Tıp Bayramı olarak ilan edilmişti.

Gerçek anlamını ise 1919’da İstanbul’un işgaline karşı yürüyen Tıbbiyelilerin mücadele ve direnişi ile kazandı.

Bugün o duyguyla sağlık çalışanlarına omuz verirken aynı zamanda bir doktor olan babam Behçet Aysan ’ın “On beş yıl sonra/ o yalnız nar ağacının dibinde/ düşündüm bunları/ saçlarımıza aklar düşüren/ zor günleri/ bebek ölüm hızını, çocuk işçileri/ biliyorum,/ bir gün başka bir nar ağacının dibinde yine/ bir başka çocuklar/ Türkiye’yi konuşacaklar” dizelerine sığınıyorum.

Biz o günü beklemeye devam edeceğiz.

İlgili Sitenin Haberleri