Haber Detayı
Karakoç’a göre çocuk ve oruç
PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI... Sezai Karakoç’un dünyasında çocuk, merdivene en saf duygularıyla tırmanmaya çalışan küçük bir taliptir. Çocuk, kelimelerin dünyasına girmeden evvel, evin içinde aniden değişen metafizik iklimi solumaya başlar. SEZAİ Karakoç’un o eşsiz ’Diriliş’ muştusuyla bakarsak;...
PROF.
DR.
TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Sezai Karakoç'un dünyasında çocuk, merdivene en saf duygularıyla tırmanmaya çalışan küçük bir taliptir.
Çocuk, kelimelerin dünyasına girmeden evvel, evin içinde aniden değişen metafizik iklimi solumaya başlar.
SEZAİ Karakoç'un o eşsiz 'Diriliş' muştusuyla bakarsak; çocuk, oruç ve Ramazan arasındaki bağ, sadece pedagojik bir süreç değil, ruhun maddeye karşı kazandığı ilk büyük zaferin adıdır.
Karakoç'un dünyasında oruç, gökyüzünden yeryüzüne sarkıtılan nurlu bir merdivendir; çocuk ise o merdivene en saf duygularıyla tırmanmaya çalışan küçük bir taliptir.
İşte bu perspektifle, çocuk ve oruç arasındaki o masum ve derin yolculuğu yeniden bakalım: Çocuk için din, önce bir atmosferdir; bir sestir, bir kokudur.
Kelimelerin dünyasına girmeden evvel, evin içinde aniden değişen o metafizik iklimi solumaya başlar.
Birkaç yaşındayken duyduğu 'oruç tutmak' ifadesi, onun berrak zihninde somut bir kahramanlığa dönüşür.
SALIVERME SANATI KARAKOÇ'UN tabiriyle 'gökten inen o kutsal ziyafete' katılmak ister ama yöntemi kendine hastır: Tutulan şey nedir?
Kanat çırpan bir kuş mu, yoksa bahçedeki renkli bir horoz mu?
Bu masum yanılgı, aslında en büyük hakikate açılan kapıdır.
Çünkü oruç, gerçekten de insanın içindeki o ürkek ruh kuşunu avuçlayıp gökyüzüne salıverme sanatıdır.
Çocuk, 'kuşları tutmak' arzusuyla akşam sofraya oturduğunda, aslında ruhunun ilk keşif uçuşunu yapmaktadır.
Oruçla birlikte saatin akışının değiştiğini, sofranın bir ibadet neşesiyle kurulduğunu ve babasının sesinden yükselen Kur'an yankısını fark eder.
Karakoç'un medeniyet tasavvurunda ev, bir mabet-evdir.
Çocuk burada dini kuru bir bilgi olarak değil; sahurun bereketli sessizliğinde, iftarın sabırsız heyecanında bir 'yaşama biçimi' olarak solur.
ALLAH'A KULLUK BIRAZ büyüdüğünde, büyüklük ile sabır arasındaki o gizli köprüyü keşfeder.
Anne ve babasının en temel ihtiyaçlarını bir kenara bırakıp dünyevi iştahlara 'hayır' demesi, onun gözünde gerçek bir yetişkinlik nişanıdır.
Modern dünyanın 'hemen şimdi' diyen, tüketime ayarlı köleliğine karşı çocuk; oruç mektebinde irade kaslarını geliştirir.
Öğleye kadar beklemek, arzuyu ertelemek ve vaktin gelmesini kollamak; Karakoç'un özlediği 'Diriliş Eri'nin ilk talimidir.
Çocuk orada 'geçici bir süre için indirilmiş küçük bir hükümdar' olduğunu, eşyaya değil ancak Allah'a kul olduğunu sezer.
İftar topu, çocuk için sadece yemeğe başlama işareti değildir; o, nefis terbiyesinin meydan savaşı sonundaki zafer muştusudur.
Susuzluğa, açlığa ve alışkanlıklara karşı koyan çocuk, o an tabiatı yenmiş bir fatih edasıyla omuzlara alınır.
Karakoç'un imgelemindeki gibi; oruç insanı omuzlardan başlayarak göğe yükseltir.
Çocuk bunu bir metafor olarak bilmez ama ruhunda o kutsal yükselişi bizzat yaşar.
RUH GÖKLERE ULAŞIR BU süreçte oruç, çocuğu sadece bireysel olarak değil, toplumsal bir şuurla da inşa eder.
Mahalledeki arkadaşlarıyla paylaştığı o ilk 'tam gün' orucu, aslında büyük bir 'İslam Milleti'nin parçası olduğunun sessiz beyanıdır.
Sekülerleşmenin ruhları çoraklaştırdığı bir çağda Ramazan; çocuğa merhameti, paylaşmayı ve empatiyi bizzat aç kalarak öğretir.
Sofradaki tek bir zeytinin, bir yudum suyun kıymeti, ancak o 'açlık disiplini' ile bir varoluş bilincine dönüşür.
Sonuç olarak; çocuk için Ramazan, her yıl aralanan ve içeriye ilahi ışıkların dolduğu bir gökyüzü penceresidir.
Sezai Karakoç'un davasında olduğu gibi, oruç mektebinde yetişen bu çocuk; yarının merhametli, sabırlı ve her şeyden önemlisi 'uyanık' insanı olacaktır.
Çünkü o, orucu sadece tutmamış; oruçla beraber kendi ruhunu da göklere doğru tutmuştur.