Haber Detayı

Sitem İçeren Yazılar Bazen İşe Yarıyor…(mu?)
Neşe doster gercekgundem.com
16/03/2026 06:00 (1 saat önce)

Sitem İçeren Yazılar Bazen İşe Yarıyor…(mu?)

Daha önce de yazmıştım nedense hiçbir özel gün yazı günüme denk gelmiyor. Hele de Mart ayı bu günler açısından dopdolu bir ayken gel de gününde yazamadığın için üzülme!

8 Mart!

Dünya Kadınlar Günü…12 Mart!

İstiklal Marşımızın kabulunün 105. yılı…14 Mart!

Tıp Bayramı!18 Mart Çanakkale Zaferimizin 111. yılı..27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü…Tüm bu özel günlere baktığımızda Büyük Atatürk’ün cesaret dolu adımlarını görürüz.

Kadınlara gelişmiş batıdan çok daha önce verdiği hakları!

Her dizesiyle ulusumuzun özgürlük mücadelesini ve bağımsızlık aşkını dile getiren İstiklal Marşımızı dinlerken yaşadığı ve yaşadığımız gurur ve coşkuyu!

Uykusuz gecelerin, kesintisiz nöbetlerin, ağır sorumlulukların, vicdani ve insani zorlu kararların, ağır çalışma koşullarının ardındaki adres olan beyaz önlüklülerin çilesini gören ve bilen biri olarak; “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!” şeklindeki sözlerini…Milli Mücadele’nin önsözü ve tarihin dönüm noktası sayılan Çanakkale Zaferi’nden sonra ANZAC annelerine yazdığı mektubu…Yine İngiliz filozof William Hazlitt’in; “Tiyatrosu olan bir ülkede kötülükler, çirkinlikler, yanlışlıklar sürüp gitmez!” şeklindeki sözlerini!

Muhsin Ertuğrul’un; “Tiyatro bir şehrin ocak başıdır, orada en güzel masallar söylenir, en gerçek sözler duyulur!” şeklinde açıklamasını…Bu girişten sonra demem o ki: Sürdürülebilir bir yazı uğraşına adananan zorlu bir yolculuk olan yazarlık; Okumak, araştırmak, paylaşmak, bir düzen kurmak, sabır, özen, çaba ve çile gerektiren bir uğraş olduğu kadar, tarihsel ve toplumsal açıdan kaçınılmaz bir sorumluluk ve zorunluluktur.Bu yolculukta; Çekmeceye konulanlar vardır, kültürel bagajı dolduranlar vardır, günü gelince çıkarılacaklar vardır, zamanın muğlaklığı, tarihin mutlaklığı vardır.

Özetle yol uzun, yokuşlar dik ve meşakkatlidir.

Çünkü gerçeklerin ve uygarlığın ayak izlerinde dolaşmak gönül ve sabır çilesi ister…Bu yolculukta; Zihnin bir köşesinde sırasını bekleyen, önceliği olan, yazara da, okura da iyi geleceği var sayılanlar olduğu kadar, yazarken bilmenin yetmediği, durmadan yeni bilgilere ihtiyaç olduğu gerçeği de unutulmamalıdır…Bu yolculukta; “Keşke yazsaydım!” diyerek üzüldükleriniz, “neden daha önce düşünmedim” şeklindeki pişmanlıklarınız, bazen de yazdıklarınıza gelen yorumlara bakıp kendi iç dünyanızı sarıp sarmalamayanlara karşı duyduğunuz vefa da hiç akıldan çıkmamalıdır.Bu yolculukta aklıma neler mi gelir?Bu yolculukta; Vazgeçilmez değerler ve ölçüler vardır.

Başta ulusça sahip olduğumuz en doğru pusulanın Atatürk olduğu, alınteri, kan, fedakârlık ve gözyaşının toplamı olan Cumhuriyete ve O’nun başardıklarına dil uzatılamayacağı, ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini, malını mülkünü halkına vererek, vatanı sevmek, ulusunu sevmek nasıl olurmuş gösteren eşsiz bir lidere sahip olmanın ayrıcalığı gibi…Yine bu yolculukta; Atatürk ve cumhuriyetin hava ve su kadar vazgeçilmez olduğu, her ikisi olmadan hayatta ve ayakta kalamayacağımız gerçeği, bu ikilinin ulus devleti ayakta tutan temel değerler ve ülkenin temel harcı olduğu, devlet gemisi su almaya başladığında can simidine koşanların karşısına iki dolabın çıktığı; Birinci kapıda Atatürk, diğer kapıda Cumhuriyet yazdığı gibi…Mazi denilince aklıma Gazi gelir…Kişisel olarak bu yolculukta; Mazi derken benim aklıma Gazi gelir.

Yaşam felsefemin, dünya görüşümün, duruşumun özünde Atatürk’ün eşsiz varlığı gelir.

Ona ait araştırmalarımda edindiğim bilgilerin müthiş ve eşsiz oluşu gelir, bu öğretilerin bana bellettiği şeyin; O mazide savaştan savaşa koşarken, 57 yıllık hayatına 15 yılda neleri soktuğu gelir, Anadolu gelir, Balkanlar gelir, Selanik gelir, kadın- erkek eşitliği gelir, çağdaş eğitim gelir, hayvan sevgisi gelir, tango gelir, Türk müziği gelir, tiyatro- opera gelir, çevreye duyarlılık gelir, çocuklar gelir, özetle insan olmak, lider olmak, önder olmak gelir…Tenis maçı izleyen, sahilde kumda oturup denizi seyreden, yüzen, kürek çeken, ata binen, konser izleyen, tiyatroya giden, dans eden, tango yapan, heykel inceleyen, salıncakta çocuk gibi sallanan, o koşullarda son derece şık ve uyumlu giyinen, Fokus adlı köpeği olan, çocuklarla, gençlerle, cephede askerle, komutanla, küylülerle, şairlerle yazarlarla sanatçılarla bir araya gelip sohbet eden “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir” diyerek bilim ve teknolojiyi işaret eden bir lider gelir…Bağdaş kurup otururken, çatal bıçak kullanırken, sigarasını yakarken bile zarafet timsali olduğunu kanıtlayan, kadınlara değer veren, ona gelişmiş batıdan çok daha önce haklar tanıyan, Müzeyyen Senar’ı, Safiye Ayla’yı takdir ederek dinleyen, şarkılarına eşlik eden bir gönül insanı gelir…“Bana yeniden üniformamı giydirtmeyin” diye ültimatom veren, tarihin gördüğü en zorlu savaşlardan birinde; “Geldikleri gibi giderler!” diyen, ağacı kesmemek için koca köşkü “yerinden oynatın” emri veren, kalbine kurşun yiyen, böbrek sancılarıyla kıvranırken cepheden ayrılmayan, tam 22 yılını cephelerde geçiren, yatağından çok siperlerde yatan, “Evde yiyecek kalmadı” diye mektup yazan annesine, “Bu para milli mücadelenin parasıdır, evdeki halıları satın” diye yanıt veren bir dürüstlük abidesi gelir…Köyde, kırsalda, kentte, cephede savaş verirken ulusun gençlerinin iyi yetişmesi için adımlar atan, cumhuriyeti çok güvendiği gençlere emanet eden, nutuk yazarak hesap veren, akıl veren, yol gösteren, yokluğu da, savaşları da gören ve “daha ne yapsın?” diyebileceğimiz bir büyük önder gelir…Çünkü Atatürk’ü ve O’nun devrimlerini içselleştiren, onları yörünge ve yön olarak gören bir Cumhuriyet kadını olarak tüm bunları yazmanın, paylaşmanın tarihsel bir sorumluluk, toplumsal bir zorunluluk olduğu gelir.

Oysa tüm bu gerçekleri görmeyenlerin varlığı ve çokluğu da gelir…Önemli not: Doğru adımlar atmak için doğru soruları sormak zorundayız.

Doğru adresleri bulmak, sınırsız fedakarlık sonucu elde edilenlere yönelmenin tercih değil zorunluluk olduğunu unutmamak zorundayız.

Makul ve meşru öneri ve projelere duyduğumuz ihtiyacı hep hatırlamak zorundayız.

Çünkü önemli olan ne olduğun değil, neyi dert ettiğindir.

Nokta…İlber Ortaylı Hoca artık yok!

Üzgünüm: Ülkemiz bilgili, birikimli, kültürlü, entelektüel, çok yönlü, çok dil bilen bir tarihçisini yitirdi. “Giderek artıyor yalnızlığımız” diyen Cahit Sıtkı bir kez daha haklı çıktı.

Ne derdi İlber Hoca; “Akıllı insana hatasını göster, sana teşekkür eder.

Cahil insana hatasını göster, sana hakaret eder.” kendisini teşekkür ederek uğurluyor, ışıklar içinde yat Değerli Hocam diyorum…Davet Notu: 17 Mart Salı günü saat 14.00’de Kadıköy Belediyesi Kriton Curi Gönüllü Evi’nde “Topluma Yön Veren Öncü Kadınları” anlatacağım.

Yolu düşenleri beklerim…

İlgili Sitenin Haberleri