Haber Detayı
16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde katledilen öğrenciler katledildikleri yerde anıldı
Gençlik örgütleri ve 78’liler Hareketi, 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı’nda yaşamını yitiren 7 öğrenciyi katliamın yaşandığı İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde andı.
16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde katledilen öğrenciler gençlik örgütleri ve 78’liler Haraket’i tarafından gerçekleştirilen eylemle anıldı. 78’liler Haraket’i tarafından yapılan açıklamada, 7 öğrencinin yaşamını yitirdiği, 41 öğrencinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nda yaşananlar anlatıldı, 16 Mart davasının “zaman aşımı” gerekçesiyle kapatılmasına tepki gösterildi. 12 Eylül’den sonraki dönemde kapatılan dava dosyasının, İstanbul Barosu Susurluk Komisyonu’nun 1997 yılında ortaya çıkardığı belgeler neticesinde avukatlar tarafından davanın yeniden açılmasının sağlandığı anımsatılarak, “16 Mart davası, doğrudan bir kontrgerilla davasıydı ve alanında açılan ilk ve tek davaydı.
Suç İlişkileri, MİT'e, Emniyet'e ve askere kadar uzanıyordu.
Her üç kurum da mahkemeye hiçbir bilgi vermedikleri gibi bu yollu en küçük çatlağı süratle kapattılar.
Soykırım, katliam, işkence gibi insanlık suçlarında zaman aşımı olamayacağı biçimindeki insanlığın hukuki müktesep hakkına rağmen dava ‘zaman aşımı’ ile bitirildi. 16 Mart davası bitmedi, adaletin peşindeyiz” denildi. “FAİLLERİ AKLAYANLARI DA UNUTMUYORUZ, UNUTMAYACAĞIZ” Gençlik örgütleri adına yapılan açıklamada da Beyazıt Katliamı’na ilişkin, “Aradan kaç yıl geçerse geçsin katliamın faillerini de katliama göz yumanları da failleri aklayanları da unutmuyoruz, unutmayacağız” denildi.
Açıklamada, “Katledilenler eşitlik ve özgürlük dolu bir yaşamı talep edenlerdi.
Devrimci-demokrat öğrencilerdi.
Katiller ise eşitliğin ve özgür bir geleceğin düşmanlarıydı.
Devlet destekli Ülkü Ocakları isimli faşist çeteydi.
Kampüsten çıkan öğrencilerin Süleymaniye çıkışını kullanmasına engel olan, öğrencileri katliamın yaşandığı alana gitmek zorunda bırakan polislerdi.
Failleri cezasızlıkla ödüllendiren yargı mensuplarıydı.
Ayrıca Abdullah Çatlı bu katliamın planlanmasında yer almış, katliamda kullanılan bombayı temin etmiştir.
Dönemin Emniyet yetkililerine faşist çetelerin üniversitelilere yönelik silahlı bir saldırı yapacağı bildirilmiş olmasına rağmen yetkililer göz göre göre katliamın yapılmasına izin vermiştir.
Bugün ise Çatlı filmiyle Abdullah Çatlı’nın hayatını anlatan, suçlarını aklamaya çalışanlara karşı Beyazıt katliamı başta olmak üzere faşist çetelerin işlediği suçların aklanmasına geçit vermeyeceğiz” ifadelerine yer verildi.
Irak’ta 16 Mart 1988 gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin de anıldığı eylemde “Aradan değil on yıllar, yüzyıllar dahi geçse ezilen halklara karşı işlenen suçları unutmayacağız, unutturmayacağız” denildi. “1978'İN 16 MART GÜNÜ, SAAT: 13.20... 78’liler Hareketi’nin açıklaması şöyle: “1978'in 16 Mart günü, saat: 13.20...
Polis komiseri Reşat Altaylı'nın denetiminde bir polis ekibi tarafından dışarıya zorlanarak çıkarılan ilerici-devrimci öğrenciler, İstanbul Üniversitesi merkez binasından çıktıkları sırada, güvenliklerini sağlayan polisleri 16 Mart günü bulamadılar.
Okulun önünde biriken ‘Beyazıt komünistlere mezar olacak’, ‘Kahralsun komünistler’ diye slogan atan faşistler dışında kimse yoktu.
Öğrenciler ön kapıdan çıkıp sağ taraftaki Eczacılık Fakültesi ile okulları arasında yola yönelmişlerdi ki, Zülküf İsot adlı Elazığlı bir faşist 'kahrolsun komünistler' diye bağırarak öğrencilerin üzerine ilk bombayı attığı anda, öğrencilerin üzerine Eczacılık Fakültesinin altındaki setten yaylım ateşi açılacak ve ölüm çığlıkları yükselecekti.
Katillerden Zülküf İsot, kaçarken, birkaç polis onu yakalamak için peşinden koşacak, ama polis komiseri Reşat Altaylı 'bırakın, koşmayın' emriyle polisleri durduracaktı.
Ortalık durulduğunda, 41 öğrenci yerlerde kıvranıyordu.
Bunlardan Hatice Özen, Baki Ekiz, Ahmet Turan Oren, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl olay yerinde, Cemil Sönmez ve Murat Kurt kaldırıldıkları hastanede hayatlarını kaybedeceklerdi.
Katliamı kolaylaştıran 'ünlü' işkenceci İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı ile Süreyya Sanlı gibi polis şefleri, 'görevlerine kayıtsız kalmakla,' Emniyet Amiri Reşat Altaylı, öğrencileri dışarıda götürmesi gereken güvenli noktaya kadar koruması gerekirken, üniversite kapısında terk etmekle' suçlanmışlar ancak 12 Eylül sonrası dönemde mağdurlara haber verilmeden yargılanıp aklanmış, dosya kapatılmıştı. 1997 yılında İstanbul Barosu Susurluk Komisyonu, Susurluk çetesi ile ilgili kendilerine gelen bazı belgelerden katliamın karanlık noktalarını aydınlatacak belgeleri bulacaktı. 16 Mart katliamında toprağa düşenlerin dönem arkadaşı avukatlar, bu belgeleri değerlendirmek için bir araya geleceklerdi.
Katliamda arkadaşlarını kaybeden avukatlar dava dosyalarını tozlu raflardan indirecekler, ‘yeni deliller’ hukuksal ilkesi üzerinden ilk davanın açılışından 19 yıl sonra 1997'de davanın yeniden açılışını sağlayacaklardı.
Böylece yeni bir adalet arayış süreci başlatıldı. 16 MART DAVASI, DOĞRUDAN BİR KONTRGERİLLA DAVASIYDI VE ALANINDA AÇILAN İLK VE TEK DAVAYDI Saldırının olacağını bildikleri halde hiçbir güvenlik tedbiri almadıkları gibi gerçekleşmesini kolaylaştıran güvenlik kuvveti amirleri, saldırganların yakalanmasını engelleyenler, saldırıyı gerçekleştirenlerin kirli bağlantıları ortaya çıkarılıp bir bir mahkemeye çağrılmaları sağlandı.
Reşat Altaylı, Oral Çelik, Abdullah Çatlı, Meral Çatlı, bombayı Abdullah Çatlı'ya veren Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker, Haluk Kırcı, Nasibullah Türker, Murat Bayrak ve 12 Mart'da Denizler'in savcısı Baki Tuğ'un aralarında olduğu 11 kişi hakkında 13 Mayıs 1997'de suç duyurusu yapıldı.
Olayın dış bağlantıları da kısmen ifşa olacak ve planlayıcılardan Nasibullah Türker, olaydan sonra Almanya'ya, Nazi geçmişli CIA ajanı Ruzi Nazar'ın yanına dönecekti.
Ancak bunların önemli bir kısmı mahkemeye gelmedi.
Mahkeme de bu konuda caydırıcı davranmadı. 16 Mart davası, doğrudan bir kontrgerilla davasıydı ve alanında açılan ilk ve tek davaydı.
Suç İlişkileri, MİT'e, Emniyet'e ve askere kadar uzanıyordu.
Her üç kurum da mahkemeye hiçbir bilgi vermedikleri gibi bu yollu en küçük çatlağı süratle kapattılar.
Soykırım, katliam, işkence gibi insanlık suçlarında zaman aşımı olamayacağı biçimindeki insanlığın hukuki müktesep hakkına rağmen dava ‘zaman aşımı’ ile bitirildi. 16 Mart davası bitmedi, adaletin peşindeyiz. 16 Mart 1988'de de Irak'ın kuzeyinde Halepçe Kürtlerine karşı düzenlenen soykırımda 5 bin Kürt öldürüldü 10 bin Kürt yaralandı.
Halepçe soykırımını kınıyoruz.
Halepçe katliamını unutmayacağız” KATLEDİLENLER EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK DOLU BİR YAŞAMI TALEP EDENLERDİ Gençlik örgütleri tarafından yapılan ortak açıklama ise şu şekilde: “Gençlik örgütleri olarak 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anmak, anılarını yaşatmak, katliamların faillerinden hesap sormak için bir araya geldik.
Bundan tam 48 yıl önce bugün, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde Beyazıt Katliamı yaşandı. 7 öğrenci katledildi, 41 öğrenci yaralandı.
Katledilenler eşitlik ve özgürlük dolu bir yaşamı talep edenlerdi.
Devrimci-demokrat öğrencilerdi.
Katiller ise eşitliğin ve özgür bir geleceğin düşmanlarıydı.
Devlet destekli Ülkü Ocakları isimli faşist çeteydi.
Kampüsten çıkan öğrencilerin Süleymaniye çıkışını kullanmasına engel olan, öğrencileri katliamın yaşandığı alana gitmek zorunda bırakan polislerdi.
Failleri cezasızlıkla ödüllendiren yargı mensuplarıydı.
Ayrıca Abdullah Çatlı bu katliamın planlanmasında yer almış, katliamda kullanılan bombayı temin etmiştir.
Dönemin Emniyet yetkililerine faşist çetelerin üniversitelilere yönelik silahlı bir saldırı yapacağı bildirilmiş olmasına rağmen yetkililer göz göre göre katliamın yapılmasına izin vermiştir.
Bugün ise Çatlı filmiyle Abdullah Çatlı’nın hayatını anlatan, suçlarını aklamaya çalışanlara karşı Beyazıt katliamı başta olmak üzere faşist çetelerin işlediği suçların aklanmasına geçit vermeyeceğiz.
Aradan kaç yıl geçerse geçsin katliamın faillerini de katliama göz yumanları da failleri aklayanları da unutmuyoruz, unutmayacağız.
Beyazıt Meydanı’nda üzerine bombalar, kurşunlar yağdırılan yoldaşlarımızı, Abdullah Şimşek’i, Baki Ekiz’i, Cemil Sönmez’i, Hamit Akıl’ı, Hatice Özen’i, Murat Kurt’u, Turan Ören’i saygıyla anıyoruz.
Sadece Beyazıt Meydanı’nda katledilen 7 üniversiteli için değil, geleceğimiz ve haklarımız uğruna mücadele eden ve bu mücadelede katledilenler için hesap sorma çağrısını yükseltmeye devam edeceğiz.
FAŞİST SALDIRILARA DA İKTİDARIN BASKI POLİTİKALARINA DA GEÇİT VERMEYECEĞİZ 47 yıl önce Beyazıt’ta devrimci-demokrat öğrencileri katledenler, bugün de üniversitelerde ve yaşamın her alanında mücadeleyi büyütenlere karşı saldırılarını farklı biçimlerde sürdürmeye devam ediyor.
Üniversitelerde 19 Mart’ta mücadeleyi yükselten, yemek hakkını ve yaşama hakkını savunan öğrencilere soruşturmalar açılıyor.
Üniversiteleri katliamlarla, ÖGB-Polis ablukası ile, YÖK mekanizmasıyla boyunduruğu altına sokmaya çalışanlara öğrenciler biat etmeyecek.
Kampüste OHAL ilan edenler, arka arkaya soruşturmalar açanlar, Hacettepe’de arkadaşlarımıza yıllar boyu uzaklaştırma verenler duysun: Direnişimiz, mücadelemiz tepeden inme hukuksuz soruşturmalarla, ev baskınlarıyla, gözaltılarla, tutuklamalarla bitmez.
Faşist saldırılara da iktidarın baskı politikalarına da geçit vermeyeceğiz.
HALEPÇE KATLİAMINDA CAN VERENLER ANILDI 37 yıl önce bugün, gene 16 Mart tarihinde Halepçe kasabasında Kürt halkına karşı bir insanlık suçu işlendi. 1986-1988 İran-Irak Savaşı zamanında dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in talimatı ile Halepçe’ye kimyasal saldırı düzenlendi, zehirli gaz bombaları şehre bırakıldı.
Halepçe’de sivil halka dönük gerçekleştirilen saldırıda 5 bin Kürt yurttaş katledildi.
Aradan değil on yıllar, yüzyıllar dahi geçse ezilen halklara karşı işlenen suçları unutmayacağız, unutturmayacağız.
Ezilen halklara dönük saldırganlıkta Halepçe ne ilkti ne de son.
Halepçe’den Roboski’ye, Rojava’dan Gazze’ye, Lübnan’dan İran’a ve Filistin’e dek Ortadoğu katliamların, inkarın, asimilasyonun ve soykırımın değil, halkların kardeşliğin coğrafyası olacak.
Halepçe’nin katillerinden hesabı halklar soracak. 37 yıl önce Halepçe’de tanık olunan egemenlerin katliamcı anlayışı bugün Filistin’de, Rojava’da, Suriye’de, İran’da, Lübnan’da ve Ortadoğu’nun her yerinde görünmeye devam ediyor. 9 Aralık 2024’te Şam’ı ele geçiren HTŞ isimli cihatçı çeteler, kıyı şeridi bölgesinde yaşayan Alevi, Dürzi ve Kürt halklarına yönelik toplu katliamlar düzenledi.
Bugünde Amerikan emperyalizmi ve İsrail işbirliğinde İran ve Lübnan’da halklar kirli savaş politikaları ile katledilmeye devam ediyor.
Suriye’de HTŞ ve cihatçı çetelere, Ortadoğu’da ABD ve İsrail saldırganlığına karşı direnen halklar ile dayanışmayı sürdüreceğiz.
Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin kan saçtığı, bir avuç egemenin kirli çıkarları uğruna sayısız katliamlar tertiplediği bu düzene karşı halkların kardeşliğini savunuyoruz.
Emperyalist saldırıların arttığı bu dönemde tarihimizden aldığımız anti-emperyalist mücadele mirasımızla gençlik olarak emperyalist savaşa, halkların katledilmesine geçit vermeyeceğiz.
Emperyalist saldırganlığa karşı örgütlü mücadeleyi büyüteceğiz