Haber Detayı
Bir Hikâyenin Perdeye Yansıması: Abdullah Çatlı
Ve bazı hayatlar vardır ki… Tarihten çok hikâye, siyasetten çok kader taşır.
Bazı hayatlar vardır; gazetelerin köşelerinde, mahkeme tutanaklarında, hatıralarda ve kulaktan kulağa anlatılan anılarda dolaşır ama bir türlü hak ettiği büyük anlatıya kavuşamaz.
Abdullah Çatlı’nın hayatı da yıllardır biraz böyleydi.
Şimdi o hikâye sinemanın perdesine taşınıyor.
Ve doğrusu bu cesareti gösteren film ekibini takdir etmek gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin yakın tarihine dokunan her hikâye, yalnızca bir biyografi değil; aynı zamanda bir hafıza meselesidir.
Abdullah Çatlı ismi, kimine göre tartışmalı bir figürdür; kimine göre ise bir dönemin sert rüzgârları içinde şekillenmiş bir mücadele insanı.
Fakat şu gerçek inkâr edilemez: O, hayatını bir parti rozetinin sınırlarına hapsetmemiş bir karakterdi.
Benim gözümde Çatlı’yı ilginç kılan şey tam da bu.
Siyasi etiketlerin ötesinde, kendince bir dava duygusuyla hareket eden ve o duygunun içinde yaşayan bir figür.
Türkiye’de bazı insanlar vardır; onlar bir ideolojinin değil, bir ruh halinin temsilcisidir.
Çatlı da o insanlardan biriydi.
Bu yüzden onun hikâyesini sinemaya taşımak, yalnızca bir kişinin hayatını anlatmak değildir.
Aynı zamanda Türkiye’nin çalkantılı yıllarına, gençliğin öfkesine, inançlarına ve fedakârlıklarına bakmaktır.
Filmi hazırlayan ekip bu açıdan önemli bir işe girişmiş görünüyor.
Yakın tarihimizin zor ve ağır bir karakterini beyaz perdeye taşımak kolay değildir.
Hem anlatının cesareti gerekir hem de tarih duygusu.
Bir hikâyeyi filme dönüştürmek, onu yeniden kurmaktır.
Arşivlerden, hatıralardan, suskunluklardan ve yarım kalmış cümlelerden bir insan portresi çıkarmaktır.
Eğer bu yapılabiliyorsa, ortaya yalnızca bir film değil, bir dönem panoraması çıkar.
Benim için bu projeyi ayrıca anlamlı kılan bir taraf daha var.
Çatlı’nın kızı Gökçen’i bir dost olarak tanıyor olmak… Bir insanın babasının hikâyesinin sinemaya dönüşmesini izlemek, eminim ki tarif edilmesi zor bir duygu.
Belki de bu film, yıllardır farklı yönleriyle konuşulan bir hayatın daha sakin, daha insani bir pencereden görülmesine vesile olur.
Çünkü bazen bir ülkenin tarihini anlamak için yalnızca arşivlere değil, insanların hayat hikâyelerine bakmak gerekir.
Ve bazı hayatlar vardır ki… Tarihten çok hikâye, siyasetten çok kader taşır.
Abdullah Çatlı’nınki de tam olarak böyle bir hayat