Haber Detayı
Mavi Rüzgar Falay Anlattı: Barış Falay ve Esra Ronabar Nasıl Anne Baba?
Televizyon dünyasının örnek çifti Barış Falay ve Esra Ronabar, oğulları Mavi Rüzgar ile birlikte bayramın manevi iklimini ve aile olmanın şifrelerini paylaştı. Şimdilerde atv ekranlarında fırtınalar estiren Kuruluş Orhan dizisinde Şahinşah’ı canlandıran Barış Falay, setin yoğun temposuna kısa bir mola vererek; ailesiyle birlikte hem iş hem özel hayatına dair samimi açıklamalarda bulundu.
Falay Ailesi, birlikte verdikleri bir röportajda samimi açıklamalara imza attı.
Sabah'tan İlker Gezici'nin haberine göre; Barış Falay, 'Bayram denince aklıma iyilikte ve güzellikte buluşturan ortak değerler geliyor' derken; Esra Ronabar bayramın kendisi için 'çocukluk, barış ve aileyle bir araya gelinen o neşeli günler' anlamına geldiğini belirtti.
Mavi Rüzgar ise bayramı 'kültürlerin, farklılıkların ve değerlerin buluştuğu özel zamanlar' olarak tanımladı.
İşte çocukluktaki bayram harçlıklarından Perihan Abla skeçlerine, at üzerindeki aksiyon sahnelerinden evdeki kısır ziyafetlerine kadar Falay ailesinin o çok konuşulacak açıklamaları...
Bayram sizin için ne ifade ediyor?
Bayram denince aklınıza ilk ne geliyor?
BARIŞ FALAY: 'Bayram denince ortak değerler geliyor aklıma.
İyilikte buluşturan, güzellikte buluşturan ortak değerler geliyor.
Bir toplumu bir arada tutabilmek için de ortak değerlerin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Bu kadar kötülüğün olduğu bir dünyada da bayram sanki bir iyilik molası gibi.' ESRA RONABAR: 'Bayram deyince benim aklıma gelen ilk kavram çocukluğum.
Herhalde Türkiye'deki herkesin de aklına çocukluklarımız geliyordur.
Eskiden kutlanan o güzel tatlı bayramlar.
Bayram benim için barışı ifade ediyor.
İnsanın kendiyle, içinde bulunduğu toplumla ve tüm dünyayla barış içinde olabilmesini...
Ve aklıma gelen diğer kavram babaannem; çünkü babaannemin evinde toplanırdık ve gerçekten çok neşeli, keyifli, barış dolu, iyiliğin yüceltildiği, emeğin yüceltildiği günlerdi.
Umarım böyle günleri tekrar yaşayabiliriz.' MAVİ RÜZGAR FALAY: 'Bayram denildiğinde benim aklıma kültür, değerler ve farklılıklar geliyor.
Küçüklüğümden itibaren farklı din ve kültürlere bağlı olan arkadaşlarımla beraber kurduğum bağlantılar dolayısıyla birçok farklı kültürü ve inancı deneyimleme fırsatı buldum.
Dolayısıyla ülkemizde yaşayan farklı gelenekleri ve farklı bayramları da öğrenme fırsatı buldum.
Bu farklılıkların bizi güçlendirdiğini düşünüyorum.
Aynı zamanda kendi gelenek ve göreneklerimi de adetiyle yerine getirmeye çalışıyorum.
Bayram benim için bir değer, değerler.' Geleneklerine bağlı bir ailede mi büyüdünüz?
Bayramlar nasıl geçerdi sizde?
Varsa aklınıza gelen bir anınızı paylaşabilir misiniz?
BARIŞ FALAY: 'Geçmişte bayram geleneğinin, özellikle bayram geleneğinin evlere göre farklılık gösterdiğini düşünmüyorum.
Yani benim çocukluğumda hemen her ev bu ortak değerlerde buluşuyordu.
Keza biz de öyle, benim ailem de öyleydi.
Özellikle babaannemde geçirdiğim bayramlar aklıma geliyor.
Hem anne hem baba tarafımız neredeyse toplanıyordu, bir araya geliyorduk orada.
O anlamda çok keyifliydi.
Ama şehir dışına gitmediğimiz zamanlarda da apartmandan başlayarak yine tanıdık, akraba ziyaretleri çok kıymetliydi.
Benim şöyle bir bayram anım var...
Her çocuk gibi kapı kapı dolaşıyorduk ama ben ablamla birlikte ekstra bir program yapma düşüncesiyle bir şey gerçekleştirmiştim.
Ablam şarkı söylüyordu, ben de skeçler oynuyordum.
Eve böyle bir tomar parayla geldiğimizde de babamdan ciddi bir fırça yediğimi hatırlıyorum.
O paraların sahiplerine tek tek geri dönmek zorunda bırakmıştı babam beni.
Orada girişimci ruhum bitti.' ESRA RONABAR: 'Ben geleneklerine bağlı bir ailede büyüdüm ve geleneklerine bağlı bir şehirde büyüdüm; İzmir'in Ödemiş ilçesinde büyüdüm.
Özellikle babaannem de, anneannem de, her iki dedem de geleneklerine bağlı insanlardı ve bayramlar çok büyük bir mutluluk ve coşkuyla kutlanırdı.
Benim de bayram anılarımdan bir tanesi; annem Emlak Kredi Bankası'nda çalışıyordu ve yazları Çeşme'de dinlenme kampına gidiyorduk.
Galiba birkaç tanesi bayrama denk geliyordu.
Barış'ınkine benzer bir anı; o zamanlar sevgili Perran Kutman'ın 'Perihan Abla' dizisi vardı ve televizyon odası vardı kampımızda.
Kamptaki televizyon odasında Perihan Abla'yı izlemektense, benim yazdığım skeçleri dağıttığım bütün çocuklarla beraber hep beraber oynamıştık ve kampın bütün büyükleri o zaman için siyah-beyaz bir televizyondan Perihan Abla'yı değil, benim yazdığım bir oyunu ve çocukları izlemişti.
Benim için büyük bir bayram hediyesiydi.
Bayram bir de tabii güzel giysiler demekti.
Türkiye'de bolluğun çok olmadığı dönemlerde az giysimiz vardı, tabii ki de mutluyduk.
Bayramlarda yeni kıyafetler alınırdı ve gerçekten bayram kıyafetlerimi başucuma koyup ya da bayramlık ayakkabılarıma böyle sarılıp yattığımı hatırlıyorum.
Bayram demek yeni, güzel giysi demekti ve benim için güzel skeçler yazabilmek, oynayabilmek, dağıtabilmek demekti.' Bugün, günümüzde bayramlar tatil olarak algılanıyor.
Sizin bayram ritüeliniz nedir?
Nasıl başlar sizde bayram, neler yaparsınız ailece?
BARIŞ FALAY: 'Bayram demek insanın bence sevdikleriyle birlikte olması demek.
Biz de sevdiklerimizle bir arada olmaya gayret gösteriyoruz özellikle bu tip zamanlarda.
Ama tüm ülkece neredeyse kutlandığını bilmek, o enerjiyi yaşıyor olmak da başka bir coşku veriyor tabii insana.
Sevdiklerimizle bir arada sofralarda olduğumuz anları tercih ediyoruz.' ESRA RONABAR: 'Birlik enerjisinin, bir olmanın, insanın insandan farkının olmamasının ve hepimizin aslında aynı olduğumuzun bilinciyle oluşan duruma bayram dendiğini düşünüyorum.
Bayram tabii tatil olması bana garip gelmiyor; hayattaki koşturmaya, mecbur olduklarımıza bir an için ara verip değerli olanın ne olduğunun farkına varmak, herkesin birbirinin yansıması olduğunu görmek ve aslında her şeyin bir olduğunun farkına varmak güzel bir anlayış bence.
O yüzden durmak, ara vermek ve gerçeğin, hakikatin ne olduğunu anlamak gibi geliyor bana bu tatil olma durumu.
Barış'ın da dediği gibi sevdiklerimizle aynı sofra etrafında toplanabilmek; iyiye, güzele, barışa doğru yol alabilmek...
Bayramın enerjisi bu benim için.' MAVİ RÜZGAR FALAY: 'Bizim ailede herkes çalışırken, normal bir iş veya okul temposunda maalesef birbirimize yeterince vakit ayıramıyoruz.
Bayram demek aslında biraz büyüklerin küçüklere, küçüklerin de büyüklere ayırdığı kaliteli vakit.
Bu vakitler çok önemli, birbirimizle paylaşacak çok şeyimiz var.
Büyüklerin küçüklerden, küçüklerin de tabii ki de büyüklerden öğrenecek çok şeyi var, çok deneyimi var.
Bayramlar bunun için altın bilezikler, altın günler.
Çok önem veriyorum ve ben de tabii ki aile büyüklerimle, sevdiğim insanlarla, komşularımla kaliteli vakit geçirmeye çalışıyorum.' Mesela bayram sofrası için olmazsa olmazınız var mıdır?
BARIŞ FALAY: 'Şahsen benim olmazsa olmazım sevdiğim insanlar olabilir ancak.
O birliktelik olabilir, o keyifli hissiyat olabilir.
Önemli olan benim açımdan sadece bu.' ESRA RONABAR: 'Bayram sofrasının bence olmazsa olmazı sevgi dolu yürekler.
O yüzden beraber oluşturduğumuz; ülkece, milletçe, vatanca oluşturduğumuz ortak değerlere inanan, onu yüceltmeye çalışan, birden, birlikten, hakikatten yana olan insanlar bayram sofrasının olmazsa olmazları bence.' MAVİ RÜZGAR FALAY: 'Annemin ve babamın verdiği birbirinden kaliteli manevi cevaplardan sonra birazcık ergen bir erkek çocuğu olduğum için yemeklerden bahsedeceğim.
Ben köfteyi ve kısırı ayrıca seven bir insanım.
Tuzlular benim için sofranın olmazsa olmazı.
Annem de babam da ikisi de çok güzel yemek yaparlar.
Birbirlerine sofrada da evde de destek olurlar.
Herhalde onların yaptığı köfte ve kısırı saymadan geçemeyeceğim.
Benim için olmazsa olmaz iki yemek bu ama tabii ki onların sohbetleri de soframızın baş tacı.' Öte yandan örnek bir aile olarak gösteriliyorsunuz.
Sizi tanıyanlar güçlü ve üretken bir çift görüyor.
Bu mutlu evliliği neye borçlusunuz?
Sizce evliliği mutlu ve uzun ömürlü kılan şey nedir?
BARIŞ FALAY: 'Mutlu evliliğin de iyi çocuk yetiştirmenin de net bir formülü olduğunu düşünmüyorum.
Bu o çok da tanımlayamadığımız enerji alanıyla alakalı bir şey gibi sanki.
O yüzden bence en temelde aşk bence olmazsa olmaz, üstüne harcanan emek ve tolerans diyebilirim.' ESRA RONABAR: 'Bir sırrı var mı bilmiyorum.
Olsa da ona vakıf olduğumuzu düşünmüyorum.
Ama hayatta her zaman devam edebilmenin altında yatan şeyin emek olduğunu düşünüyorum.
Ben emeğe inanıyorum.
Tarafların, durumların, kişilerin birbirine saygı duyarak ve emek vererek, yanlışları ortadan kaldırmaya çalışarak ve yaptığı her yanlıştan ders alıp büyümeye çalışarak devam etmek olduğuna inanıyorum.
Peki, evde kapılar kapandığında nasıl bir anne-babasınız?
BARIŞ FALAY: 'Kapılar kapandığında nasıl bir anne babayız, en iyisi Mavi cevap versin bu soruya.
MAVİ RÜZGAR FALAY: Kapılar kapalıyken, açık olduğundaki halinden farklı olanlara anne baba demek biraz zor; gardiyan denilebilir.
Benim anne babamın kapılar açıkken veya flaşlar gözleri önündeyken oldukları halle kapılar kapandığındaki halleri aynı.
Aynı Mevlana'nın dediği gibi ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.
Şeffaf insanlar.
Bu şeffaflıklarının da meyvelerini mesleklerinde bolca topladıklarını düşünüyorum.
Oyunculuk yalan kaldıran bir iş değil.
Bunun ayrımına varan insanlar.
Böyle kaliteli oyuncular da hayatlarında şeffaflık ilkesini öne sürüyorlar, aynı anne babalıklarında yaptıkları gibi.
Bence süper anne babalar.' Mavi Rüzgar bir çok ilgi alanı olan bir genç.
Onun çok yönlü olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Birlikte en çok hangi aktiviteyi yaparken keyif alıyorsunuz?
BARIŞ FALAY: 'Mavi Rüzgar'ın çok yönlü bir çocuk olması evet, bizim düşümüzdü; Esra'yla benim ortak düşümüzdü.
Bir sürü şeyi olabildiğince deneyimletelim, ailesinin yanındayken deneyimlesin, güvenli alanındayken deneyimlesin istedik.
O yüzden de çaba sarf ettik diyebilirim zevkle.
Bu dönem de biraz böyle bir dönem zaten; farklı disiplinleri barındırabilmesi gerekiyor kişinin sanki kendi yolculuğunda ilerlerken.
Daha fazla farklı deneyime, farklı kola ihtiyacı var.
Mavi'yle ben birçok aktiviteyi yaparken zevk alıyorum.
Yani çocukluğundan itibaren herhalde bolca sinema filmi izlemişizdir beraber, sinemaya gidip ya da tiyatro oyunu izlemişizdir aynı zamanda.
Bunun dışında ara ara bir dönem masa tenisi oynarken keyif alıyorduk.
Bir dönem her hemen her evde olduğu gibi oyun konsolları bizde de nadiren de olsa devreye giriyor.
Yani onun dışında kendi başımıza zevk aldığımız şeylerden çok da fazla ayırmadık evladımızı diyebilirim.' ESRA RONABAR: 'Mavi Rüzgar'ın evet çok yönlü bir kişiliği var.
Ben çocukken küçük bir kasabada büyüdüğüm için pek çok istediğim şeyi deneyimleme imkanım olmamıştı.
O yüzden çok arzu ettim Mavi Rüzgar'ın çocukluğundan itibaren farklı şeyleri denemesini; sanatın tüm kollarıyla, sporun istediği alanlarıyla ilgilenmesi benim kendime ait bir çocukluk düşümdü.
O yüzden Barış'la beraber bunu gerçekleştirebiliyor olmak bana çok mutluluk veriyor.
Aynı zamanda herkese böyle alanlar açılmasını diliyorum çünkü her çocuk bir cevher, hepimiz bir cevherdik.
Hangi konuya ilgimizin olduğunu, nerede başarılı olabileceğimizi, topluma, kolektife nerede katkıda bulunabileceğimizi ancak farklılıklarda deneyimleyerek, farklı alanları deneyimleyerek anlayabiliriz.
Mavi Rüzgar'la yapmaktan en keyif aldığım şey her şey.
Hayatımda her şeyi yaparken yanımda onun olmasını isterim ama galiba herhangi bir konu üzerine felsefe yapmak onunla yapmaktan en keyif aldığım ilk şey.
İkincisi de dünya ve Türkiye siyaseti konuşmak.
Siyaset konuşmayı, olayları, konjonktürü değerlendirmeyi çok seviyorum.
Üçüncüsü de Mavi Rüzgar'la beraber hikayecilik yapmak; hikaye üzerine konuşmak, hikaye değerlendirmeleri, film okumaları, oyun okumaları yapmak. ' Mavi Rüzgar'a soralım: Evde anne mi daha otoriter, baba mı?
Hangisi daha çabuk ikna oluyor?
İki oyuncuyla baş etmek zor oluyor mu zaman zaman?
MAVİ RÜZGAR FALAY: 'Her ailenin özel olduğu gibi bizim ailemizin de özelleri var.
Aile içi dinamiklerimiz bizim aile içine kalsın, onu yakın dostlarımız iyi bilir.
Oyuncuyla baş etmek konusuna gelince, oyuncular baş etmesi zor varlıklar oldukları gibi uyumlanması kolay varlıklar.
Benim anne babam özel hayatlarında duyguyu değil, mantığı öne koyan insanlar.
Hele ki çocuk yetiştirmeye gelince, otoriter değiller ama kuralcılar.
Belli kuralları var.
Kuralları genellikle benim mantıklı açıklamalarım ve sebeplendirmelerim dolayısıyla esneyebiliyor.
Ancak güvenliğimi veya sağlığımı tehlikeye atacak unsurlarda tabii ki çok katılar.
Hayatlarında ikisi de beni önceliklendiriyor.
O yüzden esnetilebilen ve esnetilemeyen kurallar var; bunun da ayrımına gün geçtikçe ben daha iyi varıyorum.
Bu şekilde cevaplayabilirim.' Barış bey, müsaadenizle diziden de bahsetmek istiyorum.
Her işinizde üzerine koyarak, akıllarda kalan performans sergilemeyi başarıyorsunuz.
Kuruluş Orhan'da da yine öne çıkan karakterlerden birini canlandırıyorsunuz.
Kuruluş Orhan macerası nasıl başladı, nasıl devam ediyor sizin için?
BARIŞ FALAY: 'Çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için.
Kuruluş Orhan macerası benim için böyle heyecanlı, yüksek bir tempoda başladı; aynı yoğunlukta da devam ediyor.
Oldukça keyif alıyorum.
Çok kolay değil, şimdiye kadar yaptığım setlere göre fiziksel anlamda biraz daha fazla aktivasyon gerektiren bir setti.
Ama bunun da olabildiğince tadını çıkartmaya gayret ediyorum. Tarihe ilginiz var mıydı?
Dönem işini sevdiniz mi?
Yoğun bir eğitim sürecinden geçmişiniz sanırım...
BARIŞ FALAY: Tarihe ilgim çok fazla olduğunu söyleyemem fakat hikayeciliğin her çeşidine oldukça ilgiliyim diyebilirim.
Bu yüzden de deneyimlemek istediğim bir alandı, özellikle böyle aksiyonu bol bir dönem işi yapmak...
Olabildiğince tadını çıkartmaya çalışıyorum; atın, kılıcın ve yeni dostlukların.' Set atmosferi oldukça büyük ve yoğun.
Böyle bir prodüksiyonun içinde olmak size ne katıyor?
BARIŞ FALAY: 'Evet, Kuruluş Orhan büyük bir organizasyon istiyor.
Geniş kalabalık bir ekip, keza kamera arkasıyla da geniş bir ekip...
Dolayısıyla iyi bir organize olma durumunu gerektiriyor.
Onun verdiği o deneyimin verdiği bir keyif kuşkusuz söz konusu.
Ama Kuruluş Orhan özellikle aşkla yola çıkılmış bir iş diyebilirim.
Meselesi olan bir iş...
Dolayısıyla da o meselesi olan işin, aşkla doğan işin içinde olmaktan ben de çok keyif alıyorum.' Ve Sahinsah bey gibi tarihi bir karakteri canlandırmanın sizdeki ve toplumdaki karşılığı nedir?
Nasıl yorumlar alıyorsunuz?
BARIŞ FALAY: 'Şahinşah hem gelenekçi hem cüretkar bir kişilik diyebilirim.
Deneyimlemesi keyifli...
Öyle olduğunu düşündüğüm için kabul etmiştim rolü ama deneyimlerken de beni yanıltmadı karakter.
Şanslı bir aktörüm, genelde güzel karşılıklar alıyorum seyirciden.
Çıktığım yolculukta da, mesleki yolculukta da genelde birbirine hiç benzemeyen adamları canlandırmayı tercih ettim.
Dolayısıyla seyirci biraz o farklılıklarıma da alışık gibi geliyor bana.
Beni daha önceden izlemiş olan seyirci bu farklılıklarımı, farklı oyun tarzlarımı kabul ediyor gibi geliyor bana.
Güzel karşılıklar alıyorum şükür.' (Fotoğraflar: Takvim Foto Arşiv, Sabah, Sosyal medya)