Haber Detayı
Refah çağının paradoksu: Dünya zenginleşirken gençler neden mutsuzlaşıyor?
Dünya hiç bu kadar zengin ve fırsatlara açık olmamıştı.
Dünya zenginleşiyor, teknoloji daha akıllı hale geliyor ve fırsatlar her zamankinden daha bol.
Fakat aynı zamanda, giderek daha fazla insan mutlu olmadıklarını itiraf ediyor.Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Profesör Ira Bedzov, Psychology Today'deki köşesinde bu paradoksu inceliyor.
Sorusu basit: Eşi benzeri görülmemiş bir refah çağında insanlar neden daha az mutlu?Sayılara bakarsanız, bugünkü nesil öncekilere kıyasla daha iyi yaşıyor.
Eğitime, tıbba ve bilgiye erişim daha da arttı.
Teknoloji ise hayatımızı tanınmayacak kadar değiştirdi.Başka bir kıtadan anlık görüntülü görüşmeler, sınırsız çevrimiçi kütüphaneler, dünyanın her yerinden öğrenme gibi olanaklar 20 yıl önce bir fantezi gibi görünüyordu.Ancak ekonomik büyüme ve teknolojik ilerlemeye rağmen, yaşamdan memnuniyet duygusu giderek azalıyor.Refah çağının paradoksu Son küresel araştırmalara göre, ABD'deki yaşam memnuniyeti seviyeleri birkaç yıl öncesine göre daha düşük ve giderek daha çok sayıda insan mutlu olmadığını söylüyor.Bu durum özellikle Z kuşağı ve milenyum kuşağından gençler için geçerli.
Küresel Gelişim Çalışması isimli bir araştırmaya göre, öznel refah seviyeleri en düşük olan gruplar bunlar.
Birçok genç, hayatlarının kendileri için çok anlamlı görünmediğini ve işlerinin gerçek bir anlamı olmadığını söylüyor.
Daha ileri yaşlardaki milenyum kuşağı biraz daha iyi durumda ama onlar da giderek kariyer, mali yükümlülükler ve ailevi endişelerin baskısını hissediyorlar.X kuşağı ve İkinci Dünya Savaşı'nın ardından doğan kuşak genel olarak hayattan daha memnun görünüyor.
Fakat Ira Bedzov'a göre, 10 ila 20 yıl önceki aynı yaştaki insanlardan daha mutsuzlar.
Bu eğilim o kadar belirgin ki 2023'te Amerikan hükümetinin sağlık danışmanı Vivek Murthy, yalnızlığı ve sosyal izolasyonu gerçek bir halk sağlığı salgını olarak nitelendirdi.Bu durumda akla şu soru geliyor: Zenginlik arttıkça insanlar neden giderek daha az mutlu oluyor?Sonsuz kıyaslamalar tuzağı Bunun bir nedeni sosyal karşılaştırma mekanizması.Tarihin büyük bir bölümünde insanlar kendilerini bizzat tanıdıklarıyla karşılaştırdı.
Komşular, arkadaşlar ve meslektaşlar.
Çevre küçüktü.Sosyal medya her şeyi değiştirdi.
Şimdi her gün dünyanın dört bir yanından yüzlerce başarı öyküsü görüyoruz ve neredeyse hepsi mükemmel görünüyor.
Seyahatler, başarılar, güzel ilişkiler, canlı bir yaşam...
Sosyal medya gönderileri özenle seçilmiş anlardan oluşuyor.Her gün böyle paylaşımları gören bir genç, gerçekte her şey yolunda gidiyor olsa bile, kolayca hayatının yeterince ilginç veya başarılı olmadığını düşünebiliyor.Bir başka etki daha var.
Dikkat birkaç internet ünlüsüne odaklandığında, tüm sosyal alanın herkese yetecek kadar yer bulunmayan bir oyun alanı gibi olduğu hissi oluşuyor.Böyle bir dünyada, görünmez hissetmek kolay.Araştırmalar, bu dinamiğin gençler arasında artan kaygı ve depresyon belirtileriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Çünkü öz saygıları giderek başkalarının, hatta yabancıların onları çevrimiçi olarak nasıl değerlendirdiğine bağlı hale geliyor.Ancak Ira Bedzov'a göre sorun sadece karşılaştırmada değil.
Daha derinde, mutlu bir yaşamın ne anlama geldiği fikrinde yatıyor.Mutluluk bir performans gösterisi Günümüzde başarı, giderek başkalarına gösterilmesi gereken bir şey olarak algılanıyor.Sosyal medyayı açtığınızda, yeni başarılar, kariyerde zaferler, seyahatler ve mutlu ilişkilerle ilgili hikayelerle dolu paylaşımlarla karşılaşıyorsunuz.
Ve yavaş yavaş, hissettirmeden bir değişim meydana geliyor.
İnsanlar sevdikleriyle birlikte yaşamak yerine, paylaşacak etkinlikler aramaya başlıyor.Bu nedenle, başarının dışsal işaretlerine duyulan arzu artıyor.
Prestijli üniversitelerden diplomalar, tanınmış şirketlerde stajlar, muhteşem alışverişler, görkemli partiler veya egzotik seyahatler.Bu başarılarla birlikte, mutluluğun otomatik gelmesini bekliyoruz.
Ancak çoğu zaman bunun tam tersi oluyor.
Hedeflere ulaşıldığında, kişi birdenbire sevincin beklenenden çok daha az olduğunu fark ediyor ve hayal kırıklığı başlıyor.
Düş ve gerçeklik Birçok genç, başarılı yaşam vizyonları ile gerçeklik arasında giderek büyüyen bir uçurum yaşıyor.Hayalindeki senaryo prestijli eğitim, iyi bir iş, kariyer, seyahat, güzel şeyler, aktif bir yaşam gibi unsurlar.
Oysa gerçeklik genellikle rutin, stres ve belirsizlikten oluşuyor.En önemlisi de tüm bunlar her zaman anlam, yakınlık ve içsel istikrar duygusunu desteklemiyor.Mutluluk sadece büyük başarılarda doğmuyor, çoğu zaman hayatın sıradan anlarında ortaya çıkıyor.İş hayatında, ilişkilerde, ortak girişimlerde, bir insanın gerçek değerlerine karşılık gelen unsurlarda.
Yani, sadece sosyal medyada iyi görünen şeylerde değil.
Para mutluluk getirmediğinde Ekonomik anlamda büyüme gerçekten de hayatı iyileştiriyor.
Güvenlik, rahatlık ve yeni fırsatlar etiriyor.Ancak belirli bir refah seviyesinden sonra, paranın mutluluk üzerinde neredeyse hiçbir etkisi kalmıyor.
Diğer şeyler çok daha önemli hale geliyor:Bunlar, bir kişinin hayatını nasıl değerlendirdiğini belirliyor.
Yasaklar neden işe yaramıyor?
Çözüm çok açık gibi görünebilir.
Sosyal medyada daha az zaman geçirmeniz yeterli.Ancak Ira Bedzov'a göre bu nadiren işe yarıyor.
Psikologlar bu olguya psikolojik tepkisellik diyor.
Özgürlük üzerindeki kısıtlamalara karşı doğal bir insani tepki.
Birine "bunu yapmayı bırak" denildiği anda, o şeyi yapma isteği artar.Bu nedenle, "daha az cep telefonu" kuralı genellikle tam tersi etki yaratıyor.İnsanların neden sürekli olarak sosyal medyada gezinmeye başladığını anlamak çok daha önemli.Çoğu zaman bunun arkasında basit şeyler var.
Can sıkıntısı, yalnızlık veya başkalarıyla bağlantı kurma ihtiyacı gibi.
Bu ihtiyaçları karşılamanın başka bir yolunu bulursanız, davranışınız yavaş yavaş değişecektir.
Kıyaslamadan bağlatıya Ira Bedzov'un makalesinde temel sonuç basit.
Sosyal karşılaştırmanın yerini sosyal bağlantı almalı.Z kuşağının yaşadığı dünyada her zamankinden daha fazla fırsat, sürekli gösterilen başarı ama sıklıkla gerçek insanlarla bağın zayıflaması var.
Bu nedenle günümüzün temel çelişkisi oluşuyor ve daha önce görülmemiş fırsatlar, memnuniyetsizlikle birleşiyor.
Belki de çözüm göründüğünden daha basit.Bazen, daha mutlu olmak için insanların yeni başarıların peşinden koşmaktan çok, zaten sahip olduklarıyla nasıl yaşayacaklarına daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor.