Haber Detayı

İran Savaşı ve ABD’de derinleşen iç çatışma
Gündem ahaber.com.tr
23/03/2026 06:59 (1 saat önce)

İran Savaşı ve ABD’de derinleşen iç çatışma

İran savaşı artık yalnızca Orta Doğu ve Körfez'in değil, ABD'nin iç siyasi dengelerinin de belirleyici unsurlarından biri haline gelmiş durumda. Washington'da yaşanan tartışmalar, klasik bir dış politika ayrışmasının ötesine geçerek, Amerikan sağının kendi içinde derinleşen bir fay hattına işaret...

İran savaşı artık yalnızca Orta Doğu ve Körfez'in değil, ABD'nin iç siyasi dengelerinin de belirleyici unsurlarından biri haline gelmiş durumda.

Washington'da yaşanan tartışmalar, klasik bir dış politika ayrışmasının ötesine geçerek, Amerikan sağının kendi içinde derinleşen bir fay hattına işaret ediyor.

ABD'nin 'sonsuz savaşlar' politikası Cumhuriyetçi tabanda artık ciddi şekilde sorgulanıyor.

İran gibi yeni bir cephe açılması ise, artık açıkça 'America First' çizgisinin ruhuna aykırı, hatta bir tür ihanet olarak görülüyor.

Bu yaklaşım yalnızca marjinal bir itiraz değil; aksine Cumhuriyetçi Parti tabanında giderek güçlenen bir damarın sesi.

Washington'daki dış politika kararlarının seçmen tabanının görüş ve beklentilerinden tümüyle kopuk bir (siyonist, evanjelist, küreselci karışımı) 'sözde' elit bir çevre tarafından yönlendirildiği iddiası da giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.

Bu durum, Cumhuriyetçi Parti içinde uzun süredir bastırılan gerilimleri açığa çıkarmakta.

Artık ABD sağında dış politika bir birlik alanı değil, açık bir ayrışma hattı.

Cumhuriyetçi tabanın önemli bir bölümü, ülkenin yeni ve maliyetli savaşlara sürüklendiğine inanıyor.

Başkan Trump ise bu fay hattının tam ortasında durmakta.

Siyasi yükselişini 'sonsuz savaşları bitirme' ve Amerikan askerini gereksiz çatışmalardan uzak tutma vaadi üzerine kuran Trump, bugün İran Savaşı'yla birlikte ciddi bir samimiyet testinden geçiyor. 'Bir tek Amerikan askerinin dahi burnunun bile kanamayacağı' yönündeki güçlü söylem, uçaklardan törenle alınan asker naaşları ile birlikte, sahadaki gelişmeler karşısında giderek daha kırılgan hale geliyor.

Trump'ın yaşadığı çelişki kişisel değil, yapısal.

Aynı anda hem savaş karşıtı bir toplumsal koalisyonun hem de kökleri 50-60 yıla dayanan ve zaman içerisinde evanjelist ve siyonist anlayışla 'soslanmış' neocon müdahaleci reflekslere sahip bir devlet aygıtının liderliğini yürütmeye çalışmakta.

Çünkü, MAGA Hareketi'nin Epstein skandalı ve belgeleri ile Washington'dan temizlenmesini istediği radikal Hristiyan evanjelist ve pro-israilci siyonist bürokrat ve siyasetçilerin temizliği beklenen ölçüde gerçekleşmedi.

Bu nedenle, son derece tehlikeli, vahşi ve kendilerinden olmayanların öldürülmesini mübah gören bu sapkın, şeytani zihniyetin temsilcileri, ABD'nin dış politikasını zehirlemeyi sürdürüyor.

Bir yanda, İran Savaşı için hızlı zafer ve düşük maliyet söylemi; diğer yanda 'sonuna kadar gitme' naraları...

Bu iki dil arasındaki gerilim, yalnızca bir iletişim sorunu değil, derin bir stratejik sıkışmışlığın göstergesi.

Bu sıkışmışlığın siyasi maliyeti ise Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde ortaya net bir biçimde çıkacak Amerikan seçmeni kısa ve net sonuç üreten askeri operasyonları tolere edebilir; ancak uzayan, maliyeti artan ve belirsizlik üreten savaşlara karşı negatif tepki hayli kuvvetli oluyor.

İran Savaşı'nın bu ikinci kategoriye kayması halinde, Cumhuriyetçiler için ciddi bir seçim şoku ihtimali ufukta gözükmekte.

Üstelik, mesele yalnızca iç siyasetle de sınırlı değil.

ABD'de derinleşen bu siyasi türbülans, Atlantik İttifakı'nın geleceğini ve küresel ekonomi-politik dengeleri de doğrudan etkiliyor.

Avrupa başkentleri artık sadece Rusya'yı değil, Washington'daki karar alma süreçlerinin öngörülemezliğini de hesaba katmak zorunda.

Bir gün savaşı hızla bitirme vaadi, ertesi gün sonuna kadar sürdürme kararlılığı...

Bu dalgalı stratejik dil, ABD'nin müttefikleri nezdinde güvenilirliğini aşındırıyor.

Daha da önemlisi, bu belirsizlik küresel sistemde ciddi kırılganlıklar üretiyor.

Enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine, finansal piyasalardan savunma harcamalarına kadar geniş bir alanda risk primi yükseliyor.

ABD'nin iç siyasi dengelerini yönetmekte zorlanması, küresel sistemin taşıyıcı gücü olma kapasitesini de tartışmalı hale getiriyor.

Bugün Washington'da yaşanan derin içi siyasi kriz, ABD'nin dış politikasına dair tercihlere dayalı bir tartışmanın çok ötesinde, Amerikan sağının kimliğini yeniden tanımlama mücadelesi.

İran Savaşı bu mücadelenin katalizörü haline gelmiş durumda.

Eğer bu iç siyasi gerilim derinleşirse, ABD yalnızca dış cephede değil, kendi içinde de stratejik yönünü kaybeden bir güç haline gelebilir.

Ve belki de 21.

Yüzyıl'ın en kritik sorusu şu olacak: Küresel belirsizliğin kaynağı yükselen güçler mi, yoksa kendi içinde yön arayan bir ABD mi?

İlgili Sitenin Haberleri