Haber Detayı
Algoritma, mesleki bir krize dönüştü
Dijitalleşme, oyunculara sınırları aşma ve dünyaya açılma fırsatı sunsa da, beraberinde getirdiği veri odaklı denetim, sanatsal özgürlüğü kısıtlayabilen bir 'Gözetleme Kulesi' etkisi yaratıyor. Günümüz oyuncusu artık sadece yönetmeni, yapımcıyı veya izleyicileri değil; perde arkasındaki görünmez kodları da ikna etmek zorunda. Algoritmanın uyguladığı sistematik baskı, artık bir dert yanma evresini geçip, mesleki bir krize dönüştü
Dijitalleşme, oyunculara sınırları aşma ve dünyaya açılma fırsatı sunsa da, beraberinde getirdiği veri odaklı denetim, sanatsal özgürlüğü kısıtlayabilen bir gözetleme kulesi etkisi yaratıyor.
Oyuncular artık sadece yönetmeni veya izleyicileri değil, aynı zamanda görünmez kodları da ikna etmek zorunda.
Son zamanlarda hangi oyuncuyla sohbet etsem algoritmanın kendilerine uyguladığı baskıdan ve bunun sonuçlarından söz ediyor.
Daha doğrusu dert yanıyor.
Şöyle; Geleneksel yayıncılıkta bir oyuncunun başarısı, canlandırdığı karakterin izleyicilerle kurduğu duygusal bağ ve oyunculuk yeteneği üzerinden ölçülürdü.
Ancak dijital dünyada oyuncular, sadece yönetmeni, yapımcıyı ve izleyicileri değil algoritmayı da ikna etmek zorunda.
Hatta en önce algoritmanın gözüne girmek zorundalar.
KRİTER BİLGİ VE YETENEK Mİ YOKSA ALGORİTMANIN VERİLERİ Mİ?
Oyuncuların sosyal medya etkileşiminin, bir yapımın kadrosuna seçilme aşamasında yeteneğinin önüne geçebildiğini gözler önüne seren örneklerle karşılaştık.
Birçok oyuncu, bu konuda; Ben daha yetenekli olduğum halde bir başkasının sosyal medya takipçisi daha fazla olduğu için kadroya seçildi türündeki söylemleriyle isyanlarını dile getirdi.Çünkü algoritmalar, neyin İzlendiğini verilerle sunduğu için yapımcılar, bazen risk almaktan kaçınıp algoritmanın onayladığı kalıplara yöneldi / yönelebiliyor.
Sinema filmlerinde izleyici sayısı ile TV dizilerinde reyting karnesi, yapımlar adına kolektif bir başarı veya başarısızlık olarak algılanırken; algoritma baskısı oyuncular üzerinde bireysel bir yük haline dönüşüyor.
Bu da bir oyuncuda Mesleki değer kaybı hissi yaratabiliyor.
ALGORİTMANIN ESİRİ OLMAK KAÇINILMAZ MI?
Algoritma, düzenli paylaşım yapmayan oyuncuları cezalandırarak alt sıralara itiyor.
Bu da oyuncunun kariyerini bulanıklaştırırken neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda tereddütlere düşmesine, o güne kadar doğru bildiklerinin Yanlış çıkmasından dolayı bunalıma sürüklenecek kadar iç dünyasında yıkımlara neden oluyor.Ayrıca; belirli bir dönemde örneğin romantik komedi veya dönem draması algoritmalarda öne çıkıyorsa, oyuncular, kendilerini sürekli benzer rollerin içinde de bulabiliyor.
Bunun yanı sıra dijital platformların algoritmaları sadece yerel değil, küresel veriye göre çalıştığı için oyuncular, uluslararası estetik ve performans standartlarına uyum sağlama konusunda kendilerini baskılanmış hissetmeleri performansın düşmesine zemin hazırlıyor.
TOKSİK YORUMLARA VE LİNÇ KÜLTÜRÜNE MARUZ KALIYORLAR Bu da yetmezmiş gibi algoritmanın öne çıkardığı toksik yorumlar veya linç kültürüne doğrudan maruz kalmak, oyuncuların mental sağlığıyla birlikte en büyük sermayeleri olan yaratıcı cesaretini ve deneysel ruhunu zayıflatabiliyor.Bütün bunların sonucunda dijitalleşmenin oyunculuk mesleğini bir veri madenciliğine dönüştürme riski taşıdığını söylemek yanlış olmaz.
Zira; sanatın özündeki öngörülemezlik ve insani kusur, algoritmanın mükemmeliyetçi ve sayısal anlayışıyla kafa kafaya çarpışıyor.
Görünen o ki eğer sektör, yeteneği veri setlerinin ötesinde konumlandırmayı başaramazsa; mesleki değer kaybı sadece oyuncuların değil, tüm sinema ve televizyon endüstrisinin ortak sorunu haline gelecek.