Haber Detayı
Erdoğan: ‘Hamdolsun ki, tarihimizin hiçbir döneminde oyuna gelmedik’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Şubat'ta İsrail ve ABD'nin İran'a saldırıları ve İran'ın misilleme saldırılarıyla devam eden çatışmalara ilişkin, Türkiye, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğan bu süreci ilk günden itibaren doğru okuyan, doğru analiz eden, devlet aklının temsilcisi olarak adından övgüyle söz ettiren ülkelerin en başında yer alıyor. Hamdolsun ki, tarihimizin hiçbir döneminde oyuna gelmedik. Bugün de birilerinin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, bugün AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplandı.
Cumhurbaşkanlığı'ndaki toplantının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, şunları kaydetti: Bayramın üçüncü günü Katar'dan aldığımız acı haber maalesef hepimizin yüreğini dağlamıştır.
Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde eğitim faaliyetleri icra eden bir helikopterin kaza kırıma uğraması sebebiyle dördü Katarlı olmak üzere yedi personel şehit olmuştur.
Kazada şehit olan Hava Savunma Binbaşı Sinan Taştekin, ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can ile Katar Silahlı Kuvvetleri mensuplarına Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyorum.
Katarlı kardeşlerimizin acısını paylaşıyor, şehitlerimizin kederli ailelerine, yakınlarına arkadaşlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
NEVRUZ'U BAHANE EDEREK MİLLETİMİZİN SİNİR UÇLARIYLA OYNAYAN ALÇAKLARLA İLGİLİ GEREKENİ YAPIYORUZ Malumunuz bu yıl Ramazan Bayramı'nın ikinci günü baharın müjdecisi, tabiatın yeniden dirilişinin sembolü olan Nevruz gününe tekabül etti.
Nevruz Anadolu'dan Kafkaslara, Orta Asya'dan Orta Doğu'ya pek çok yerde kardeş halklar tarafından asırlardır bayram havasında kutlanıyor.
Daha önceki yıllarda Nevruz'un ruhuna hiç yakışmayan tatsız hadiseler yaşanmakla birlikte, Terörsüz Türkiye sürecimizin de etkisiyle son iki yıldır bu olayların ciddi şekilde azaldığını görüyoruz.
Diyarbakır ve İstanbul'da olduğu gibi, Nevruz'u bahane ederek milletimizin sinir uçlarıyla oynayan alçaklarla ilgili de gerekeni yapıyoruz.
Nevruz'un temsil ettiği değerlere gölge düşüren hiçbir provokasyona izin vermeyiz.
Bu günlerde stratejik önemi daha iyi anlaşılan Terörsüz Türkiye sürecimizi baltalamayı amaçlayan bu tarz tahrikler bizden gereken cevabı alacaktır.
Türkiye'yi girdiği bu hayırlı yoldan döndürmeye ne provokatörlerin ne de onların, özellikle ipini ellerinde tutan ağa babalarının gücü yetmeyecektir.
Önümüze çıkan çeşitli engellere rağmen 17 aydır büyük bir sağduyu ile yürüttüğümüz süreci inşallah menziline ulaştıracağız.
Yolumuz yokuş olabilir.
Ama ülkemizin önü açıktır, ufku açıktır.
Allah'ın izniyle yarınları aydınlıktır.
SİLAH VE ŞİDDETİN DEVRİ KAPANDIKÇA KAZANAN ÜLKEMİZ OLACAK Burada şunun da bilinmesini isterim.
Terörsüz Türkiye sürecimiz nasıl yarım asırlık kanlı bir oyunu bozuyorsa Terörsüz Bölge idealimiz de Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasına nifak duvarları örmek isteyenlerin planlarına set çekmektedir.
Bunu önce Suriye'nin kuzeyindeki gelişmelerde gördük.
Son olarak bunu, İran'a yönelik kotarılmak istenen kirli planda gördük.
Sadece bu iki bölgesel gelişmeye bakmak bile bizim bir buçuk sene önce ortaya koyduğumuz vizyonun isabetini ve stratejik değerini anlamak için kafidir.
Birlik ve beraberliğimiz güçlendikçe, kardeşliğimiz pekiştikçe, silah ve şiddetin devri kapandıkça, bunu özellikle söylüyorum, kazananı hep söylediğimiz gibi ülkemiz olacak, milletimiz olacak, bölgemizdeki kardeş halklar olacaktır.
Bundan hiçbir vatandaşımızın şüphesi olmasın.
Biz bu coğrafyada bin yıldır beraber yaşıyoruz.
Bölgenin kadim sakinleri olarak hüznümüz de sevincimiz de hep bir oldu.
Bugün de kalbimiz birlikte atıyor.
Gözyaşlarımız birlikte akıyor.
Şiddetin, kinin, nefretin diline teslim olmayacak, bölgemizde sevginin, barışın, kardeşliğin evrensel dilini yüceltmeye inşallah devam edeceğiz.
Maalesef savaşların gölgesinde geçirdiğimiz Nevruz'un başta milletimiz olmak üzere bölge halklarına barış, huzur, bereket getirmesini diliyorum.
Milletimizin Nevruz Bayramı'nı bir kez daha tebrik ediyor, bu anlamlı günün aramızdaki muhabbet bağlarını güçlendirmesini temenni ediyorum.
Küresel sistem 2008 krizinden bu yana sancılı ve sarsıntılı olduğu kadar, köklü bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir.
Söz konusu değişim dört ana eksende aktörler arasındaki rekabeti ciddi manada kızıştırmaktadır.
Uluslararası sistem, temelde şu soruların cevabı aramaktadır: teknolojiye kim yön verecek?
Veriyi ve yapay zekayı kim yönetecek?
Üretim, tedarik ve tüketim zincirlerini kim domine edecek?
Enerji kaynaklarını ve ticaret yollarını kim kontrol edecek?
Çok kutupluluğa doğru evrilen dünya düzeninde yeni kutup başları kimler ve hangi ülkeler olacak?
Can yakıcı sonuçlarıyla bir süredir yüzleştiğimiz meselelerin özü ve özeti bu sorulara verilecek cevaplarda mahfuzdur.
BU YENİ ÇATIŞMA VE SAVAŞ KONJONKTÜRÜNE TÜRKİYE OLARAK ÇOK İYİ HAZIRLANDIK Tıpkı bir asır önce olduğu gibi yeni dünya düzeninin mücadele sahası olarak bir kere daha bölgemiz belirlenmiştir.
Klasik ittifaklar çözülürken, benzer tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya olan ülkeler arasında yeni ittifaklar kurulmaktadır.
Yine bu süreçte bölgesel iş birliğinin daha önce hiç olmadığı kadar öne çıktığını görmekteyiz.
Dünyanın bu yeni çatışma ve savaş konjonktürüne Türkiye olarak, iktidar olarak hamdolsun çok iyi hazırlandık.
Türkiye'nin enerji arz güvenliğini güçlendirecek adımlar attık.
Hem kaynak çeşitlendirmesine hem de kendi yeraltı kaynaklarımızı devreye alacak projeleri hayata geçirdik.
Ulaştırma alanında zaten ülkemizin kısa sürede yazdığı destan ortadadır.
Şayet Londra'dan Çin'e kadar kesintisiz demir yoluyla gidilebiliyorsa bu, ülkemizde inşa ettiğimiz demir yolları köprüler, tüneller sayesindedir.
Ana muhalefetin 'Kuşların göç yolunu engelliyor' diyerek karşı çıktığı İstanbul Havalimanımız, bayram boyunca 5 bin 871 uçuşla toplam 874 bin yolcuya hizmet verdi.
Havalimanlarımızın tamamında 16 bin 851 uçak trafiği ile 2 milyon 531 bin yolcuya hizmet sunuldu.
Demiryollarımızı 2 milyon 490 bin kişi kullandı.
Bankacılık sistemimiz başta olmak üzere finansal yapımızı beklenmedik şoklara karşı dayanıklı hale getirdik.
Toplam 47 ülke ile Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyleri tesis ettik.
Afrika ve Latin Amerika gibi ilişkilerimizin kısıtlı olduğu coğrafyalarla ticari ve beşeri münasebetlerimizi ilerlettik.
Sanayi ve üretimde 182 yeni organize sanayi bölgesi, 85 yeni teknopark kurarak altyapımızı tahkim ettik.
TÜRKİYE'NİN GÜVENLİK ÇEMBERİNİ HUDUTLARIMIZIN ÖTESİNE KADAR GENİŞLETTİK Savunma sanayinde katettiğimiz mesafe ise akademik çalışmalara konu olan büyük bir başarı hikayesidir.
Karşılaştığımız onca engele, gizli-açık ambargoya rağmen hamdolsun pek çok alanda kendi kendine yeten bir ülke konumuna geldik.
İnsansız hava araçlarından füze ve roketlere, elektronik harp sistemlerinden hava savunma yeteneklerine, savaş gemilerinden top, tank, helikopter, zırhlı araç ve obüslere kadar çok geniş bir skalada yerli-milli imkanlarla büyük işler başardık.
Bir başka devrimi ülkemizin güvenlik paradigmasında gerçekleştirdik.
Türkiye'nin güvenlik çemberini hudutlarımızın ötesine kadar genişlettik.
İlim ve hikmet pınarı koca Yunus'un o güzel ifadesiyle eğer söyleyecek olursak, 'Dirildik, pınar olduk.
İrkildik, ırmak olduk.
Artık denize dolduk.
Taştık, elhamdülillah'.
Evet, biz de tam olarak bunu yaptık.
Yolumuza konulan takozları tek tek kaldırarak önümüze örülen duvarları bir bir yıkarak bu günlere geldik.
Darbe girişiminden sokak olaylarına, terör saldırılarından salgına, depremden bölgesel çatışmalara kadar tek başına bir ülkeyi yere serecek badireleri biz olabilecek en az hasarla atlattık.
Bugün kendi önceliklerimiz doğrultusunda kendi kararlarımızı veriyor ve bunları uygulayabiliyorsak gerisinde işte bu vizyoner hamleler buluyor.
BİRİLERİNİN BİZİ ÇEKMEK İSTEDİĞİ TUZAKLARA DÜŞMÜYORUZ Türkiye, büyüklüğünün bilincinde bir ülke olarak, bölgesinde ve dünyada duruşuyla, tutumuyla, söylem ve icraatlarıyla temayüz etmektedir.
Türkiye doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilme cesareti gösteren nadir ülkelerden biridir. 28 Şubat'ta komşumuz İran'a yönelik İsrail'in baskısıyla başlayan saldırılar sonrasında ülkemizin bu vasfı daha çok konuşulmaya başlandı.
Türkiye, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğan bu süreci ilk günden itibaren doğru okuyan, doğru analiz eden, devlet aklının temsilcisi olarak adından övgüyle söz ettiren ülkelerin en başında yer alıyor.
Hamdolsun ki, tarihimizin hiçbir döneminde oyuna gelmedik.
Bugün de birilerinin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmüyoruz.
Tedbirli, temkinli ve soğukkanlı bir şekilde, sükuneti elden bırakmadan kardeşlik ve komşuluk hukukuna riayet ederek bu süreci yönetiyoruz.
Tekrar ediyorum.
Ülkemizi bu ateş çemberinin dışında tutmakta kararlıyız.
SAVAŞIN BÖLGE ÜLKELERİ ARASINDA BİR YIPRATMA SAVAŞINA DÖNÜŞMESİNİ İSTEMİYORUZ Savaşın bölge ülkeleri arasında bir yıpratma savaşına dönüşmesini asla istemiyoruz.
Şurası bir gerçek ki, savaş sadece şehirlerde ve üretim tesislerinde değil, zihinlerde ve gönüllerde açtığı tahribatla da derin izler bırakmaktadır.
Özellikle Körfez'deki ülkelere yönelik misillemelerin böyle bir riski vardır.
Bunlar karşılıklı öfkeyi büyütecek, nefreti körükleyecek, kardeşler arasına yeni nifak tohumlarının ekilmesine zemin hazırlayacaktır.
Buna fırsat verilmemelidir.
Savaş uzadıkça maalesef başka komplikasyonlar da ortaya çıkıyor.
Bilhassa dünya enerji ticaretinin yüzde 20'sinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı'nın kapanması küresel ekonomiyi ciddi bir türbülansa sokmuştur. 28 Şubat'tan bu yana Brent petrolün varil fiyatı yüzde 40 artmıştır.
Bunun üzerine kimi ülkeler yakıt tüketimini düşürmek amacıyla depolara litre kısıtlaması getirmekten okulların tatil edilmesine kadar bir dizi tedbiri devreye almıştır.
Günden güne kabaran ekonomik fatura karşısında savaşın bir an önce sona erdirilmesine yönelik çağrılar hız kazanmıştır.
SAVAŞ, NETANYAHU'NUN İKBAL SAVAŞI AMA CEREMESİNİ 8 MİLYAR ÇEKİYOR Son 25 gün bize şunu göstermiştir.
Savaş, İsrail'in savaşı olmakla birlikte bedelini tüm dünya ödüyor.
Savaş, Netanyahu'nun ikbal savaşı ama ceremesini 8 milyar çekiyor.
Netanyahu'nun başında olduğu katliam şebekesi, bölge barışı adına, insanlık adına artık derhal durdurulmalı.
Her ülke bu konuda cesur ve ön alıcı bir tutum sergilemelidir.
Daha fazla yıkım olmadan, daha fazla kan dökülmeden, araya daha fazla husumet girmeden tüm bunların yanı sıra küresel ekonomide telafisi yıllar alacak tahribat oluşmadan bu anlamsız ve hukuksuz savaş bitmeli, diyalog kapısı açılmalı, sonuç alıcı müzakere sürecine süratle başlanmalıdır.
İsrail'in uzlaşmaz, maksimalist, radikal tavrının diplomatik çözüm yollarını kundaklamasına müsaade edilmemelidir.
Dünya barışı ve istikrarına önem veren hiçbir ülke bundan böyle İsrail'in haksız yere bölgemizde yaktığı ateşe odun taşımamalıdır.
Türkiye tüm gücüyle, tüm imkanlarıyla, uhdesinde bulunan tüm araçlarla barışın adaletin istikrarın tesisi için çalışmaya devam edecektir.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞIMIZI TALİMATLANDIRDIK Son günlerde araç sahiplerinin serzenişlerine sebep olan plaka, görüntü ve ses sistemleri ile ilgili uygulama sürecinin vatandaşlarımızda yeni mağduriyetlere yol açmadan çok dikkatli yönetilmesi noktasında İçişleri Bakanlığımızı talimatlandırdık.
Öte yandan, İran'daki savaşın piyasalarda sebep olduğu dalgalanmaları yakından takip ediyoruz.
Petrol fiyatlarını aniden yükselten bu küresel şokun hiç kuşkusuz Türkiye ekonomisine de yansımaları olmaktadır.
Tüm dünyayı olumsuz etkileyen bu süreçten vatandaşlarımızı korumak için Eşel Mobil gibi farklı tedbirleri devreye alıyoruz.
Şu gerçeği bugün bir kez daha tüm samimiyetimle ifade etmek isterim.
Bu tür beklenmedik şoklar karşısında Türkiye ekonomisinin direnç eşiği şu an tarihinin en yüksek seviyesindedir.
Bundan hiç kimsenin tereddüdü olmasın.
Milletim şu hususu da lütfen aklından çıkarmasın.
Türkiye'nin bugünkü seviyelerine gelmesinin temelinde siyasette istikrar ve güven ortamının kökleşmesi vardır.
Siyasette güveni ve istikrarı koruduğumuz sürece, Allah'ın izniyle her türlü engeli aşar, her türlü sıkıntının üstesinden kolayca geliriz.
Ancak burada bir zafiyet oluşursa bu sefer hep beraber zorluk çekeriz.”