Haber Detayı

Kendi silahıyla vuruldu: İran'dan ABD'ye Hürmüz'de tarihi çalım!
Dünya ulusal.com.tr
26/03/2026 13:31 (8 saat önce)

Kendi silahıyla vuruldu: İran'dan ABD'ye Hürmüz'de tarihi çalım!

ABD'nin İran'a yönelik yaklaşık 140 milyon varillik petrol yaptırımını kaldırmasının ardından Tahran, Washington'ın yıllardır küresel finans sisteminde uyguladığı baskı taktiklerini Hürmüz Boğazı'nda devreye soktu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in pazar günü yaptığı "İranlılara karşı jujitsu uyguluyoruz" açıklamasıyla savunduğu yaptırım hafifletme kararı, İran'ın Amerikan taktiklerini Washington'a karşı bir silaha dönüştürdüğü yeni bir tablo ortaya çıkardı.

ABD, savaş halinde olduğu Tahran yönetimine yaklaşık 140 milyon varil petrol üzerindeki yaptırımları kaldırarak milyarlarca dolarlık bir gelir kapısı açtı.

Bu durum, İran'ın 1995'ten bu yana ilk kez ABD'ye doğrudan petrol satmasına ve ödemeleri tahsil etmek için Amerikan finans sistemini kullanmasına olanak tanıdı.

İRAN HÜRMÜZ'Ü NASIL SİLAHA ÇEVİRDİ?

New York Times'ın haberine göre, Başkan Donald Trump'ı geri adım atmaya zorlayacak seviyede petrol fiyatlarını yükseltmeyi amaçlayan İran'a karşı ABD yönetimi, yaptırımların hafifletilmesiyle piyasayı petrolle doldurup fiyatları düşürebileceğini savunuyor.

Ancak Tahran, Hürmüz Boğazı'nı birkaç haftalığına kapatarak küresel enerji piyasalarında yarattığı baskı sayesinde, 2015 nükleer anlaşmasıyla elde ettiğinden bazı açılardan daha üstün bir yaptırım hafifletmesi sağladı.

İran'ın bu hamlesi, Washington'ın uzun süredir jeopolitik hedefleri için finansal sistemi bir silah olarak kullanma stratejisini, dünyanın en hayati enerji geçiş noktasında başarıyla kopyaladığını ortaya koyuyor.

ABD'NİN FİNANSAL SİLAHI KENDİNE DÖNDÜ Amerika Birleşik Devletleri'nin bugün maruz kaldığı bu stratejinin temelleri 2004 yılına uzanıyor.

Yeniden seçimi kazanmasının ardından dönemin Başkanı George W.

Bush, ambargolar sonrası iki ülke arasında neredeyse hiçbir ticari bağ kalmaması üzerine "İran'la olan etkimizi yaptırımlarla kaybettik," diyerek elindeki kozların yetersizliğini ifade etmişti.

O dönemde Washington'ın müttefikleri, Irak savaşının yarattığı güven kaybı ve yeni bir karmaşık ilişkiye girme riskinden kaçınmaları nedeniyle İran'ı acil bir tehdit olarak görmüyor ve baskı sürecine katılmak istemiyordu.

Bahreyn'deki bir otel kahvaltısında İsviçreli bir bankanın İran'la ilişkilerini kendi isteğiyle kestiğine dair bir habere rastlayan dönemin Hazine Müsteşarı Stuart Levey, durumu daha sonra "Bu benim için bir aydınlanma oldu. " sözleriyle tanımlamıştı.

Bu yaklaşımla birlikte ABD yönetimi, yabancı hükümetleri ikna etmek yerine Londra'dan Frankfurt'a, Dubai'den Hong Kong'a kadar yabancı bankaları dolardan mahrum bırakma tehdidiyle İran'dan uzak durmaya zorlama politikasına geçti.

Bir ABD yetkilisinin "maymunları korkutmak için tavuğu öldürmek" olarak adlandırdığı bu ikincil yaptırım stratejisi kapsamında, tek bir Çin bankasına yaptırım uygulanması tüm küresel finans sektörünün risk toleransını hizaya getirmeye yetmişti.

Son haftalarda İran, bu dış politika taktiğini doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı denizcilik alanında uygulamaya başladı.

Analistlerin, boğazı kapatmak için binlerce deniz mayını gerekeceği ve İran'ın da kendi petrol ihracatı için aynı su yoluna bağımlı olduğu yönündeki varsayımları geçerliliğini yitirdi.

Tahran, az sayıda gemiye nispeten ucuz insansız hava araçları ve füzelerle saldırarak boğazı çok daha düşük maliyetle sekteye uğratabileceğini gösterdi.

ABD'nin her bankaya yaptırım uygulamasına gerek kalmaması gibi, İran'ın da her gemiyi hedef almasına gerek kalmadı; birkaç saldırı örneği küresel denizcilik sektörünün risk hesaplamasını yeniden şekillendirmek için yeterli oldu.

Başkan Trump'ın devlet destekli sigorta teklifi sunması ve denizcileri "biraz cesaret göstermeye" teşvik etmesine rağmen, savaşın başından bu yana Hürmüz Boğazı'ndaki trafik yaklaşık yüzde 90 oranında azaldı .

Şu anda su yolundan geçen az sayıdaki geminin çoğunluğunu İran'a ait gemiler oluşturuyor.

Tahran, güvenli geçişi garanti altına almak için milyonlarca dolarlık geçiş ücreti talep ederek boğazın fiili bekçisi konumunu kurmuş durumda.

HEDEFLER SIFIRLANDI: TRUMP YÖNETİMİNİN TEK DERDİ VE KAPIDAKİ KALICI TEHLİKE Savaşın başlangıcında rejim değişikliği, nükleer silahsızlanma ve askeri zayıflatma gibi hedefler arasında gidip gelen Trump yönetiminin şu anki tek öncelikli hedefi Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak.

Ancak 2015 İran nükleer anlaşması sonrası yaşananlar, krizin geleceğine dair emsaller barındırıyor.

Anlaşma sonrası küresel bankaların İran'la iş yapmasına izin verildiğinde, o dönem HSBC'nin baş hukuk sorumlusu olan Stuart Levey, rejimin temelde değişmediği ve ABD'nin yaptırımları tekrar artırabileceği gerekçesiyle banka için riskin çok yüksek olduğu sonucuna varmıştı.

Bugün de risk algısını artırmanın azaltmaktan çok daha kolay olması ve İran'ın elindeki ucuz insansız hava araçlarının bolluğu benzer bir tablo yaratıyor.

Çatışmanın yeniden alevlenebilme ihtimali ve savaş sona erse dahi İran'ın boğazı istediği zaman bozabileceği korkusunun devam etmesi bekleniyor.

Bu durumun yatırımları caydırması, trafiği azaltması ve küresel enerji piyasalarında kalıcı bir fiyat artışına yol açması öngörülüyor.

YA DİĞER ÜLKELER DE İRAN'IN TAKTİĞİNİ KOPYALARSA?

Amerikan dış politikasının derslerini öğrenen İran, elindeki araçlarla riski artırarak özel aktörleri farkında olmadan devlet yönetiminin araçları haline getirdi ve yıllarca süren diplomasiyle sağlanamayan yaptırım hafifletmesini elde etti.

Tahran'ın daha fazla taviz koparmak için baskıyı artırma stratejisinin işe yaraması, uluslararası arenada yeni soru işaretleri doğuruyor.

Diğer ülkelerin de diplomasi yerine Amerika Birleşik Devletleri ile savaşarak başa çıkma yolunu seçmesi halinde, küresel istikrarı sağlamanın gelecekte çok daha zor ve maliyetli bir hale geleceği belirtiliyor.

İlgili Sitenin Haberleri