Haber Detayı

Erdoğan 'içim kan ağlayarak soruyorum' dedi: 'Tahran'da dökülen gözyaşlarının Riyad'da dökülenlerden ne farkı var'
Türkiye cumhuriyet.com.tr
26/03/2026 16:34 (8 saat önce)

Erdoğan 'içim kan ağlayarak soruyorum' dedi: 'Tahran'da dökülen gözyaşlarının Riyad'da dökülenlerden ne farkı var'

Partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda konuşan AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ortadoğu'da süren savaşa ilişkin, Buradan içim kan ağlayarak soruyorum İsfahan'da Tahran'da dökülen gözyaşlarının, Erbil'de, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Riyad'da dökülenlerden ne farkı var dedi.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu.

Erdoğan'ın gündeminde İran ile ABD/İsrail arasında devam eden savaş vardı.

Erdoğan, İsrail'in kışkırtmalarıyla 28 Şubat'ta İran'a karşı başlatılan savaş, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ediyor dedi.

AÇIK AÇIK SÖYLEMEK İSTERİM Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor.

Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor.

Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi, güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor.

Şunu bir defa açık açık söylemek isterim: Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir.

Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır.

Evlat acısıyla yürekleri Kerbela'ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir.

Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir.

Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir.

ADIMIZIN ALİ OLMASININ ÖMER OLMASININ NE FARKI VAR?

Bakın burada içim kan ağlayarak soruyorum; İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var?

Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Murtaza olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var?

İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz?

Bu anlamsız savaş sebebiyle kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi?

Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri, bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke, değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?

Bakınız tüm samimiyetimle soruyorum; mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar, soruyorum, bizim değil mi?

TEKRAREN VURGULAMAK MECBURİYETİNDEYİM Şundan herkes emin olsun; biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız.

Türkiye ve Türk milleti olarak iyi günde dost ve kardeş bildiğimiz halkları kötü günde yalnız bırakmayız.

Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyim.

Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekâtlara karşı son derece dikkatliyiz.

Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm'in bölgemizi hedef alan böl, parçala, yönet planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz.

Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz.

Aynı kaderi, aynı coğrafyayı paylaşıyoruz.

Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız bir oldu, derdimiz bir oldu, hüznümüz bir oldu, sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu.

Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak.

İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız.

Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız.

Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum.

FATURANIN BEDELİNİ TÜM İNSANLIK ÖDÜYOR Kabine toplantımızı müteakip basın açıklamamızda da ifade ettim.

Savaş İsrail'in savaşı olmakla birlikte ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanlar sonra da tüm insanlık ödemektedir.

Netanyahu hükümeti sadece komşumuz İran'ı hedef almıyor, Lübnan'ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor.

İşgal güçlerinin saldırılarında 2 Mart'tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden yurdundan edilmiştir.

İsrail Suriye'yi de rahat bırakmıyor.

Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor.

Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'yı 27 gündür kapalı tutuyor.

İsrail'in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa'da 1967'den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi.

Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce 2 milyar Müslüman'ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır.

Hangi bahaneyle olursa olsun, Müslümanların Mescid-i Aksa'da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz.

Merhum Akif Emre'nin kainatın var oluş sırrına açılan kapı olarak tarif ettiği Mescid-i Aksa'ya sahip çıkmak insanlığımızın gereğidir.

Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil bakınız nasıl anlatıyor: Vicdan aklını koruyabilen her insanın, sadece Filistin’de değil, bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkûm etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir.

Şimdi, tutsak El Aksa, bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor.

Tutsak Kudüs’e borcumuz Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır.

Kudüs’ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır.

Ben de bugün diyorum ki Kudüs-ü Şerif’i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır.

KİMDEN GELİRSE GELSİN KARŞISINDAYIZ Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi, sesini yükseltmesi, olabileceği en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir.

Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir.

Lailaheillallah İbrahim Halilullah lafzında billurlaşan kuşatıcı anlayışla Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz.

Çok kıymetli kardeşlerim, bu vesileyle altını çizmek isterim ki biz bölgemizin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yanayız.

Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz.

Fakat her türlü hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız.

Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine, savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız.

Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek, akl-ı selimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz.

Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız.

İlgili Sitenin Haberleri